Bugün telefonum çaldı. Arayan çok uzun zamandır arkadaşım olan ama bununla yetinmeyip hayatımda ciddi bir yer almak için çabalayan Mertten başkası değildi. Yanımda arkadaşım Damla da vardı “off yine mi Mert! Bıkmadı bu çocukta ya hayır kelimesini duymaktan, sen konuş benim bünyem kaldırmıyor artık, kapının önündeyim” dedi ve dışarıya çıktı.
Mertle nedense her telefon konuşmamız hüsranla sonuçlanır. Konuşmamız ilk önce güzel başlar. “Elifcim ne yapıyorsun? Nasıl gidiyor? Ben şantiyede işçileri teftiş ettim bir iki proje vardı onları hazırladım. Birazdan ofisten çıkıyorum. Toplantılar iş güç falan uğraşıyorum işte. Sesini özlemişim bir arayayım dedim.” Buraya kadar hiç sorun yok. Bende son derece kibar bir şekilde cevap veriyorum kendisine “Teşekkür ederim Mert. Gayet iyiyim. Bende atölyede koşuşturuyorum işte.” Buraya kadar da bir şey yok. Ama sonrası tam da evlere şenlik…
İlk beş dakikadan sonra kıyamet kopuyor zaten. “Bana ne zaman evet diyeceksin” sorusu geldiği an tehlike çanları ben ve mert için çalmaya başlıyor. Çünkü hep aynı konu, hep aynı diyalog ve hep aynı sonuç. Ama Mert farklıdır. Hep kibar kibar tartışır. Asla düzeyi düşürmez. Hep kıracağım diye korkar o yüzden diline çokça sahiptir. Onunla kavga bile edemezsiniz. Sinir hücreleri birileri tarafından alınmış gibidir. Ama bugün başka bir şey oldu. Mert taktik değiştirmiş. Aradığı gibi bağırmaya başladı bana. Ben şok tabi
“Yeter artık! Seni artık aramayacağım! Sana artık soru da sormayacağım. Hayır demenden sıkıldım! Ne böyle bu ya. Bir insan bu kadar peşinden koşturtmaz ki canım! Sen daha çok beklersin hayal ettiklerini. Anlasana senin istediğin gibi bir adam doğmadı daha! Ben hiç olmazsa duygularımı ifade edebiliyorum. Sen onu bile yapamıyorsun. Benim hislerimi, sana hissettiklerimi hafife alıyorsun. Önüne dünyayı yağdırsam sanki sevecek misin beni? Neymiş efendim biz arkadaşmışız olmazmış! Neden olmasın ya! Ne için çabalıyorum ben! Neden ben hergün seninle ilgili boşa kürek çektiğimi hissediyorum! Neden her gün bu kıza ne yapsam da hayatıma katsam diye oturup plan yapıyorum” Bu sözlerinden sonra tek bir cümle çıktı ağzımdan “Ben sana ne söz verdim ne de ümit, kürek çekmeni de istemedim.” Daha da kızdı “Seni hayatımda istediğim için suçlu mu ilan ediliyorum birde? Lanet olsun sana da sana hissettiklerime de! Peki Elif zorla kendime yar edecek değilim seni.Hoşçakal” dedi ve kapattı telefonu.
Yüzüme kapatılan telefondan sonra ne tepki vereceğimi şaşırmış bir halde kapıdan içeriye giren arkadaşıma baktım. “Elif ne oldu?” dedi. “Valla bende anlamadım. Mert sanırım içinde biriktirdiklerini üzerime kustu” dedim. Merttin alışık olmadığım ses tonu kulaklarımda çınladı bir süre. Baya baya resti çekti bana. Şaka gibi ama bana “Lanet olsun” bile dedi. Birden içinde bir taşfırın erkeği belirdi sanki. Sanki o kontrol delisi olan adam gitti, yerine kontrolünü kaybetmiş bir adam geldi. Belli ki kendince bir güç gösterisi yaptı. Hani birde böyle deniyor sanırım şansını. Ya tutarsa hesabı. Ama tutmadı Mert tutmadı. Unutmamak lazım ne derler bilirsin “kontrolsüz güç, güç değildir!”






Eylül 6th, 2010 on 00:45
bir hafta on gün sonra özür telefonu gelir ve teyp yine başa sarar:)))
neden mi ? o yürek başka şarkı calabilse keşke …
ne demişler ..kaçan kovalanır..
ama kardeş kaçan kimse yok sen; hadi kaç..demekle kimse kovalanmak istemez..
oyun bile en az iki kişi ile oynanır tek kişilik oyun sadece sahnede oynanır
senin sahnenin seyircisi yok ki oyunun oyun olsun…
Eylül 6th, 2010 on 00:50
Murat Bey şu yaptığınız yorumu onun okumasını nasıl da isterdim. Hani üçüncü bir gözün karşıdan baktığını yorumlaması. Ben söylüyorum anlamıyor belki bu yorumla bir şeyleri anlardı belki bakış açısı değişirdi. Bu arada ne bir haftası ne 10 günü ertesi gün telefon geldi
Eylül 5th, 2010 on 17:53
pazar günaydını bombası ”çok da fifi:)”..ehehehh
Eylül 5th, 2010 on 18:18
o zaman mutlu pazarlar Melli
Eylül 4th, 2010 on 11:10
Bide şöyle birşey var Elif: fazla naz aşık usandırır
Eylül 4th, 2010 on 12:07
bir de şöyle bir şey var; çok da fifi