İçinde yaşadığımız dünya ne kadar küçük sizce? Bence çok küçük. Bir kez rastaldığımız birine yine rastlar mıyız? Rastalayabiliriz herhalde. Yaratıcımız ne kadar yakın kalbimize? Bence çok yakın. O bizim nefesimizde, nefsimizde. Bakmak mı, duymak mı, bilmek mi hangisi önemli sizce? Eğer Yaratan sapasağlam verdiyse bu üç özelliği bize, hepsi önemli bence.
Bakmadım, görmedim, duymasam da olurdu dediğim bir şey aslında ama duydum işte. Her şey benim dışımda gelişti. Yaratan bilmemi istedi bende duymuş bulundum. Ben bu kez sadece sahne kenarında bir seyirciydim. Telefonda karşımdaki ses bir tepki bekledi anlattıklarından sonra. Ve sonra o cümle çıktı iki dudağımın arasından “Vay be dünya ne küçükmüş. İnsanlar ve rastlantılar…” diyebildim ve gülümsedim.
Arayan arkadaşımdı. “Elifcim nasılsın? Bir şey söylemek istiyorum aslında çok gerekli değil. Hani duymasan bile olur ama yine de duy istedim. İçim biraz huzursuz. Sen benim yerimde olsan eminim ki söylerdin.”. Biraz şaşkın bir ses tonu ile “Hayırdır inşallah iyisin değil mi kötü bir şeyin yok ya?” diyebildim arkadaşıma. “İyiyim. Sadece dinle olur mu? Bugün bir arkadaşımla konuştum. Arkadaşım dediğime bakma suya götürür susuz getirir o tarz bi kız yani. Hafiften hafif derler ya. Yeni biri ile tanışmış.” dedi sözünü kestim. “Hayırlı olsun mu demem gerekiyor. Ne oluyor çatlatmasana adamı kuzum. Ben tanımam etmem senin arkadaşını falan” dedim. O noktadan sonra birden açıldı benim kuzu “Sorun onu tanımaman değil o da seni tanımıyor zaten; sorun birlikte olduğu, takıldığı çocuğu tanıman” dedi. Oruç tutmaktan zeka seviyem yerin dibinde geziyordu herhalde “Nasıl yani nereden tanıyorum ki ben çocuğu okuldan falan mı?” diyebildim şuursuzca. “Elifcim anlamadın mı senin eski erkek arkadaşın, benim arkadaşımla takılıyorlarmış işte anlarsın ya:) Oh söyledim de rahatladım valla.”
Kızgınlık yok, sinir yok, kıskançlık yok kısacası doğru düzgün bir tepkim yok o anda. Şokta mıyım? Sanmıyorum. Öyle mide bulandırıcı şeyler görüyorum ki onunla ilgili arada sırada artık duyduklarım beni şoka sokamıyor. Sadece tek cümle; “vay be dünya ne küçükmüş; İnsanlar ve rastlantılar…” Bu kez arkadaşım “Nasıl yani ne demek bu şimdi? Elif iyi misin bir kuple tepki alsam senden.” dedi. Gülümsedim “Oldu vereyim ben sana tepki aramızda iki tepkinin lafı mı olur şekerim. Şöyle ki; Birincisi şu saatten sonra özgür bir adamdır kendisi. Alsın dilediği hatunları yesin, yatsın, kalsın isterse hiç kalkmasın hep yatsın yakışır ona bekar adama yakışır sonucunda. Kıza bahsetmeseydin benden falan. Kaderidir, bırak yaşasın görsün. İkincisi bunu bana söylediğin için teşekkür ederim. Düşünmüşsün, vicdan sahibisin bilmemi istemişsin ama senin de dediğin gibi çok gerekli bir bilgi de değilmiş. Ben zaten onun yaptıklarını, hayatını nasıl yaşadığını çok da zor değil tahmin edebiliyorum. İçine kapanıp depresyona girmesini beklemiyorum. Erkeklerin çoğunun yaptığı gibi minik bir kabak çiçeği misali açılacaktır ayrılık sonrası elbette. Ama dediğin gibi değişik bir tesadüf olmuş. Üçüncüsü ise aklıma bir şey gelmiyor kuzum ne diyeyim ilginçmiş işte
”
Arkadaşımdan bunları duyduktan sonra Yaratan ın yine yanımda olduğunu hissettim, elimi kalbime götürdüm şükrettim. Bana uzak bir yerden belki de hiç görmeyeceğim, duymayacağım bir haber ulaştırmıştı. Elçiye zeval olmaz arkadaşım da sağolsun bunu benimle paylaşmıştı. İşte bu yüzden duymak mı, görmek mi, bilmek mi önemli dedim. Her şeyde bir hayır vardır derler ya hani gerçekten öyle. Bunu bilmemin benim için bir önemi, bir anlamı olmalı ki Yaratan uzaklardan bir haber ulaştırmış bana. Sadece şükrediyorum ve olan biten her şeyin benim iyiliğim için olduğunu biliyorum…






Ağustos 22nd, 2010 on 10:15
Dünya küçük te o kücüklüğün içinde insanlar büyüyor bazen ..kendilerini saklamak için yer bulamıyorlar ..her gerçekliğin bedelini ödemek için zamanın gösterdiği sahici dünyaya baktığımızda asıl güzelliğin bize sunduğu kader korumacılığından nasibimizi alıyoruz..Yaratan mutlaka bize neyin..! ne olduğunu..! gösterme fırsatı sunuyor
İçi temiz olan.., içinden dışarı temiz duygular sunana o da bu imkanı sunuyor…acı üzüntü diye bir şey olmuyor acının dersliğinde sınıfını başarı ile geciyor insan..
