Çok canı yanıyor. Aslında ortada canını yakacak bir sebepte yok. Aldığı nefes ciğerlerine yeterince dolmuyormuş hissi uyandırıyor her konuşmamızda.

Sanki birisi nefes almasını engelliyor gibi. Canı çok sıkkın işte. Hep aynı şeyleri yaşadığından olsa gerek. Sabah kalk işe git, aşırı stresli bir günden sonra akşamın bir vakti eve gel, yat ve uyu. Hep aynı iş, güç, ev koşuşturmaca…

Bazen bize nefes bile aldırmayan dünyanın işi biter mi hiç? Belli ki yanında olacak bir sese, yeni bir nefese ihtiyacı var yüreğinin. Aslında o da bunun farkında. Neyin var dediğimde “görünürde her şeyim, aslında hiçbir şeyim” der gibi cümleleri. Gelmemi ister misin dediğimde “Hadi hemen çık gel. Zaten iki saatlik yol. Sen gelene kadar bende kısır yaparım. Çay da demleriz. Sen çok seversin. Geliyorsun dimi?” dedi coşkulu bir şekilde.

Belli ki içinde bulunduğu boşluk çok büyük. İçine atıyor, içinde yaşıyor, konuşacak, paylaşacak birini arıyor. Terzi kendi söküğünü dikemezmiş misali elimden geldiğince yanında olmaya çalışıyorum onun. O bizim ailemizin incisi, değerlisi. Son yazılarımı da okumuş içerlemiş biraz. Hadi dondurmanı al, iki kaşık da kap gel dedi gülerek. Ee görev beni bekler. Hep bana gelecek değil ya dondurma. Ben hiç kıyamam ona. Alayım dondurmamı, düşeyim kuzenimin yollarına.

Benzer yazılar

  • 06 Şubat 2009 -- Sanal dili ve edebiyatı 3 (0)
    HABER Oscar’lı dört oyuncu, anavatanları Avustralya’da posta idaresinin adlarına çıkaracağı pullarla ölümsüzleşecek. Bu oyunculardan Cate Blanchett, olayı espri konusu yaptı: “Milyonlarca Avustraly...