Karadeniz gezimizin ilk akşamı, yemek sonrası aramızda sigara içenlerden bir kaçımız ayrı bir köşede yudumluyorduk kahvelerimizi. Bir yuvarlak masanın etrafında, önümüzde ki günlerin program akışı, gezilecek görülecek yerlerden söz ediyorduk. Gurubumuzun rehberi, Mustafa, Sedat ve ben laflıyorduk. Karşımda ki üç erkekten birinin ”Tesadüf” sözüne, benim yine çeneme hakim olamayıp araya sıkıştırdığım ve çarçabuk yapıştırdığım ”Tesadüf diye bir şey yoktur” karşılığım sayesinde, hızlı bir şekilde yön değiştirdi konu.
Bir ”Tesadüf” sözü lafın sözünü ve sesini açtı. Mustafa’yı bilirim de, diğer ikisinin de tıpkı Mustafa gibi Ateist olduğunu öğrenmeme sebep oldu. Karşımda 3 Ateist adam vardı. İçlerinde bir Müslüman ben. Üçü bir olmuş ısrarlı savunmalarıyla, din ve inanca yöneldi bu kez konu. İnancı konuşmak yavan gelir bana. Ama madem üç ısrarlı adam karşısında tekim, hücuummm.
Şehvetin nasıl ki yaşanırken bir anlamı ve saygınlığı vardır. Ancak, konuşulduğunda bayağılaşır. Yatak odanızda konuştuğunuzu, artık kahvaltı masasında konuşamazsınız. Yavanlaşır, bayağılaşır ve artık bayattır. İnanç, konuşuldukça coşkuya meyl verir. Yine de, inanç konuşmaktan öte, önce yaşadığındır. Konuşulan değil, yaşanan inançtır. Konuşulsa da bayatlamaz ve bayağılaşmaz. Şimdi, bazıları ”Ne alaka” diyecek belki ama şehvet ve inancın buluştuğu bir nokta bulmuşumdur ben daima. İkisinde de bol keseden atar da insanoğlu, her ikisini de yaşamaya gelince gerçek dikilir karşılarına.
O gece, o masada inancı konuşmak, şehvetin geyiğini yapmak kadar ucuz geldi bana. Ancak yine de ”Tesadüf” ve ”Tesadüf yok” çarpıştı masada. Hararet almış konuya volüm açınca seslerimiz ve seviyeli duruşu bozmamış hallerimiz, diğerlerini de harekete geçirdi elbette. Davet almış gibi koştular masamıza. Olduk mu masada 15 kişi bir anda. Merakla yanımıza koşanlar, ancak sözüyle-fikriyle bize katılamayanlar, usulca yanımızdan sıvıştılar. Masada kaldık biz dörtlüye ilave 7 kişi. Eşim, milleti zıvanadan çıkarmamam için, bana da bu gülüşmeli tartışmada zeval gelmesin diye, sessiz suskun oturdu yanıma. Variyetiyle sınır çizdi aklı sıra masadakilerle arama. ”Ahh be adam, bilmez misin ben bu adamları çiğ çiğ yerim.”
Konu, ”Tesadüftü”, döndü dolaştı, ”İnanç” a yanaştı. O gece o masada konuşulanları yazmaya gerek yok. Ama merak ettiyseniz. Çiğ çiğ dişlerimin arasındaydılar emin olun. Ve o gece ”Tesadüf”ün bendeki olmayan yerini size yazmayı düşünmüştüm. Ve dün, bir yazıma yaptığı yorumda Okurumuz Murat Bey’in ”Tesadüf mü- Kader mi” sorusuyla, artık bugün yazmaya niyetlendim. Yazımda yorum olarak duran soru da tesadüf değildi bence. ”Hadi yaz artık” diyen Yaratıcı’nın, bana izin çıktığına dair işaretiydi bana göre.
Kimse beni tesadüfe inandıramaz. Ve kimse, bana ”Tesadüf” adı altında, yaşadıklarımı açıklayamaz. Ama ben, bana açıklarım. Çünkü, ben çoktan gönlümün gözünü açmışım. İzlere- işaretlere takılmışım. Her peşlerinden koştuğumda da, yanılmadığımı anladım. Tesadüf yoktur aslında. İnsanoğlu kılıf bulamadığında, kolaya kaçmanın adı ”Tesadüf” olmuş lügatlarında.
