Vakit ayrılık vaktiydi… Vapur iskeleden hareket etmek üzereydi. Genç adam gözleri dolu dolu sevdiği kadına doğru baktı. Kadının yüzünü ellerinin arasına aldı, son kez doymak istercesine okşadı, sonra sevdiği kadının saçlarının kokusunu içine derin derin çekti ve alnına bir veda busesi kondurdu. Arkasına dönüp bir iki adım uzaklaştı, sonra durdu, geri dönüp sıkıca sarıldı sanki hiç gitmek istemezmiş gibi.
Şirin olanlara anlam veremiyordu bir türlü. “Neden ağlıyorsun?” dedi biraz hüzünlü bir surat ifadesiyle. Genç adam son kez sarıldı Şirin’e sonrada “kendine çok iyi bak şirinim…” dedi ve vapura doğru koştu. Vapur uzaklaştıkça genç kadının kalbi yerinden fırlayacakmışçasına çarpmaya başladı.
Ertesi gün sevdiği adamı aradı Şirin. Telefonun karşısında buz gibi bir ses vardı. Neler olduğu konusunda hiç bir anlam veremiyordu. Her şey öyle güzeldi ki kötü bir şey olabileceği aklının ucundan bile geçmiyordu. Telefon konuşmasını sonlandırdıktan yaklaşık 10 dakika sonra Şirin e bir mesaj geldi. “Biliyorum elinden geleni yaptın ve sen beni çok seviyorsun ama inan gitmeliyim ve unutma ki bende seni çok seviyorum…” Ne olduğunu anlamaya çalıştıkça daha da karmaşık bir ruh haline bürünen Şirin sevdiği adamı defalarca aradı. Ya telesekreter çıktı karşısına ya da meşgule atıldı yaptığı çağrıları. Bir mesaj daha geldi sevdiği adamdan “Ne olur daha fazla durumu zorlaştırma. Benim içinde kolay değil, bırak alışayım sensizliğe. Her şey fazla güzel ve ben eski hayatımı özledim…Sen beni sıkmıyorsun ama ben kendimi boğuyorum sanki.Çelişkideyim sana değil sadece kendime dair…”
Bu sözleri duyduktan sonra Şirin’in söyleyeceği bir şey kalmamıştı. İliklerine kadar sevmiş, sevdiği adamın gözlerinde şahadet getirmiş, kendini sadece sevdiğine adamış bir kadının o an hissedebileceği ne kadar duygu varsa hepsini aynı anda hissetmişti sanki. Bazen nefes alamıyordu, bazen kendini kaybediyordu, çoğunlukla gün doğarken yatıyordu, uyumuktan korkuyor sürekli kabus görüyordu… En kötüsü de sevdiği adamın ona yaşattıklarına rağmen yine de sürekli olarak onu değil kendini eleştiriyordu.
Aradan aylar geçti. Ne bir ses vardı Şirin’in yanında ne de bir nefes… Biliyordu ki sevdiği adam yanında olmadan hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı. Sonra bir an düşündü o çıksa şimdi gelse, geçse karşısına “seni çok özledim affet” dese eskisi gibi olurlar mıydı? Olmazlardı… Şirin de biliyordu bunun cevabını sadece kendinden bile saklıyordu. Kendini kandırmayı oyun bilmişti sanki. Gün geçtikçe yaşının da verdiği bir ağırlıkla sessizliğe gömülmüştü Şirin…
Genç adama gelince kimse ondan gitmesini istemedi. Gitmek onun kendi tercihiydi. Tadı damağımda kaldı dediği yalnızlığını özlemişti besbelli. Ve gitti… Ardına bile bakmadan, ardında ne bıraktığını umursamadan gitti… Aradan çok uzun zaman geçti. Genç adamın bir şeyleri anlaması ve pişman olması uzun bir zaman aldı… Ama artık çok geçti. Şirin’e ulaşmaya çalıştı, ulaşamadı… Bir zamanlar her aradığında yanında bulduğu Şirin’i artık yoktu… Birden korkuya kapıldı Şirin’i sorabileceği bir ortak arkadaşları bile yoktu telefon rehberinde. Sanki şirin bir hayaldi yaşadı ve bitti gibi geliyordu çoğu zaman… Aklından geçen sorular “Şirin neredeydi? İyi miydi? Ne yapmaktaydı?” Cevabını bulamadıkça beynini kemiren sorular o denli çoğaldı. Bir zamanlar Şirin’in “neden ayrıldı, ne yapmış olabilirim, bir şeyi var da benden mi saklıyor” diye düşünüp kendini yediği sorular şimdi genç adamın beynine yerleşmişçesine onu uykusuz gecelere mahkum ediyordu.
Artık ne istediğini bilen, sevgisinden ve kendinden sonuna kadar emin olan bir adam olmuştu genç adam ama şu vardı ki; artık Şirin yoktu…
Gözün Arkada Kalacaksa Marifet Değildir Gitmek…Can Yücel






Son yorumlar