Yazın bir başka oluyor kuzey’in coğrafyası. Canik dağlarının etekleri, Yeşil ırmağın alüvyonlu ovası. Toprak ana cömertliğini esirgemiyor, içinde ne kadar tohum, kök yeşerecek ne varsa uyandırıp yeryüzüne çıkarıyor. Her tarafı yeşile boyuyor…
Bizde hem bu yeşili doyasıya yaşamak, hem de çocukluğumun geçtiği yerde özlem gidermek ve büyükleri ziyaret etmek için dört beş günlüğüne o bölgedeydik. Köyümüzdeydik.
Büyüklerimizin hal ve hatırlarını sorduk. Hayır dualarını alıp, özlemlerimizi gidermeye anılarımızı tazelemeye çalıştık. Bunun yanında bazen çıplak ayaklarımızı toprakla temas ettirip, bedenimizi ruhumuzu dinlendirdik. Kimi zamanda topraklı çamurlu patika yollarında yürüdük. Ellerimize dikenleri batsa da böğürtlen toplamayı ihmal etmedik. Gündüz, çeşitli kuşlardan oluşmuş bir korodan hiç durmaksızın şarkılar türküler dinledik. Gece ise kurbağaların solo konserini. Karanlığın en zifirini yaşadık. Yıldızlarında o kadar parlaklığını gördük. Gece uykuya dalmaya başladığınız vakitlerde sivrisineklerin başucumuzda son dönemde gündemden düşmeyen vuvuzela sesinden bile daha sinir edici vızıltılarına şahit olduk. Sabahın köründe çalar saat gibi çalmaya başlayan horozların sesleriyle uyandık.
*****
Gece sohbetler yaptık. Bağ, bahçe, gibi genelde tarım ile ilgili konularda. Kimi bağına bahçesine azot, üre, fosfatlı suni gübrelerin hepsini karıştırıp attığını, haşerelere karşı dönem dönem üç beş defa ilaçlama yaptığını anlattı. Kimi de bahçelerde yetişen otları ilaçlayarak amansız mücadele ettiğini ve bahçesinde hiç ot bitmediği ile övündü durdu. Birileri ise bahçede ki fındık ağaçlarının artık verimsizleştiği ve kurumaya başladığını ve buna bir anlam veremediğinden söz etti. Hatta bunu hükümete bağlayanlar bile oldu. Hatırlanacağı üzere hükümet fındık sorunu alternatif ürün ekilerek çözülmesini önermiş ve bahçelerin sökülmesinden söz etmişti. Fındık bahçelerini sökenlere teşvik bile vereceğini söylemişti. Ama hiç kimse buna yanaşmamış bahçesindeki fındık ağaçlarını sökmemişti. İşte acaba devlet gizliden gizliye bu tarım ilaçlarının içine bir şey mi katıyordu da bu ağaçlar kuruyordu gibi endişeler de dile getirildi. Oysa yıllardır suni gübre ve amansız ilaçlama ile toprak iyice zehirlenmiş bunun intikamını o fındık ağaçlarını kurutmaya başlayarak yavaş yavaş almaya başlamıştı beklide. Bunu kimse bilmiyordu ve bu olayı bir şekilde zehirli ilaçlara yoran olmuyordu. Çünkü çok ilaçlama kısa zamanda bol ürün ve bazen de daha az çalışmaydı. Evet, sonuçta fındık bahçeleri yavaş yavaş kuruyor verimsizleşiyordu. Bu da en çok hükümete yarıyor gibiydi sanki. Çünkü hükümetin yapamadığını doğa ana yapmaya başlamıştı. Bahçeler kuruyordu. Bu konuda yaratan hükümete sanki yürü ya kulum ben senin arkandayım demiş gibiydi!
*****
Siyasette konuşuldu gece sohbetlerinde. Bu iktidardan memnun olanlarda vardı. Memnun olmayanlarda. Fakat çoğunluğun bağ kur şemsiyesi altından eski borçlarının yapılandırılarak emekli olması, küçük çocukların sağlık güvencesi kapsamında bulunması, hastanelerin birleştirilmesi, ilaçları rahat alabilmeleri, çeşitli tarımsal destekleri zamanında alabilmeleri, birçok yaşlıya yoksulluk maaşı bağlanması ve her ailede en az bir kişinin aylık sabit gelirinin oluşmuş olması onların gönlünde bu iktidardan yana müthiş bir yer etmişti. Memnun olmayanların dertleri ise daha çok tarım ürünlerinin ucuzluğundan emeklerinin karşılığını alamamalarından yanaydı.
Konu son günlerde basında çıkan iki fotoğrafa da geldi. Hani başbakan sınırda bir karakolu ziyaret etmişti ya. Basında çömelmiş fotoğrafları bolca yer almıştı. Sonrada ana muhalefet lideri de gitmişti o siperlere ve onunda ayakta dik duran fotoğrafları basında yer alıp sonra kıyaslanmıştı. İşte bu iki fotoğrafa verilen cevap; Başbakan zaten deve gibi uzun, öteki ise kısa adam nasıl yapsın ki çömelmeden oldu.
Bir başkası ise siperde dik durmak değil siyasette dik durmak, sözünün arkasında dik durmaktan dem vurdu. Türbanlı kızlar üniversitede okuyacak diyeceksin sonra tepkiler üzerine ben onu ima etmedim deyip çark edeceksin. Ya da 411 gibi yüksek bir oyla geçen yasayı AYM’ ye götüreksin. AYM iptal edecek sonra bir gün kalkıp türbanlı kızlar üniversiteye gidecek demeyeceksin. Yoksa nerde kalır diklik, eğrilik! Diye görüşünü dile getirdi.
Köyde siyasetle ilgili görüşler böyleydi. Siyasetçilerin dikkatine! Diyerek izlenimlere son noktayı koyarken, biz de beş günün sonunda hiç durmadan ötüşen kuşlar ile su dolu çeltik tarlalarında ve su kanallarında bulunan kurbağaların gece çıkardıkları seslerin kulaklarımızda kalan izleri ile bölgeden ayrıldık.






Temmuz 22nd, 2010 on 14:00
Hoş bulduk Aslı hanım.Sağolun
Temmuz 21st, 2010 on 20:25
Sevgili Selami Bey,
Tatilden hoş geldiniz. Umarım, dinlenmiş ve birikmiş olarak dönmüşsünüzdür…
Yokluğunuz hissedildi.