Ayvalık Cunda adasında dolaşırken yıkık dökük bir evin duvarında yıllar öncesinin önemli tarım aleti olan Karasaban ile Döveni asılı görünce dikkatimi çekti ve hemen fotoğrafladım. Bu aletleri görüp bilenler olduğu gibi bilmeyenler de vardır mutlaka. Belki de görmeyip adlarını bir şekilde duymuş olanlar da bulunabilir.

Yok, olmaya başladığı son dönemlerini (özellikle karasabanı)görmüş ve bilen birisi olarak bende bu iki alet hakkında kısaca bir şeyler yazmak istedim.

Bilindiği üzere teknoloji geliştikçe birçok tarım aleti de bu teknolojiye yenik düşmekte ortadan kaybolmaktadır. Çiftçilerin yüzlerce yıldır kullandıkları karasaban ve döven denilen tarım aletleri de bunlardan birileridir. Kara saban toprağın altını üstüne getirmek (sürmek), toprağı havalandırmakta kullanılan oldukça yaygın ve kullanıldığı dönemlerde başka alternatifi bulunmayan önemli bir aletti. Biri oldukça uzun diğeri kısa iki sert ağacın birbirine (yaklaşık 30–40 derece açılı) eklenmesi ile yapılırdı. Sonra kısa ağacın ucuna, yine ucu keskin demir parçası takılarak tamamlanırdı. Ayrıca uzun parçanın başına “ boyunduruk” denilen ağaçtan sabit olmayan bir parça koyulur, buna hem hayvanlar bağlanır, hem de bu boyunduruk karasabanı çekmeye yarardı.

Kara sabanın dümeni tabir edilen elle tutulan kontrol mekanizmasını genelde büyükler tutar (babalar). Anneler veya diğer yetişkin çocuklar ise hayvanların düzgün gitmesi için veya huysuz hayvanların sırayı (çiziyi) karıştırmaması için onların iplerinden tutarak kılavuzluk yaptıkları olurdu. İki ağacın birleştiği yere kimi zaman ağırlık yapsın ve toprak biraz daha derinden işlensin diye küçük çocukların oturtuldukları da olurdu.

Döven ise buğdayı başağından çıkarmak için kullanılırdı. Sert bir ağaç tahtasından yapılan dövenin başakla temas eden yüzüne çizikler atılır ve o çiziklerin içine kesici çakmak taşları çakılırdı. Başaklardan bir yığın oluşturulur ve bu yığının üzerinden hayvanların çektiği döven ile dolanılır tanelerin başaktan ayrılması sağlanırdı.

Traktörlerin yaygınlaşması ile bu iki tarım aleti tarihe karışmış, yerlerini pulluklara ve patozlara bırakmıştır.

Tarihe duyarlı bir vatandaşımızın sobaya atıp yakmadığı, onları duvarına asıp koruduğu, kim bilir görünce nice anılarının canlandığı bu iki alet beni de çok uzun yıllar öncesine götürdü. Sağ olsun. O günleri bir an gözümüm önünden geçirmesine neden oldu.

About Selami Aydın

Selami Aydın has written 144 post in this blog.

İlginizi çekebilir

  • 06 Mart 2009 -- Ilık yağmurların güzel kadını (0)
    Ilık yağmurların güzel kadını, Vadedilmiş mavi düşlerin vardı pembelerden arınmış... Neden bu kadar erken yordular kalbini, Neden hoyratça yıprattılar bedenini, Sen ki bilinmezliklerde değil Haya...
  • 28 Haziran 2009 -- Kerim Tekin’i anmak (video) (1)
    28 Haziran 1998'de yani 11 sene önce bu gün, Afyon'da geçirdiği trafik kazasında hayatını kaybetmişti Kerim Tekin... Lise yıllarında profesyonel müzik yapmaya başlayan ve gece kulüplerinde çalışan ...
  • 21 Kasım 2009 -- Kurbanın olayım eziyet etme bana (4)
    Kurban bayramı yaklaşıyor.   Hemen hemen her Kurban Bayramı öncesi üzüntü içerisinde görmeye alıştığımız görüntüleri bu yıl da ekranlardan izlemeyiz inşallah diyorum. Tekmelerle sopalarla kamyon kas...
  • 06 Ocak 2010 -- Göğün oğlu denizin kızı (8)
    Gökyüzünün mavi çocuğu, denizin kızına öfken hala dinmedi mi?   Oysa, yağmurlarının suyunu, bir tek öpen dalgaların tuzuydu. Bilmez misin, sadece güneşin açar, denizin uykusunu.   Kıyıları baş eğm...
  • 21 Kasım 2009 -- Müdürümün sureti (2)
    Bir hasetlik fesatlık, bir kıskançlık ya da adına her ne denirse densin, bir çekememezlik sonucunda, değerli ve faydalı olan insanı harcamak, ipini çekmek isteyen çok olur nedense. Benim müdürüm de...
  • 06 Mayıs 2010 -- Herşeyi ve herkesi özlüyorum (13)
    Çok mutluyum aslında. Üstelik bir o kadar da keyifli. Oğlumun yanında, yakınındayım ama, kızım uzakta. Sevdiklerim ardımda. Herşeyi ve herkesi özlüyorum. Belki de ben özlemeyi seviyorum. Yada ben h...