Hayata dair, öyle çok örneğim var ki, şu tırışka tesadüf denen kavram adına. Mesela;
”Mississippi yanıyor” yazı dizimde, anlattığım gerçek hikayede, yaşadıklarıma henüz adım atmadan 3 hafta önce, yaşanacak süreç rüyamla bildirilmişti bana. Yoksa; yola çıkarken anneme ”Gideceğimiz yerde, çok büyük zorluklar, yokluklar ve belirsizlikler bizi bekliyor anne. Henüz ne yaşayacağımızı bilmiyorum. Ama birşey yaşayacağımızı bilerek gidiyorum. Bana hakkını helal et” der miydim sizce? Dedim. Çünkü bilerek gidiyordum. Helalleştik. Yola öyle çıktım. Ve muazzam olan o zorlu süreci, orada da tükenmeyen rüyalardan önceden öğrendim. Önümüze ne geleceğini ve ne zaman kurtulacağımızı bile bile herşeyi yaşadım. Buna ”Tesadüf” demeye ben utanırım.
Ayrıca, olayın en başında kaçmamız gerektiğini bile bile, olayların hemen öncesinde yani henüz yaşamadan önce, aldığımız uyarı ile eşimin uçaklarda 4 kişilik yer ararken ki telaşının arasında, ben oğluma dönüp ”İnşallah uçak bulamayız. Ben yaşamak istiyorum, başımıza her ne gelecekse” der miydim? Dedim. Üstelik evlatlarım yanımdayken, belirsiz korkulu anları yaşamayı önceden donatılmış bir güçle ister miydim sizce? O korkulu yaşanacak olanın yazılı bir kader olduğuna aklımı erdirmesem kaderimi çağırır mıydım böylesi bir iştah ve özlemle?
Herşey ”Kader” aslında. Ya yaşayacağınız için istiyorsunuz. Yada istediğiniz için yaşatılıyorsunuz. Tesadüfün kaderin yanında lafı olmaz. Rastlantı da rastlantı yoktur. O bir dipsiz avuntudur.
Benim, baygri de acemi de olsa yazar olmam. Sizlerle bu çatı altında buluşmam sizce tesadüf mü? Bence değil. Biz bir kaderi paylaşıyoruz. Açalım gönlümüzün gözlerini, kimbilir ne manzaralar bakışlarımızı kamaştıracak aslında. Sizlere böylesine içimle-yüreğimle dökülüp, sizleri böylesine sevebilir miydim yoksa. Beni okumaya tahammül bulur muydunuz, her bir satır kader olmasa…
Tesadüf yoktur.



Eylül 7th, 2010 on 13:46
Uzun zamandır yazmıyorsunuz.İnşallah iyisinizdir .Bu arada Bayramınızı kutlu olsun.Tüm sevenlerinizle ve sevdiklerinizle daha nice bayramlar diliyorum Sağlıkla, mutlulukla.
Eylül 7th, 2010 on 14:22
Çok özledik Aslı Hanımı. yazılarının farklı olan tadını özledik. Aslı Hanımsız bir site eksik geliyor bana.
Ağustos 26th, 2010 on 19:38
Çok derin konuları bu yazınıza koymuşsunuz.Uzun zamanda okunup,çokça anlayıp düşünerek yorum yapılacak bir konuya girmişsiniz.Evet tesadüf yoktur.Heriş ve oluş her an yeni bir iş ve oluş O yücenin kelamı.Ve her söylettiğinde “ey akıl sahipleri” diye başlar .Aklı olanın anlayacağı çok şeyler vardır” der birçok ayette.Bu arada “kader” den bahsedersek tam da bu noktada “kaderin alın yazısı olmadığını bizzat O yücenin dediğinin” farkına varırız.Bence kader
her iş ve oluş karşısında insanın kendi yapacağı tercihlerin toplamıdır.Aksi olsaydı Haşa Allah ya iyi kul, ya da kötü kul yaratmış olurdu ki Bu da mümkün olamaz.
Ağustos 23rd, 2010 on 14:31
hep söylediğim gibi yazılarınızda felsefe ,bilgi,şamata,gırgır,hüzün,ruh,duygu ve en önemlisi hayat var.iyiki yaz emri gelmiş size sevgili aslı hanım sizi okumak büyük keyif.yazı müthiş olmuş yine tane tane okunası bir yazı(bu arada oruçtan dolayı ben zaten çarpı üç okuyorum:))çok iyi özümsedim:)sevgiler.
Ağustos 22nd, 2010 on 22:45
Size katılıyorum Aslı hanım sözleriniz yerinde ve benim de doğrularım.tesadüf diye birşey yoktur tevafuk vardır…Yüreğinize sağlık Aslı hanım çok teşekkür ederim.Sizi seviyorum bizim için bir abla gibisiniz sizin deneyimleriniz bizlerin ve sizi okuyanların hayatına güzel anlamlar yüklüyor.
TESADÜF-TEVAFUK NEDİR?
