Hatırlar mısın bir fotoğrafımız vardı hatta o fotoğrafı çekindiğimizde egenin kıyıları pek bir hırçındı. İşin ucunda ıslanmakta olsa İnadına oturmuştuk denize en yakın o mavi banka.
Sen bana arkamdan sarılmıştın usulca. Kulağıma fısıldamıştın “Benimle evlenir misin? Hadi evlen benimle! Düşünme! ” diye. Yüzümü sana doğru çevirmiştin ve ellerinle daha sıkı sarmıştın beni. İstediğin sadece bir cevaptı. Ve benim için ise bir soru hiç bu kadar zor cevaplanmamıştı. Sen yüzüme baktıkça daha çok eziliyordu sanki ruhum. O kıskandırıcı derecede uzun olan kirpiklerinle yeşil gözlerini yumuyordun “hadi artık evet de” der gibi bakarken yüzüme.
Ne diyeceğimi bilememenin verdiği suçluluk duygusu midemde kelebeklerin uçuşmasına değil aksine mideme krampların girmesine sebep olmuştu. Kararım belliydi aslında. O an tek düşündüğüm sadece sendin. “Ne derim, nasıl derim, incitmeden nasıl ifade ederim” derdindeydim ben. Gözlerini gözlerimden ayırmıyordun sonra ben başımı yine denize doğru çevirdim tıpkı bir suçlu gibi sessizce. Sen ise “yine hayır deme yoksa seni kaçırmak zorunda kalacağım” dedin ve güldün. Sonra kocaman bir sessizlik oldu ve ben senden gittim…
Her şeyin iyi gittiği bir noktada bir adım fazlası korkutuyordu beni. Ben hiç evliliğe kafa yormamıştım ki. Arkadaşlarım biriktirdikleri para ile çeyiz düzerken ben hep vitrinlerde tencere tava yerine elbiselerle ve ayakkabılarla gözgöze geldim senelerce. Benim için evlilik aniden alınan bir karar olmalıydı. Tıpkı senin bana sormadan bir anda hayatıma girdiğin gibi. Akış hızıyla gerçekleşmeliydi her şey. Soru cümleleri olmamalıydı hayatımızda. Her şey zamanında ve anında olmalıydı.
Şimdilerde duydum evlenmişsin. Ortak arkadaşlarımıza “Eşim beni çok seviyor. Bir dediğimi iki etmiyor. Sevgimizi ölçmeye gerek yok hemen çocuk istiyoruz” demişsin. Ne tuhaf bir zamanlar iki şehrin yakasını bir yere ilikleyen biz koca bir hiçiz şimdi. Her şey bu haberi aldığımdan beri daha ilginç. Biliyor musun sen hiç evlenmeyecekmişsin gibi gelirdi bana. Hatta bana hep “Sen evlenmeden ben asla evlenmem” derdin. Şimdi ne tuhaf evlendin de hemen baba olmak istiyorsun. Eskiden “koca bir şehir girdi aramıza ama bak ben hala şehrimin kıyısında, gözlerimi senin şehrinin kıyılarına dikmiş dönmeni bekliyorum usulca. İçten içe haykırıyorum duyduğum hasreti ve her dalga sesiyle birlikte anımsıyorum seni.” derdim ya gizli gizli sana. Artık bizi ayıran şey iki şehrin yakasından daha fazla; Bir eş, bir aile ve yeşil gözleri, uzun kirpikleri olan masum bir çocuk…
Sonrasında anladım ki aşk kavuşamamakmış…
(kavuşamayan iki egeli aşık için…)



Ağustos 24th, 2010 on 17:48
harika duygu yüklü hüzünlü AŞK kokan bir yazı…evet Elif hanım aşk kavuşamamakmış.
yüreğinize sağlık.
Ağustos 24th, 2010 on 19:05
sağolun Ebru Hanım. Evet, aşk kavuşamamak…