Sevilmeyi haketmek diye bir kavram var mı acaba? Neye göre hakedilir sevgi? Bir ilişkide kim daha çok sevdi, kim daha çok şımartıldı önemli midir?
Ya da kim daha çok çabaladı yaşadığı aşk uğruna! Ayrıldıktan sonra neden herkesin kafasında uçuşur bu tarz sorular? Bir şey bittikten sonra gerek var mıdır ilişkiyi otopsi yapar gibi masaya yatırmaya? Sevmedi gitti işte ya da sevmedin bitti işte! Sonunu bildikten sonra önemi var mıdır yaşadığın ufak ayrıntıların? Yoksa ufak ayrıntılarda mı saklıdır aslında ayrılığın?
Çok sevildi diye illa kendini bir şey mi zannetmelidir karşınızdaki? Kendini bir şey oldum zannetmek yerine kendini şanslı hissedemez mi sadece? İlla onun aslında ne olduğunu göstermek için pişman mı etmek gereklidir? Yok işte öyle değil! Bir şey bittikten sonra hiçbir şey gerekli değildir! Her şey bir zamanlar gerekli görülüp yaşananların aksine ayrıldıktan sonra haksız yere yapılan her şey tam bir gereksizliktir.
Bir arkadaşım var başı erkek arkadaşıyla fena halde dertte. 5 aydır birlikteler. Karşıdan bakıldığında her şey iyi olmasına iyi de bir eksiklik var sanki ilişkilerinde. Ne gariptir ki çocuk müsait olduğu zamanlarda buluşuyorlar. Tuğçe’ye müsait misin diye sormak bile yok. Telefon konuşmaları ne giydin bugünle başlıyor, nereye gideceksinle bitiyor. Devamlı bir hesap verme durumu. Aşırı kıskanç. Şimdi seven kıskanır demek isterdim ama bu öyle bir şey değil. Sanki sevmekten çok kendine olan özgüveni ile alakalı bir durum gibi geldi bana. Herneyse Tuğçe’nin de pek bir şikayeti yok aslında bu durumdan. Adamı delicesine seviyor. Onun şikayetçi olduğu tek konu bu kadar üzerine titrediği bir adamdan, ona gösterdiği ilginin çeyreğini bile görmemesi. Bir de durmadan ara verelim diyormuş çocuk. Ara vermek ne demekse çözemedim bir türlü bunu. Bahanesi olsa gerek ara vermek. Son konuşmalarında ayrılmaktan bile bahsetmiş zaten.
Dün beni aradı uzun uzun konuştuk. Ben ilişkilerde akıl vermeyi pek sevmem pek aklım da ermez zaten. Oyunmuş, dümenmiş nedir bilmem. Ama dilim dolandığınca ifade etmeye çalıştım “Belki de hata sendedir. Belki bu kadar saf, katıksız, iyi niyetinle göstermiş olduğun, alışılmışın dışında gördüğü ilgi şaşırttı onu. Ne bileyim belki de sıkıldı, belki de bunaldı yaşadığı ilişkiden sormadan bilemezsin ki.” dedim. “Nasıl sorayım Zuzum? Ya kaybedersem onu? Ya daha çok uzaklaşırsa benden? Verdiği sözler bir yanda o başka bir yanda sanki. Ben onu kaybetmeye hazır değilim. Ben bu kadar severken o nasıl bu kadar vurdumduymaz olabiliyor aklım almıyor.” dedi. Gülmeye başladım “Sorun da burada zaten. Sen yine sev ama ona seni sevmesi için baskı kuramazsın ya da beni neden daha az seviyorsun diye soramazsın. Hisleriniz aynı olacak diye bir şey de yok. Bugün sen çok seversin yarın bir bakmışsın onun sana gösterdiği bu ilgisizlikten yakınıp uzaklaşmışsın, bir bakmışsın sen daha az seviyorsun. Haksızsın ya da haklısın demiyorum evet sana