içeriği üzüntülü gibi duran ama sonucu kendi iç dünyasında olgunluk kabullenişi bakımından güzel bir yazı..Elif hanım;
unutmayalım ki;
bu küçük dünyada ;Her koyun kendi bacağından asılı kalacak:))
Ağustos 22nd, 2010 on 16:55
içinden dışarıya temiz duygular sunmak ve dediğiniz gibi Yaratan ın bunu görmesi daha ne denilebilinir ki.ben her zaman hakkın yerini bulduğuna inandığım bir dünya kurdum kendime. haklı olduğum zamanlarda oldu haksız olduğum zamanlarda. ben çoğu zaman kimseye laf anlatmadım sadece Allah a sığındım.o içimi görüyor, biliyor dahası yok bu yüzden.
Ağustos 22nd, 2010 on 17:26
Ne güzel bir dünyadır bu kurduğunuz …hepimiz böyle dünyalarda yaşamayı arzu ederiz ve hepimizin hakkın yerini bulacağı inancıyla hareket ettiğimizi düşünsenize kavga denen hiç bir şey kalmaz dı herhalde…
tabiki ”ben coğu zaman kimseye laf anlatmadım ”derken mutlaka ki hakkınızı sorduktan ve buna değerin veya değmeyeceğinin muhasebesini yaptıktan sonra hakka sığındığınıza inanıyorum..
ve bazen de hiç bir sey söylemeden cekip gitmek bile cok laf demektir…
anlayana tabi ki..anlamıyorsa zaten olay bitmiştir..
Ağustos 22nd, 2010 on 17:53
Hani bazen çok şey anlatmak isteriz ama karşımızdaki kişiye baktığımızda içimizden bu cümleler ona çok fazla duygusuna kapıldıysak eğer eyvah ki ne eyvah. sevdiğim zaman önce Allah sonra sevdiğim gelir ama sevgimin değmediğini düşünüyorsam artık ona ki bu huyumu hiç sevmiyorum nefret bile etmem direkt soğur çeker giderim.tabi dediğiniz gibi anlayana.
Ağustos 22nd, 2010 on 18:05
Çünkü nefret bile bir duygudur.. değil mi?…
bu huyunuz aslında cok iyi; hiç olmazsa iki taraf içinde kesici bir darbe..
bunu yapabilmekse ciddi bir marifet tabi….
Ağustos 22nd, 2010 on 18:13
ne iyi ne kötü, ne dost ne düşman, ne her şey ne hiçbir şey.En güzeli nötr olabilmek.
Ağustos 22nd, 2010 on 18:26
bunu yapabilmekte kalbi terbiyeden geçirmekle mümkün oluyor
))
kendime baktığımda benim kalbim cok terbiyesizmiş gibi geliyor
sizin gibi yapabilmeyi cok isterdim…nötr olmak ama her durumda gecerli değil tabi ki..
Ağustos 22nd, 2010 on 18:32
bir şeye tepki vermeden önce tek düşüneceğim değip değmeyeceği gerisi ise tamamen ayrıntı Murat Bey. Sizde kalbi güzel bir insansınız öyle olmasanız yüreğinizden bu kadar güzel cümleler dökülmezdi yazılarımıza.teşekkür ederim yorumunuz için
Ağustos 21st, 2010 on 19:21
Dayıcım bu rastlantılara teşekkür etmek lazım. Rastlantılar değil mi bize şaşırtan sevindiren bazen de üzen. Emin ol hepsinin özünde yatan tek bir şey var oda gerçek. Gerçeğe ne kadar hazır olduğunla ilgili. Gerisinde hissettiklerin kırgınlık ve hüzün gibi seni mutsuz eden şeylerse, bunları hissetmeni sağlayanla birlikte; bir kavanoza, biraz tuz ve sirkeyle beraber koy, turşu olsun. Bu arada içinde koyduğun her neyse onun turşusu.
Eh ancak vakit geçtikçe öyle taze kalır. Sanıyorum Çilek, portakal, vb. meyvelerden ziyada, salatalık, lahana vb.sebzeleri turşu yaparız. Afiyet olsun zamanı gelince aç iştahla ye
Ağustos 21st, 2010 on 19:27
iski kanalizasyon çukurundan sonra yine harika bir benzetme yapmışsın balım
senin dediğini yapıyorum; acı geçişlerini hayatıma katılan ayrı bir güzellik olarak görüyorum,gülüyorum geçiyorum.Turşu olayına gelince cevap veriyorum salatalık turşusu yapayım, yakışır