Malum hava çok sıcak. ”Ee ama sende, sıcaktan daha fazla bunaltıp bayılttın bizi” diyeceksiniz. Tamam diyebilirsiniz. Sıcak ama ben ne yapayım. Ve malum Ramazan ayındayız, oruç var sıcağın üzerine. Bana mecbur kalmadıkça dışarı çıkmak yasak. Kim yasaklamış ki? Eşim. Neden? ”Zaten sıcağa dayanamıyorsun, bir de ısrarla oruç tutuyorsun. Bir yerlerde fena olursun filan rica ederim sen mecbur kalmadıkça dışarı çıkma. Eve ne lazımsa yaz ben getiririm.” dediği için. Ben yasağı dinler miyim? Hahha elbette hayır. Ee peki ama neden evdeyim? Çünkü, işime geliyor. Kırk yılda bir tembellik edeyim de birilerine yıkılayım diye. Kendimi şımartıyorum işte.
 
Dün gece alınacaklar listesini yazıyorum. İlk sırada, yazar arkadaşım Selami Beyin önerdiği kitap var. 1- Mösyö İmam. İkinci sırada, işleyeceğim şahane suçun aletini yazdım. Otobüs duraklarına belirlediğim yerlere ”www.baygri.com” yazacağım ya. 2- Sprey boya.  Üçüncü sıraya yeryüzüne – tabana inmiş olmalıyım ki, doğal ihtiyaçları sıralamışım. Onların siteyle ilgisi yok. 3. Pide ve yoğurt.
 
Alınacak listesine göz atan kim olsa aynı tepkiyi verir. Hadi kitap iyi bir şey, yırttı o. Pide ve yoğurt zaten çok masumane. Zaruri ihtiyaç. Geçtik o şıkkı da. Ama sprey boya? ”Sprey boyayı neden istiyorsun ki?” diye bir soru geldi karşıdan haliyle. ”Ehemm şey, şimdi biz dün sitede….” diye anlattığımda, karşı gözler yavaş yavaş büyüyerek, iyice yuvalarına sığmaz oldu. Öfkeden değil. Dehşete düşmekten tabi. ”Sen şimdi, şaka yapıyorsun” değil mi? diye önüme bir soru geldi. Ben bu soruyu sular seller gibi biliyorum. Yapıştırdım cevabı ”Hiç şakam yok.” Yüzde ki, mimikler konuşmaya başladı. Mimikler en istem dışı halleriyle, ”Deli bu kadın” demek istiyor, haksız sayılır mı ki? Ağız kıpırdadı ve, ”Ne yapmaya çalışıyorsun Allah aşkına. Bu yaşında, yakışıyor mu sana?” Eyvaahhh bunu söylemeyecekti o dil. ”Ne varmış yaşımda?” dediğim de, konu karşı tarafın aleyhine ilerler mi, ilerler elbette. Benden de siren sesleri duyulur mu? Ee haliyle. Yaştan uzaklaşmanın en güzel yolu, bir iki latife ve iltifat tabi. Ama yemezler işte. Yasalarda boşluk bulmuşlar gibi halim, ”Yaşına laf etti, git üzerine. Hücumm..” diyor içim.
 
Ama, ezberindeyim tabi. Makul ve mantıklı açıklama yapılmasının icabı, kapıya dayandı. Konu döndü dolaştı, sprey boyayla yazı yazmanın suç olduğuna ulaştı. Dedi, ”Kamu malına zarar vermenin, 1 yıldan 6 yıla kadar hapis cezası var. Haberin var mı?” Nerden haberim olsun ki, graffiti uzmanı değilim ki.  Ne macera ama, düşünsenize, heyecanımı. Suçum siteme sahip çıkmak alt tarafı. Bu zamanda kim kime sahip çıkmış ki, bu da suç mu be. ”Ne güzel işte, sen de biraz kafa dinlersin” cevabım hazır dudaklarımdan dökülmeye. -De ağzımdan çıkan, ”Amaann sana da bir şey söylenmiyor. Ne demişler her günah papaza söylenmez” diye dediğimde, aleniyetime alışmış birinin, nasıl da dedektiflik bilinciyle bana yaklaşması gerektiği, seriliverdi gözlerimin önüne. Alt tarafı sitemi sahiplenmişim, suç mu o da ne? Üst tarafı da beni ikna etmek oluyor böylelikle.
 
Kendisini, uyku tuttu mu tutmadı mı bilemiyorum da. Ben, bütün gece bahçede dolanıp sıcaktan kendime yer arandığım için, ve sabaha karşı uykuyu bulduğum için, ben uyurken evden çıkandan bir not buldum başucumda. ”Koyduysan aklına, lütfen benim de haberim olsun. Ama bir seferlik, tamam mı? Ben de yardım edeceğim sana” yazıyordu. Başucumda bulduğum not, resmen çocuk kandırıyordu.
 
Peki bu çocuk aklına koyduğunu yapar mı? Yapar. Üstüne de ilave olarak yaptığını resmeder ve görsele koyar mı? Şüpheniz bile olmasın koyar. Çocuk bu ne yapacağı belli olmaz, herkese unutturur, kendi unutmaz. Alınacaklar listesine ne yazdıysa, alır ve uygular.

İlginizi çekebilir

  • 12 Aralık 2009 -- Bir dur, bir durun (8)
    Aynada ayar çektim kendime. İçimin volümüne, ''az ses kes'' emirleri yağdırdım.   Dertop ettim, auramın döküntülerini. Örtü çektim, avazlarıma. Sükuta gebe kaldım bu ara. Kıpırtılarıma ninni söyleme...
  • 02 Ocak 2010 -- Sustuklarımı yazma zamanı bitti (25)
    gözlerinde, yanlış yaşanmış baharların bıraktığı nemli bir renk. yüzünde, kutlanmayan bayramlardan kalma zoraki gülüş izleri. belli ki; düşleri tutuklu, ruhu ayazda kalmış, çok üşümüş, hep...
  • 14 Ağustos 2011 -- Her Seven Yusuf Değildir (2)
    Derindir kuyular, duygusuzdur kuyular Tabutluk kadar dar Mahpus kadar tehlikeli Kör misali Karanlık Buz gibi Soğuk Ve yılanlarla dolu. Yolla  düştüm Yolum düş-tü Heybem omuzumda çöller geçerke...
  • 15 Nisan 2009 -- Google’dan Mimar Sinan jesti (0)
    Google Mimar Sinan' ın doğum gününü unutmadı ve Google Türkiye’nin anasayfa logosunu mimar sinanın eserlerinden oluşturarak güzel bir jest yaptı. Hem dahi insan, büyük usta Mimar Sinan'ın doğum gün...
  • 15 Kasım 2010 -- Zevkler Ve Renkler Tartışılmaz! (6)
    Bayram yoğunluğu nedeniyle oluşan araç ve insan trafiğini tahmin edersiniz herhalde. Her yer ana baba günü. Bir yere gitmek sorun, bir yere gidip park yeri bulmak ayrı bir sorun, gidilen yerden dönmey...
  • 28 Haziran 2010 -- Bu kadar canını acıtmaya hakkın yok senin (16)
    Hayat yolumuzda zikzaklar olsa da Tüm umutların dibe vursa da Seni seven değer verenleri bildikten sonra Bu kadar canını acıtmaya hakkın yok senin Nice çaresizlikleri gördükten sonra Bir ben de...