sözler verdi ama tutacak diye bir şey yok. Her yiğidin harcı değildir sözünü yerine getirmek. Sen kendini bil, kendi hislerin için yaşa. Her şeyi bırak akışına. Bugün ayrılsanız sana sonrasında döner ya da dönmez diyemem. Sonucunda bunu ben bilemem, bu durum Allah ile onun arasında. Ama şu var ki senin vicdanın rahat olmalı. O senin asla arkada bıraktığın bir adam olmayacak ve en önemlisi o hiçbir zaman seni kötü hatırlamayacak hayatında. Sen onun için hep özel olacaksın belki de zamanı geldiğinde seninle ilgili aldığı ayrılık kararı yaşadığı en büyük pişmanlığı olacak. Sen ise öyle bir zaman gelecek ki onun isminin geçtiği sohbetlerde tepki bile veremeyecek kadar hissizleşeceksin ona karşı. Belki bunu söylemek için çok erken ama zamanı geldiğinde yine midene kramplar sokan birisini en yakınlarına anlatırken bulacaksın kendini. Gerçek sadece bu inan bana; ona dair geride kalan herşey yalan…”
Düşünüyorum da önemli olan insanın yaşadığı ilişki bittiğinde başı dimdik bir şekilde “evet ben bu adam için ya da ben bu kadın için elimden geleni yaptım. Kim daha çok sevdi diye hesaplamadım. Aşkımı dibini görene kadar yaşadım ve çabaladım! Ben sadece sevdim. Sadece hissettim. Bana ne yaşatırsa yaşatsın bir an bile keşke hayatımda hiç olmasaydı demedim. Boynum bir Allahımın önünde bir de onun önünde kıldan bile inceydi. O giderken bile onunla yaşadığım her ana şükrettim. Çünkü ben insanım değer vermenin ne olduğunu bilirim…Varsın o bana benim gösterdiğim değeri göstermesin. Ne fark eder ben sevgimi arsızca dolu dolu yaşadım. Banane onun kendini aşamamasından, kendini sıkmasından ya da az veya çok sevmesinden! Ben insanım,ben bir kendimi bilirim ve insan olduğum için insanlara değer veririm…”diyebilmesidir.
“Artık uzak bir yerde nefes alıp veriyorsun…Hiç bir şeyin hatırı yokmuş gibi…Gülümsüyorsun sahte yüzlere ve ben güveniyorum geri gelmeyişine…Ondan gülümsüyorum…Beklemiyorum artık seni…Senin gibisi gelmez demiştim… Senin gibisi gelmesin zaten… Bir kere fazladan öldüm… Bir kere daha istemiyorum… Ama sen….Beni düşündükçe unutamayacaksın biliyorum ve ben seni düşündükçe unutmaya başlıyorum” Ceyhun Yılmaz






Ağustos 18th, 2010 on 13:58
Sevgili Elf’ciğim,
Çok güzel bir konuyu oldukça hoş bir yazıyla anlatmışsın. Kutluyorum seni…
Ne zaman ki, ”Herşeye rağmen, sana rağmen sevdim. Ve asla pişman değilim” diyebiliyor insan, o zaman kendin sahici, işte o zaman aşk çok gerçek…
Zamanın ilişkilerinde, hesap ve strateji var. Aşk, salt sevmektir. Kendin için sevmek.
Çünkü gerçek aşk, Tanrılık sırrıdır. Ve akıl sır ermez. Strateji işlemez. Hesap bilmez…
”Unutulduğuma değil, unutursam yanarım.”
Ağustos 18th, 2010 on 15:44
sanki insan sevdiği zaman kalp daha yakından hissediyor Tanrı yı. ne güzel söylemişsiniz unutulduğumu değil unutursam yanarım diye. unutmak, unutulmaktan daha beter.sevdiğinizin sizdeki anlamını,değerini yitirmiş olması onun sizi bin kere unutmasına bedel.