Editörüm Cengiz Beyin o çok sevdiğim, sanki karşılıklı sohbet eder gibi okuduğum, ”Bilinçaltı Serzenişleri” yazı dizisini okurken madde bölümünü içimde konuştum durdum. Yazmak isteği duydum. Gerek var mıydı? Hayır. Ama klavyemin tuşlarının sesiyle kendimi yazarken buldum. Bilinçaltı serzenişlerinde ki beni, ben sorguladım.
Kara kışın tam orta göbeğinde, sanırım -yok hayır kesinlikle, dünyaya doyurulup da doğmuşum. Çocuktum, variyeti hiç anlamadım. Sanırım farkına da varmadım. Farkına vardığımda da omuz silktim. Ne o madde beni ırgaladı ne ben onu salladım. Genç oldum. Özençlerin ayaklanması gereken zamanlara dem vurdum. Ama demlenmeler sadece aşka oldu. Bir de demini almış tavşan kanı çaya. İkisi de bedavaydı, ama bende paha biçilmez hazdı.
Henüz 15 di yaşım, hedefi çoktan koymuştum. 18 ime geldiğimde, ille hareket olacak ya bu hiper – bu aktif kızın hayatında. Tuttu istedi babamın 30 yıllık arkadaşı beni oğluna. Benim seçtiğim, sevgiydi. İsteyendeyse para-pul-uçak-helikopter-yat-kat gani. Ben pervasız ben deli, sülale girdi benim yerime ağız dalaşıyla neredeyse birbirine iyi mi? Taraf oldular. Sevgiyi seçenler ve Paraya tamah edenler. Yazık ki, çok azdı benden taraf sevgiciler. Sülalenin tamamına yakınına ne oluyorsa, maddeden taraftılar yani. Tek kelime çıkmadı ağzımdan, eğlendim taraflarda ki akrabalarımı incelerken. Ayrıca tanıdım da, bir bir hepsini. Beni şaşırtan hiç olmadı nedense. Sanırım, herkesin notunu iyi düşmüşüm o yaşımda o aklımla karnelerine.
Tek ve son sözü ben söyledim. ”Sevdim” dedim. ”Ötesi yok…” Ötesi evlilikle son buldu. Hiçbir şey istemeyi bilmedim. Bir tek dünyevi somut duam olmadı. Kulu istemeyi bilmeyince, Yukarda lütf etmeyi bilen var ya hani. ”Yürüyün ya kullarım” dedi. Yürüdük, hiç bir kere madde konuşmadan. Zerre özenci olmaz mı insanın, olmaz emin olun. Benim olmadı, ne diyorsam o. Sözüm teminatımdır. İnanın ve güvenin. Aynen bu.
Aile büyükleri arardı önemli davete gidileceğinde, ”Şunu giy bunu tak.” Ya anne, eh be kayınvalide; ben ne eski soyadımı taşıyorum, ne yeni soyadımı kimliğim sayıyorum. Karışmayın. Ben sadece adımla varım. Kimseyi temsil etmiyorum. Ben benim, Aslı’yım. Kendimin temsilcisi, varlığımın sahibiyim. ”Yüz karası” ilan edildim yıllarca. Ardımdan ”Salak” sözünü duymuşluğumu say say salak olursun. Ben olmadım. Yılmadım. Salaklığın bile bir asaleti olduğunu zamanı geldiğinde kapak yapıp ellerine sundum.
Bir gün, ”Mississippi yanıyor” yazı dizisinde kaleme aldığım yaşadıklarımı kolay karşılayıp, eğlenerek göğüslemem de bu yüzdendir. Paranın, maddenin, pulun, takasın geçmediği yerde film gibi günler yaşadım. Yağmalarda insan manzaralarını fotoğrafladım. İnsanın aç kaldığında neler yapabileceğini ezberime aldım. Ama dimdik ayaktaydım. Ve hayatta kaldım. Eşim ve çocuklarımın o anlarda yaşadıklarından dolayı, psikolojilerinin bozulmamalarının kahramanıyım ben. Sor bugün çocuklarıma ”Açlık nedir?” diye, öyle zart zurt cevaplar alamazsın. ”Nefesin kokması” derler sorana. Yaşadılar, somutun geçmediği yerde, en muazzam soyut kavramlarla ve Aslı’nın hayata bakış açısıyla. Dev yürek oldular bugün, analarının dibine düşen armutlar oldukları için belki de. Ve hayata maddesiz baktığı açıyla.