Dilimizde kullandığımız birçok kelime vardır ki mânasını kesinlikle bildiğimizden kullanıyor değiliz.Kimi kelimeleri aslında ifade ettiği mânanın aksine bir niyetle kullanmaktayız Sözünü edeceğimiz (tesadüf) kelimesi de bunlardan biridir
Tesadüfte şuursuzluk, hesapsızlık ve başıboşluk vardır “Şu hâdise tesadüfen şöyle oldu, bu hâdise tesadüfen böyle oldu” gibi Bunu söyleyen zâta sorsanız:
- Siz kâinatta başıboşluk olduğunu kabûl edebiliyor musunuz? Hâdiseler, vak’alar başıboşluktan mı zuhur ediyor, yoksa hepsinde ince bir hikmet, kesin bir maksat mı vardır? Muhatabımız hemen diyecektir ki:
- Asla, kâinatta başıboşluk yoktur Her hâdisenin altında bilmediğimiz nice hikmet ve maslahatlar vardır
- Öyle ise hikmetsizlik ve başıboşluk mânasına gelen tesadüfü neden kullanıyorsunuz?
- Canım, ne bileyim herkes kullanıyor, ben de kullanıyorum Alışmışız bir defa Bir âyeti kerîme bizlere ışık tutuyor: “Denizde, karada ne cereyan ediyorsa, Allah’ın ilmi dâhilinde cereyan ediyor Bir yaprak düşmez ki Allah’ın ilmi dâhilinde olmasın!” Anlaşılan, tesadüfî sandığımız kâinat hâdiselerinin hiçbirinde tesadüf yoktur Bir yaprağın düşüşünde dahi
- Ya ne vardır?
- Tevafuk Muvafık olmak, münasip düşerek cereyan etmek, bir İlâhî maksat, bir İlâhî hikmet için cereyan etmiş olmak Bunun içindir ki kelimeleri yanlış mânada kullanmak istemeyenler tesadüfü terk eder, tevafuku tercih ederler
- Tevafuken böyle oldu, tevafuken şöyle cereyan etti, diyerek her hâdisenin altında bir İlâhî hikmet, Rabbanî maksat ararlar Yaratandan alâkasını kesmek gibi bir dalgınlığa düşmezler.
not:alıntıdır..
Ağustos 23rd, 2010 on 02:08
Sevgili Ebru’cuğum,
Öncelikle, Tesadüf ve Tevafuk açıklaman için, bizi bilgilendirdiğin için sana çok teşekkür ederim. Yorumunu keyifle okudum.
Ayrıca,ben de sizi ve hepinizi inanın aşka yakın bir kıvamla seviyorum. Unutmayın ki, her zaman ablanızım ve dilediğinizde tüm maneviyatımla yanınızdayım. Ben, okuduklarımdan öte, yaşadıklarımı aksettirerek sizlere dökülmeyi seviyorum. Zaman zaman sürçü lisan ettiğim de olabilir. Olduysa da olursa da şimdiden hepinizin affına sığınıyorum.
Sevgilerimle
Ağustos 24th, 2010 on 17:34
rica ederim Aslı hanım siz yazarak bir pencere açtınız ben de elimden geleni yaptım.öğrenmeye araştırmaya bir vesile olmuştur hep hayatta siz de bizim vesilemizsiniz
duyguların hislerin karşılıklı olması baktığı yürekte karşılık bulması ne kadar hoş iyi ki varsınız sizi tanımak büyük keyif ve ayrıcalık.teşekkürler
Ağustos 22nd, 2010 on 22:10
Yazıyorsunuz okuyoruz katılmadıgımız konuyu tartışıyoruz çözmeye çalışıyoruz,bana göre siz bu sitede bir topluluğa yol gösterici olarak görevlendirilmişsiniz ve layığı (layıkı) ile mükemmel bir şekilde yapıyorsunuz.İnsanları geliştiriyor ve bilgi sahibi yapıyorsunuz.İyi ki sitemizde;burdasınız ki şu cümlenizin üzerine “Sizlere böylesine içimle-yüreğimle dökülüp, sizleri böylesine sevebilir miydim yoksa.” gibi bir cümle kurup söylenecek hiç bir şey bırakmamışsınız.Aslı hanım bizde sizi çok seviyoruz…
Yazıyı lütfen diğer yorumcu arkadaşlar tekrar okuyunuz gerçekten çok doğru ve anlamlı…
Not:Layıkına daaaa sessiz ünsüzlerin yawşamasına da ………!!!
Ağustos 23rd, 2010 on 02:14
Sevgili Mert,
İzinsiz dal kıpırdamıyorsa ki böyle olduğuna inancım sonsuz, ben bir şey yapmıyorum. ”Yaz” emri gelmiş, ve ben bu emre layık olmaya çalışıyorum. Faydalarımda da, saf yanılgılarımda da her daim insanım…
Ben de sizleri çok seviyorum. Baygri’yi çatı altım, sizleri ailem kabul ediyorum…
Teşekkür ediyorum.
Not: İmla böyle bişey işte bas küfürü her işaret bulsun yerini:)))Tembellik yapmaaa, araştır öğren doğrusunu…