Önce onu Galatasaraylılar tanımıştı. Daha sonra diğer sporseverler. Siyasete girdi. Daha çok tanınır oldu. Bir dönem milletvekilliği ve ardından Şişli belediye başkanlığında bulunarak popülaritesi iyice arttı. Başarılıydı. Gençti. Dinamikti. Halkla iç içe, ayrım yapmadan herkesimi kucaklayarak çalışmalarını sürdürüyordu. Çalışmaları, söylemleri kimi zaman partisinin önünde gidiyordu. Taraflı tarafsız herkesin takdirini ve sevgisini kazanıyordu. Bunun semeresini de ikinci defa belediye başkanı seçilerek görüyordu.  Üstelik bu başarısı ona güç veriyor, onu tetikleyip üyesi bulunduğu partinin kongresinde başkan adayı bile yapıyordu.

Ama işte ne olduysa bundan sonra oluyordu. Geleneksel olarak her adayın başına gelenler onunda başına geliyordu. Kongre salonunda yuhalanmalar…  Akabinde sandalyelerin havada uçuştuğu kavgalar… Onun çileden çıkması. Üyesi bulunduğu partiye olmadık suçlamalar… Daha da olmadı seyircilerin içinden ona kötü tezarühat yapanlara bulunduğu yerden sanki uçarak yanlarına gidip onlarla kavga edecekmiş gibi el kol ve inanılmaz sinirli hareketleri, buna mukabil yarıştığı parti başkanının onun hakkında iddia ettiği yolsuzluk suçlamaları velhasıl bin bir kargaşa içinde geçen bu kongre sonunda başkan olamamıştı. Üstelik bununla da kalınmayıp partiden de ihraç edilmişti.

O ise bildiği yoldan yine devam etmişti yoluna. Son belediye seçimlerinde başka partiden aday olarak Türkiye de en çok oyla seçilen belediye başkanı olmuştu. Ardından iktidara yürümek için kendi bir değişim hareketi başlatmıştı. Başarılı olabilecek bu hareketi, bir zamanlar parti başkanlığı için yarıştığı kişinin parti başkanlığından ayrılması ile nedense bu oluşumu partiye çevirmeyi p askıya almıştı.

Evet, anlaşılacağı üzere kısaca anlatmaya çalıştığım kişi Mustafa Sarıgül’dü.   Kitleleri peşinden sürükleyebilecek, her kesimi, herkesi kucaklayabilecek, dik duruşu ve söylemleri ile birçok kişinin takdir ettiği Sarıgül, bir zamanlar partinin başkanı olan ve şimdilerde mağdur(!) bir şekilde liderlikten ayrılan ve kendisine rakip aday olduğu için hiç olmadık bir şekilde davranan ve davranılan, hatta partiden ihraç ettiren kişi ile gizlice evinde buluşuyordu. Onu ziyaret ediyordu.

Bu ziyaretin nedeni bilmiyoruz. Yorum yapabiliriz ama şimdilik sadece bu ziyaretin yaratacağı algıyı irdelemeye çalışıyoruz. Siyasette olur bunlar, küslük olmaz diyebilirsiniz. Dün dündür, bu gün bu gündür de diyebilirsiniz. Ama artık bunu demeyin, artık demeyelim. İlkeli siyaset adına, seçmene saygı adına, bizlere saygı adına ve belki de onlara biraz daha düzgün siyaset yaptırma adına.

Bana göre bu buluşma Sarıgül’ün karizmasını biraz çizdi. O da bunun farkında ki görüşme basından gizlendi. Halk şimdi birçok şeyi takip edip değerlendiriyor, sorguluyor. Sonra demez mi ki bunlar ne biçim adamlar zamanında yapmadıklarını bırakmadılar birbirlerine. Şimdi ne oldu da buluşuyorlar. Mutlaka kendi kişisel çıkarları vardır da o yüzdendir diye. Böyle bir durum ona değer kaybettirmez mi? Özellikle Sarıgül’ün sorgulamasına onun gözden düşmesine sebep olmaz mı? Kesinlikle olur. Sarıgül bütün bunları göze aldığına göre belki de “kaz gelecek yerden tavuk esirgenmez” durumları mı var ortada acaba. Doğrusu bunu da bilemiyoruz. Ama sanırım zamanla anlayacağız.

Şimdi gelelim görüşmeye. Biri mağdur(!) devrik başkan, öteki ise bir zamanlar partisinden ihraç ettirdiği bir başka mağdur. Acaba kim kimden özür diledi?

Devrik lider” kusura bakma Sarıgül seni ihraç ettim olmadık şeyler söyledim senden özür dilerim mi? Dedi. Yoksa Sarıgül “ Abi sen kusura bakma sana karşı aday oldum, aslında olmamam gerekirdi şimdi ben senden özür dilerim mi? Dedi. Bilemiyoruz.

Bildiğimiz tek şey, bu görüşmede birbirlerine karşı yaptıklarını varsaydığımız pişmanlıklarını dile getiren özürlerini sevenlerine ve seçmenlerine karşı yapmalarının kesinlikle daha doğru ve yerinde olacağıdır.

İlginizi çekebilir

  • 12 Eylül 2010 -- Türkler bu gece de uçsun inşallah! (2)
    Dün gece nasıl bir basketbol maçı izledik biz öyle! Gerçekten de Türkler uçuşa geçmiş durumda. Nefes nefese hatta çığlık çığlığa izledim maçı. Her anı heyecan vericiydi. Bir çok erkeğin maç izlerke...
  • 05 Aralık 2009 -- Beklerim geceyi (3)
    Uykusuzluğa vurdum kendimi. Sen geceyi tut ben tutarım nöbetini.   Sinsi bir sis sardığında her yeri, sen uyu. Ben ödeşirim benimle, senin yerine. Korkaklığımı salarım üstüme. Yine de başım dik, diz...
  • 26 Aralık 2010 -- Ölüm sessizliğinde bir sevgi (0)
    Günlerden Cuma'ydı. Sevgi'nin o günkü dersi erken bitmiş canından çok sevdiği sevgilisine sürpriz yapmak için güzel bir fırsat eline geçmişti. Eline telefonu aldığı gibi Can'ı aradı. "hayatım dersim u...
  • 15 Nisan 2009 -- Geberircesine Evlenmek İstiyorum (0)
    Bir çok tv kanalında hayırlara vesile olan evlilik programları var, yararlı bir hizmet destekliyorum, kimse bekar kalmasın herkes evlensin başları göğe ersin, lakin öyle diyaloglar ve tipler varki bir...
  • 19 Ağustos 2010 -- Alınacaklar listesi (11)
    Malum hava çok sıcak. ''Ee ama sende, sıcaktan daha fazla bunaltıp bayılttın bizi'' diyeceksiniz. Tamam diyebilirsiniz. Sıcak ama ben ne yapayım. Ve malum Ramazan ayındayız, oruç var sıcağın üzerine. ...
  • 11 Haziran 2009 -- İşte ağustos böceği ile karınca’nın gerçek hikayesi (video) (0)
    Farklı versiyonlarda ağustos böceği ve karınca hikayesi duymuş veya okumuşsunuzdur, "eğer çalışmazsan ağustos böceği gibi olursun"  geyiğini çürütecek gerçek hikayesini bence bir okuyun, ve yazının so...