Herkes bir düzenin içinde. Para kazanma derdinde. Kazan paranı, harca. Çok yorgun herkes çok kafası dönük ayrıca. Hadi görelim bakalım, bunca kazancın üzerine, yorgunluğu saz da caz da eğlence de değil de, bir de gönüllü iş yaparak dinlendirseler ya. Geçiniz bunları, dert dinler gibi yapanlar geçiniz. Kimse kimseyi sallamıyor beyler, karnınız tok, sırtınız pek biliyorum böyle iyisiniz.
Eşim bir gün; ”Verdiğim paranın hepsini hayırlara harcama ama” dedi. Durdum. Döndüm, ”Nasıl güzel birşey söylediğinin farkında mısın” dedim. ”Evet” dedi. Bir günden bir güne ”Hepsini alışverişte harcama” dedirtmedim. Eksildim mi, yoo tam tersi çoğaldım. İç zenginliğime servetler yaptım. Sokakta da kalsam yatarım, aç da kalsam idare eder hayata tutunur yaşarım. Yeter ki sağlık olsun. Yeter ki sevgilerim yüreğimde kalsın.
Hepimiz insanız. Sağlığımız da iflas edebilir, ruh halimiz de. İflas işimizde de olabilir, özelimizde de. Hiçbiri utanılacak bir durum değildir. Ve herşey insan içindir. Dik durabiliyor muyuz dimdik. Her duruşumuzla adam gibi adam mıyız. İşte bütün mesele bu. Alt tarafı kağıt parçası. Yırtılabilir hallerde. Pırlantayı al, döv havanda. Leblebi tozu daha değerli. En azından bir tadı var. Hayat ağız tadımız değil mi?
Yüz karasıyım sülalenin. El aynasıyım isteyenin. Dikkat! Yansırım ama acı gösteririm, malesef gerçeği aksettiririm…
Suskun: Sevgili Editörüm, şiir yazabilecek kadar kelime zenginliğiniz ve sevdikleriniz var. Adam gibi adamsınız ayrıca. İnsan olmak bu işte. Bu kadar kolay…






Temmuz 29th, 2010 on 10:47
Pırlantayı al, döv havanda. Leblebi tozu daha değerli. En azından bir tadı var. Hayat ağız tadımız değil mi?
Bu cümleleri kurabilecek ve gerçekten öyle hissedecek bir başkası göremiyorum etrafta,tanıyan bilen duyan var ise insaniyet namına (nağmına b.k gibi bi kelime hehehe) haber vermeleri önemle duyurulur…Aslı hanımın yerini tutmaz belki ama yaşı gençtir falan bak hayırlara vesile olursunuz düğünümüzü siteden canlı yayında yaparız Mert kardeşinizin….
Bomba yazı bomba….
Yaşı genç falan derken Aslı hanım aman yanlış anlamayın sizin ruhunuz ve afacanlıgınız daha taş çatlasa (patlasa) 10 yaşında
Temmuz 29th, 2010 on 16:21
Allah gönlünüze göre versin Sevgili Mert.
Ama benden malesef 1 tane var:))))))
Temmuz 27th, 2010 on 11:30
Sevgili Aslı hanım;
bu yazınıza yorum yazabilmek için önce Missisipi yanıyor yazı dizisinin okumakla başladım..
‘Missispipi yanıyor” yazınız olağanüstü güzellikte kaleme aktarılmış..yaşadıklarınız olağanüstü değil tabi ki ama olağandışı durum olarak birinin kendi sahip olduklarını anlaması ,anlatması ve küçük bir not defterine yazdığı özlü cümleler çok etkileyici…etkilenmemek mümkün değil…!
