O zamanlar, henüz 11 aylıktı. Masmavi gözleri, sarı saçları, özenilerek yaratılmış düzgün hatlarıyla beni etkileyen bir varlıktı. Bebekleri severim, ama ona olan düşkünlüğümde sanki bir sır saklıydı. Doğdu doğalı, 11 aydır, aramızda tuhaf bir bağ vardı. Tanrı ikimizin arasına, sanırım bir fısıltı koymuştu. Duyuyordum. Ama henüz anlayamıyordum. Aramızda ki sırrın nedenini çözmek için, gözlerim, kulaklarım, aklım ve yüreğim o minicik varlığa galiba bu yüzden, dört açıktı.

Londra’ya tatil planları yaparken ailesiyle, ”Güzel surat” diye seslenip, sevdiğim bebeğin de bizimle gelecek olması bana hiç rahatsızlık vermedi. Oysa, bebekle tatil zor olurdu biliyordum. Ama güzel surat da bizimle gelsin diye can atıyordum. Nedenin cevabı henüz bende yoktu. Sadece onunla günleri geçirmeyi çok istiyordum.

Güzel bir yolculuk oldu. Ancak, 10 günlük tatilimiz; yolculuğumuz kadar benim için keyifli olmayacaktı. İngiltere de bir bilmeceyi çözmem için bu yol yapılmış olmalıydı. Tatil, güzel surat ile aramızda görünmeyen tüm gizemleri dağıttı. Henüz konuşamıyordu. Zaten de konuşamayacaktı. Anladım. Konuşsa da, az anlaşılacaktı. Kavradım.

Ailesi ve diğerleri için, o henüz uslu ve uyumlu bir çocuktu. Benim içinse özeldi. Farkı buydu. Eliyle işaret parmağını kullanıp, bir şey istemeyi bilmiyordu. Canı acıdığında, düştüğünde mesela, acil tepki vermiyor, avaz avaz ağlayacağı yerde dakikalar sonra acısını biraz hissedip, sadece vızıklıyordu. Gözle teması azdı. Bir tek az da olsa, bana izin veriyordu. Yada ben, bütün enerjimle yoğunlaşıp iznimde diretiyordum. En çok bana gülüyordu. Biz bir noktada bir şekilde hep buluşuyorduk. Henüz kimselerin farkına varmadığı, özel insan oluşunun bütün gizemlerini, birlikte aşıyorduk.

Tatil dönüşü, eşime açtım konuyu. Güzel surat Otistikti. Bu teşhisi koymak benim için ağır bir sorumluluktu. Günlerce düşündük. Eşim, ”İstersen, sus” diyordu. ”Bekle…” Ben, ”Ne kadar erken teşhis, o kadar çabuk yol aldırır” inancıyla söylemekte ısrarlıydım. Kıvranıyordum. ”Bekleyemem…” Eşim, ”Kötü sen olursun” dedi. Beni korumak istiyordu. ”Kötü ben olayım. Yanılayım. Keşke onlar iyi olsun ama çözdüm ve Tanrı bana görev verdi. Ve bana dedi: Söyle!” dedim. Ve söyledim!!!

Aileyi uygun bir dille bir akşam yemeğinde, uyardım. Çok zor bir görevdi, ne yalan konuşayım. Bazı küçük şüpheleri varmış zaten ailenin. Kimseye diyemedikleri soru işaretlerini kustular o gece. İçimiz birlikte ağrıdı tüm gece.

Doktor fasılları başladı sonrasında. Hep aynı cümleyle döndüler eve. ”Yaygın gelişimsel bozukluk.” Onlara avuntu kelimelerdi. Bana kesin ve net cümle. Ve Amerikaya götürdüler Güzel surat’ı. Amerikadan döndüklerinde, ellerinde bir tek sözcük vardı. ”Otizm!”

Yanılan ben olmayı hep çok diledim. Yanılanın ben olmayacağımı, Tanrı’dan aldığım görev gereği biliyordum. Güzel surat ve ben, aramızdaki tüm fısıltıları, bir ”Otizm” teşhisiyle herkese fısıldamıştık. Kocaman çarkın içinde, bu yüzden yanyana düşmüş dişlilerdik. Alış-verişteydik. Herkese gıcırdarken vidaları, bana yağlıydı tüm dişli ayarları.

Çark dönmeye devam ederken tüm hantallığıyla, biz hareketi sağlamaya devam ediyoruz güzel suratla, kendi çaplarımızla. Ve alış-verişimizi sağlıyoruz; ben uzmanlaşırken mesleğimde, Güzel surat da aşama kaydediyor, kendi dünyası ile bizim dünyamızın yaşam seferinde.

Hepimiz puzzle parçalarıyız. Herbirimiz, birbirimizle eksik tamamlıyoruz bu hayatta.

About Aslı Özden

Aslı Özden has written 455 post in this blog.

Benzer yazılar

  • 18 Ocak 2011 -- Otizm Nedir… (2)
    Kısaca tanımlarsak; Otizm, üç yaşından önce başlayan ve ömür boyu süren, sosyal etkileşime ve iletişime zarar veren, sınırlı ve tekrarlanan davranışlara yol açan, beynin gelişimini engelleyen bir raha...
  • 28 Temmuz 2010 -- Senin neyine annelik (2)
    Tekne gezisine gitmek için biz yolculara tahsis edilmiş olan otobüslerdeki yerlerimizi alıyoruz. Havanın etrafa yaydığı bunaltıcı sıcaklıkla birlikte herkes bir fenalarda... Otobüste ön koltukta ot...
  • 30 Haziran 2010 -- Götürün bunu aldığınız yere‏ (0)
    Karikatürü görünce birden aklıma geldi. Yıl 1989 o dönemlerde komşumuzun oğlu var adı İsmail. Ben henüz 4 yaşındayım. Sürekli onunla oynuyorum. Neredeyse günümün çoğunu onunla geçiyorum.  Tutturmuşum ...