”Ayıp yok, ahlak ve adalet var” diye diye büyüttü babam beni. O gün bugün, ben utanmazın tekiyim vallahi. Çoğunluğun utancı gibi değil, suçluluk psikolojim. Herkesin suçlarıyla da örtüşmez öyle benim suçlarım. Ahlak ve adalette ahkam kesebilirim. Ama dedim ya, bilmem utanmayı, ben utanmazın tekiyim.
Mesela, çocuktum. Dün gibi hatırlıyorum. Topumuzu kesmişti öfkeli komşu. Onca hergelenin içinde, komşuya tekmeyi ben savurmuştum. ”Ayıp” demişti diğer komşunun karısı. ”Neden ayıp?” diye günlerce kadının iflahını kesmiştim. İkna olacağım cevabı alana kadar, her gördüğümde kadının arkasından ”Neden ayıp” diye utanmazca bağırdım. ”İnsan büyüğüne tekme atar mı?” sözüne, çocuktan değil, küçük bir cadıdan cevap geldi. ”O başlattı. Ayıp onun. Benimki ayıp değil, ben bizi savundum.”
Büyüdüm, kim olursa olsun, ister yasak, ister günah, ister ayıp olsun sevdiyse yüreğim ”Evet seviyorum. Sevdim” demek utandırmadı beni. Ama ”Seni sevmiyorum” diyemem işte kimseye. Utanırım harbi. Herkes IPhone, Black berry’lerini masaya koyduğunda, ben inadına nuhnebiden kalma telefonumu aslanlar gibi çıkarıp koyarım mesela masaya. Bir de tuhaf bir keyif alırım. Kullandığım telefon değil prestijim. Prestijim, benim kişiliğim. Bilirim.
Yine çocukluğuma dönelim. Mahallede kimsenin arabası yok, bir tek bizim var diye utanırdım. Televizyonu olmayan insanların evimize dolması, suçluluk hislerime tercüman olurdu o yıllarda. Ben ki küçük cadı, suçlu suçlu otururdum. Dadım utandırırdı bir de beni. ”Kimsenin polisi yok” diye ağlardım. Çok bilirim, kafasına geçirdiğim, elindeki sırtıma koyulacak tülbenti.
Şimdilerde hala, yağmurda karda çamurda arabamın içindeysem, yerin dibine girme dürtülerim ayaklanır. Durakta otobüs bekleyen insanlarla göz göze gelemem. Gelmek de istemem. Utanıyorum iyi mi. Cuk oturttuğum küfürlerim de utandırmaz beni. Ama yavşamaya utanırım çocukluğumdan beri. Bu yüzden yavşak değilim tabi ki. ”Param yok” demek hiç ayıp gelmez bana. ”Bende var” demek, bence daha utanmazca.
Değişen bir şey olmamış, 7 imde neysem, 70 imde de o olacağım, demek ki. Ben utanmazın tekiyim. Öyle geldim, böyle giderim.






Temmuz 29th, 2010 on 10:33
Şahane bir yazı cok ama cok farklı bir yürek,küçüklügünüzdeki dogrulugunuz ve asiliğiniz hala devam ediyor ve gerçekten siz 7 sinde neyseniz öyle devam ediyor…Bayıldım yazıya elinize saglık eskilerden aklınıza geldikçe paylaşın mutlka okumak büyük haz veriyor insana….
Temmuz 29th, 2010 on 16:24
Ben küçükken 2.kattan düşmüştüm…Düşüş o düşüş bir iki tahta yerinden oynadı.Eee sonra…..
))))))))))
Temmuz 27th, 2010 on 19:51
ah aslı hanım bütün utanmazlar sizin gibi olsa keşke.utanma ne demek unutuldu bence.yüzler ,yanaklar eskisi gibi kızarmıyor bile(ay anneannem gibi konuştum galiba biraz:)teşekkürler.
Temmuz 27th, 2010 on 17:19
”Prestijim ;Benim kişiliğim” ..gerçek utanmazı utandırmak adına söylenecek altı çizilesi bir söz…
Fazla bir sey söylemeye gerek yok bu yazı için;
anlatım her zaman ki gibi;gülümseten bir derinlik
samimiyet her zaman ki gibi;dolu dolu
çok anlamlı ve güzel bir yazı..
bu zamanda küpe olacak bir hayat hikayesi yazısı! anlayana tabi…!
kaleminize sağlık Aslı Hanım…
Temmuz 27th, 2010 on 16:09
artık düzen değişti Aslı Hanım. Utanılması gerekenden değil utanılmaması gerekenden utanç duyuyor insanoğlu. Çıktığı yeri beğenmiyor isyan ediyor,şükretmiyor haline.Hayata karşı hep bir şikayet hep bir memnuniyetsizlik var insanlarda. Artık insanlar sokakta yanıbaşında bir parça simit yiyen çocuğu başka bir yemekle doyurmak yerine onun o kötü kıyafetleri ile yanıbaşında durmasından utanıyor.Bu nasıl bir düzen bu nasıl bir çark bunlar ne biçim insanlar aklım almıyor.
Temmuz 27th, 2010 on 15:49
Çok güzel bir yazı olmuş Aslı Hanım, kaleminize sağlık…
Belki de aslında doğru olan sizin gibi utanmazın teki olmaktır.. En azından doğru bildiklerini savunurken, ya da kendiniz yalnızca kendiniz gibi davranırken yani… Herhangi bir kaygı taşımadan hem de…
Teşekkürler