Hayata bakış açısı ile ilgili değil.., hayatı kavramakla ilgili hiç bir zaman endişeniz olmadan yaşıyor olmanızdan olsa gerek,yazınızdaki anlatımda kendi içinizdeki fırtananın yumuşatılarak pozitif duygulara çevrilmiş olarak sunmuşsunuz bizlere..tabiki bu sizin yaşam felsefeniz..bu felsefede olabilmek her insanın isteyeceği bir doyum…
Küçük zamanlarından başlayıp maddesel faktörlerden daima uzak kalarak,bir duruş içinde bulunmanız bugün hem herkesi , anlıyor ve iyi tanımlıyor olmanızı sağlamış..
bu ;BİGE hanımın dediği gibi şapka çıkartılaçak bir durum..
Yazınızın anlatım biçimi ve samimi oluşu gibi ,ayrıca yorum özelliğide taşıması ..üçü bir arada gibi keyif verici bir üsluba bürünmüş..konu oluşumu haricindeki, yazınızda ki güzellikten dolayı size teşekkür ediyorum..kaleminize sağlık..sevgi dolu dik duruşunuza ve azminize sağlık..
Sağlıcakla kalın..
Temmuz 27th, 2010 on 18:32
Sevgili Murat Bey,
Çok değerli yorumunuzu okurken, ne yalan söyleyeyim şımarmam gereken yerde utandım. Çok onore edici kelimeleri benim için yan yana dizmiş olmanızdan dolayı size çok teşekkür ederim.
Siz de sağlıcakla kalın.
Temmuz 27th, 2010 on 23:49
Aslı hanım
Hakettiklerinizden utanmayın lütfen,ayrıca yorum konusunda ki beğeniniz için ben teşekkür ederim..
Temmuz 27th, 2010 on 18:36
Sevgili Murat Bey,
Bazen öyle bir duygu ile karşı karşıya kalıyorum ki, yazı yazmak bazı yorumlara cevap yazmaktan daha zor. Öyle hissediyorum. Yorumlarınıza cevap yazarken zorlanıyorum. Eksik teşekkür etmekten korkuyorum. Övgü dolu sözleriniz için, çok teşekkür ediyorum.
Temmuz 27th, 2010 on 23:52
her zamanki gibi içten samimi düşünceleriniz ben Teşekkür ederim…Aslı hanım rica ederim hiç bir şey yazmasanızda olur ..
Temmuz 26th, 2010 on 17:37
sevgili aslı hanım bu yazıya ancak şapka çıkarılır.başımda şapkamda yok:)ama yüreğimdeki bütün şapkaları çıkartıyorum.muhteşem,dönüp dönüp ,tane tane okudum.teşekkürler.
Temmuz 27th, 2010 on 01:21
Sevgili Bige Hanım,
Yaz sıcağında şapka takın ama:))
Yorumunuz için, çok teşekkür ederim.
Temmuz 26th, 2010 on 17:26
Aslı hanım bu yazınız herşeyin üstüne iyi geldi gerçekten. Kaleminize sağlık.
Temmuz 27th, 2010 on 01:23
Sevgili Selami Bey,
iyi gelen yazı, iyi gelen yorum getiriyor. Çok teşekkürler.
Temmuz 26th, 2010 on 04:01
”Mississippi yanıyor” yazınızı defalarca okudum hala da okuyorum arada.O yazınızda öyle çok ders var ki alınması gereken.Her okuduğumda buz kesiyor bedenim.Maddenin ne kadar anlamsız olduğunu görüyorum ve insanlığın ne kadar önemli olduğunu.Ve siz hayatta maddeye doymuş hatta maddesiz bile mutlu olmayı başarabilecek kadar harika bir o kadar da eşsiz bir kadınsınız.müthiş bir yazı yüreğinize sağlık Aslı Hanım.
Temmuz 26th, 2010 on 15:48
Elif’ciğim,
Övgü dolu sözlerin için çok teşekkür ediyorum. İyi niyetin ve pozitif bakış açından dolayı da seni kutluyorum.
Temmuz 26th, 2010 on 03:28
Aslı hanım beni övmüşsünüz, teşekkür ederim, çok iyisiniz sağlığınıza duacıyım…
Temmuz 26th, 2010 on 15:46
Övgüye değer bulmuşum demek ki. Kimse silah dayamadı şakağıma:))
Teşekkürler Patron..