Bundan bir süre önce sözde, özde, laik, anti laik, ulusalcı, dinci, türban vs. tartışmalarının yapıldığı dönemlerde birçok üniversite rektörleri ve YÖK ile YÖK’teki bilmem ne kurullarının başkanlarının adını sanını bilmeyen yoktu.

Belki bilmeyen olsa bile sanki zorla öğrenmek durumunda kalıyordu. Çünkü siyasi otoritenin aldığı her karar rejim tehlikesine bağlanır onlar da hemen bazen cübbeli, bazen cübbesiz toplanırlar. Basın açıklamaları yapar, özel demeçler verir ve gazetelerde boy boy fotoğrafları yer alırdı. Dolayısıyla gündemden hiç düşmezler/düşürülmezlerdi. Bu nedenle popileriteleri hep yüksek tutulurdu/olurdu. Birde bilimsel konularda değil de daha çok siyasi söylemler ile gündeme gelirlerdi/getirilirlerdi. Sonrasında ise bir kısmı bu popileritenin vermiş olduğu avantajların meyvelerini milletvekili, belediye başkanı gibi görevlere gelerek/getirilerek topluyorlardı.

Geçen ay içinde birçok üniversitede seçimler yapıldı. Bu üniversitelere yeni rektörler atandı. Ayrıca şimdilerde neredeyse her ilde bir üniversite var. Ama çoğu kişi o üniversiteleri yöneten rektörlerin adını sanı bile bilmez. Bir de meşhur YÖK’ümüz var. Onun başkanı az çok bilinir (hani arada öğrenciler yumurta falan atarlar ya protesto için) ama bünyesinde oluşmuş birçok kurulun ve başkanının da adı bilinmez. Bırakın adlarını. Bunlar ne yaparlar. Ne zaman toplanırlar. Ne karar alırlar… İlgisi olmayanlar bihaberdir.

Bu durum bende, acaba neden böyle sorusunu kendi kendime sormama neden oldu. Acaba siyasi söylemleri bırakıp kendi üniversitedeki sorunlarına mı veya bilimsel çalışmalarına mı döndüler. Yoksa basın onlara küstü gündeme mi getirmiyor. Türkiye de eskiye göre ne değişti. Niye böyle oldu. Doğrusu bilemiyoruz. İktidar o zamanlar kötü karar alıyordu da şimdi iyimi karar alıyor. O kararlar eskiden çok rahatsız ediyordu da şimdilerde etmiyor mu? Bunu bir türlü anlayamadık!

Önümüzde yaklaşan seçimler var. Birkaç televizyon yıldızının dışında siyasiler üniversite camiasından popüler bir isim bulmakta zorlanacaklar diye düşünüyorum. Zira büyük üniversitelerde bile bu manada popüler olup oy getirebilecek bir aday bile henüz ortalıklarda yok. Göremiyoruz.

Sanki yer yarıldı, yerin içine girdiler!

About Selami Aydın

Selami Aydın has written 144 post in this blog.

İlginizi çekebilir

  • 12 Ocak 2011 -- Bir ayrılığın şizofren hikayesi (8)
    Senin suretsiz kaçışlarını... Kısa cümlerle uçamayan kanatlarıma yazarak seyrettim. Sen yinede, okuduklarına hiç birine inanma...! Hepsi gözlerindeki resmimden kaçışımdı. Munganlı satırlardaki dik...
  • 06 Eylül 2009 -- Türkiye’nin yaşanabilir ilk 10 şehri (0)
    CNBC-e Bussines dergisi "eğitim, sağlık ve sanat" başta olmak üzere 34 kriteri esas alarak  Türkiye'nin yaşanabilir illerini araştırmış, Türkiye'nin yaşanabilir ilk 10 ili aşağıdaki gibi sıralanmış; ...
  • 30 Kasım 2009 -- Sis (0)
    Gitmek... Bende bir başka ruh hali. Her ayrıntıyı, bir tekerlek dönümü ardında bırakmak, bir başka ifadeyle ilerlemek yani. Sabahın erkeninde, sisin içinde yol almak bir başka histi. Bilinmeyene ka...
  • 13 Eylül 2011 -- Ay ışığına ayak basan son adam (0)
    Güzel şeyler dimağımda dış gebelik yapıyor ve fazla mutlanmadan fark ediliyorum, teşhisim doğduğum gün konulduğundan, usulca kürtajımı oluyorum. Adımın i k i y ü z y i r m i  soyadımın p r o m i l old...
  • 24 Kasım 2009 -- Demokratik Sol Halk Partisi, Sol’un Çatısı olurmu? (4)
    Rahşan Ecevit'in öncülüğünde kurulan ve Genel Başkanlığını gazeteci Hulki Cevizoğlu'nun yapacağı Türkiye'nin 62. siyasi partisi; Demokratik Sol Halk Partisi'nin, Türk solunda bir türlü sağlanamamış bi...
  • 30 Mart 2010 -- Kıskançlık gafı (5)
    Herşey, Tuna Kiremitçi'nin köşesinde yazdığı, ''Jacqueline ve ben'' başlıklı yazısı ile başladı. ''Akşamları o çellosunu çalıyor, ben romanıma çalışıyorum. Kendisi, hayatımda gördüğüm en uyumlu hayat ...