Dedikodunun sebep olduğu bir anlık öfke insan hayatında telafisi olmayan sonuçlara yol açabilmektedir. Bunun çok kötü bir örneği, ne yazık ki benim de tanıdığım bir kişi tarafından yıllar öncesinden yaşanmıştı;

Hasan deli dolu kendi halinde yaşayan birisiydi. Gerekli gereksiz çok konuşur. Bu konuşmaları yerini bulmayıp anlamlı olmayınca, topluluk içinde kimi zaman çok dikkate alınmazdı. Aslında saf ve temiz yürekli idi. Kimseye karşı kötülük düşünmez, bir dilim ekmeğini bile paylaşır, elinden geldiğince herkese de yardım ederdi.

O aynı zamanda birçok kişi için hoş şakacı sohbetleriyle uzun kış gecelerinin vazgeçilmez meddahı gibiydi.

Hasan evlenmiş, çok istemelerine ve tedavi olmalarına rağmen çocukları da olmamıştı. İşte istenmeyen dedikoduları belki de bu durumları biraz tetikler olmuştu. Çok iyi görüştüğü aile ile arası bir dedikodu yüzünden bozulmuş, ardından onlarla görüşmesini kesmiş olmasına rağmen dedikodular yine son bulmamıştı. Ne yazık ki herkesin ağzı çuval değildi ki büzebil sindi. Konuşuyorlardı işte ileri geri. Engel olamıyordu. Kişiden kişiye aktarılan bir söz ise onun kulağına elbette farklı geliyordu. O ise üretilen bu dedikoduların önünü alamıyor, doğru olduğuna inanıp adeta gurur meselesi yapıyordu.  Üstelik bir zamanlar yediği içtiği ayrı gitmeyen birileri tarafından duymak istemediği şeylerin söylendiğini düşündüğünde… İçi içini yiyordu. Rahat edemiyordu. Öyle ki yüzleşmeyi bile düşünemiyordu. Bir de baskı altındaydı. Çünkü çevre de çok küçüktü. Bu nedenle baskıyı derinden hissediyordu. Kafası karmakarışıktı. İşte bu psikoloji içindeki Hasan, tarla dönüşü onlarla karşılaştığında bir anlık öfkesine hâkim olamayınca, baba ile oğlunun canına kıymıştı.

Hiç kimse böyle bir şeye cesaret edeceğine inanmıyordu.  Öfkenin insana neler yaptırabileceğini kestirememişlerdi. Herkes şaşkındı. Şimdiye kadar bir karıncayı bile incitmeyen Hasan yapmıştı yapacağını. Elinde pompalı tüfekle traktörlerinin önüne çıktığında belli ki onu çok ciddiye almamıştı baba ile oğul. Onun saflığına ve yufka yüreğine aldanmıştı. Onun öfke dolu olduğunu bilememişlerdi. Yapamaz diye belki de ona sert karşılık vermişlerdi. Bu bilinmiyor. Ama sonuçta yok yere o hapse, baba ile oğul ise onun saf ve yufka yüreğine aldanıp mezara girmişti.

Giden geri gelmiyor elbette ama bu olaydan o dâhil birçok kişi acıda olsa ders ve dersler almıştı. Benim ise dikkatimi çeken başka bir şey vardı.

Kırık camlar.

Hasımlarınca onun boş evine o zamanlar ateş açılmış, tüfek fişeği saçmaları evinin bir kısım camlarını kırıp delik deşik etmişti. Aradan çok zaman geçmiş, o cezasını çekip özgürlüğüne kavuşmuştu.  Artık evinde yaşamaya başlamıştı. Beklenirdi ki bu kırık camlar bir süre sonra değişsin. Bunun yazı var kışı var, soğuğu var ayazı vardı. Fakat anlaşılmaz bir şekilde değişmedi ve yıllardır hala öylece duruyor. Niye duruyor, neden değiştirmiyor bu bir türlü bilinmiyor.

Öyle anlaşılıyor ki, o zamanlar bir anlık öfkesine yenilen ve şimdi husumet nedeniyle toplum içine de fazla çıkamayan Hasan, kırık camları değiştirmeyerek pişmanlığını herkese bir şekilde böyle gösterip, geçte olsa af diliyor. Ya da vicdanıyla baş başa kaldığında neler yaşıyor bilemiyoruz ama belli ki onunla hesaplaşamadığından, belki de kırık camlara bakarak rahatlamak istiyor!

İlginizi çekebilir

  • 08 Mayıs 2011 -- İyi ki varsınız hanımlar :) (0)
    Doğumumda ölümlerden döndük ikimizde öyle kavuştuk biz canım annemle birbirimize... Uzun bekleyişler sonunda tam tamına 10 yıl sonra onun hayatında var olmamla birlikte annelik rolünü de kattı yaşadığ...
  • 07 Ekim 2010 -- Düşüncelerin büyülü dünyası (10)
    Eğiliyor günler bir bir önümüzden geçip gidiyor. Kıyısız bir deniz boyunca aşktan başka hiçbir feneri olmayan sen: teknelere sevdalı, bense denize... Bir ayrılığın güncesini tutmaya çalışıyorum, be...
  • 19 Nisan 2009 -- Gerçek dostluk tadından yenmez (3)
    Güneşli bir sabaha uyandım bugün. Dışarı çıkıp gazete, ekmek alışverişimi yaptıktan sonra güzel bir kahvaltı ettim ve şimdi ofiste nöbetteyim… Ben ofisteyim ama yüreğim dışarıda geziyor, dağ bayır ...
  • 09 Ekim 2010 -- Kırk gün kırk gece yürek yığılır kalır (7)
    Kırk gün kırk gece yürek yığılır  kalır Hayal kırıklıklarının  kollarında Eksik bir şey Yarım yamalak Sağır sultan Kırk gün kırk gece dudak arkası saklanmış sözler Kaçak bakışlar havada  döner d...
  • 09 Şubat 2011 -- Evde kaldık a dostlar (6)
    Gerçekten çok merak ettiğim bir şey var; Şu Allah'ın her günü hangi kanalı çevirirsek karşımıza çıkan evlilik programları olmadan önce insanlar acaba nasıl evleniyorlarmış? Bunu gerçekten merak ediyor...
  • 08 Temmuz 2010 -- Yedi milyarlık tribünün seçilmiş iki holiganıydık (5)
    Canımdan öpüldüğümü, aşkın beni sobelediğini düşünmüştüm… İnandırmıştı…İnanmıştım, evet bu sefer inanmıştım, o yazdıklarımın çizdiklerimin sahibiydi. Türk filmi kıvamında bir düştü, güven, mutluluk...