Her okulda parmakla gösterilen popüler erkekler ve bir o kadar popüler olan güzel hatunlar vardır. Karşıdan bakıldığında insanlara karşı soğuk duruşları ve kendinden emin tavırları ile hemen fark edilirler bir ortam içerisinde. Ulaşılmazmış gibi gelirler ilk etapta. Bu tarz insanlarla konuşmak ya da konuşmaya çalışmak baya bir efor sarf ettirecekmiş gibi gelir insana. Ki aslında durum hiç de öyle değildir.

Bazen geçmiş yılları hatırlıyorum da kuzenimin okuduğu okulda bir çocuk vardı. Egosu öyle bir tavan yaptırılmış ki aynı okulda okuduğu hayran kitlesi kızlar tarafından dersiniz dünyanın en yakışıklı, en mükemmel, en eşsiz erkeği falan. Düşünüyorum da onu popüler yapan şey sanırım elinden düşürmediği teneffüs aralarında sürekli olarak çaldığı gitarı, upuzun boyu, sarı saçları, geniş omuzları ve kızlarla devamlı “Naber tatlım?” diye konuşması olabilir. Aptalın önde gideni kızlar böyle şeyleri sever bilirsiniz.

Ben okul dönemimde son derece aktif bir öğrenciydim. Bir yandan resim yapıp son sürat sergi hazırlıklarına çalışıyordum, bir yandan masa tenisi turnuvasına hazırlanmak için antrenörümle sabahtan akşama kadar beygir gibi stada gidip dön babam dön, koş babam koş cılkımı çıkartıyordum, arta kalan zamanlarda edebiyat bölümünün önemli günler için hazırlayacağı programı bu bölümde çalışan diğer arkadaşlarla nasıl daha iyi bir program yapabiliriz onu tartışıyordum, diğer bir yandan sene sonu için yaprak dökümündeki nejla karakterini en iyi şekilde sunabilmek için haftanın belli günleri olan provalara gidiyordum arta kalan zamanda ise voleybol antremanına gidiyordum. Ta ki bir gün voleybol antremanında yere serilip bayılana kadar. Daha sonrasında annem okula gelip öğretmenlerimle konuşup “aman hocam yeter artık lütfen Elif e bir sorumluluk daha vermeyin, kendini kaptırıyor, sağlığından olacak” diyene kadar. Sonrasında bir seçim yapıp voleybolu bir kenara bırakıp masa tenisi oynamaya devam ettim.

Benim öyle egosal sorunlarım olmadı hiçbir zaman. Kimseye tepeden bakmadım ama beni tanımayan ve uzaktan gören herkes çok soğuk bir duruşum olduğunu düşündü her zaman. Zaman içerisinde beni tanıdıktan sonra bu düşüncelerinde yanılgıya düştüklerini fark ettiler. Yukarıda kendisinden bahsettiğim başka bir okulda okuyan bu yakışıklı arkadaşımız nasıl olduysa beni görmüş beğenmiş. O dönemlerde bu taraklarda pek bezim olmadığı için adam benim ilgi alanıma giremedi bir türlü. Herkesin hayran olduğu bu adam ona evet demediğim için nasıl bir hırs yaptıysa artık araya birçok hatırı sayılır ortak arkadaşımızı soktu. Bende tabi keçi inadı olmaz da olmaz.

Daha sonrasında bir gün antremandan çıkmış eve doğru giderken arkamdan birisi “keçi” diye seslendi. Ben tabi hiç oralı olmadım keçi miyim ben sonucunda :) Sonrasında “Elif” diye bir ses. “Ahanda Elif benim” dedim içimden ve arkamı döndüm. Bir de baktım egosu tavan yapmış Gökay adındaki bu arkadaş tam dibimde. Gülümseyip “Sonunda tanışabildik keçi seni. Ne kadar inatsın sen böyle! Ne yapacağım seninle böyle ben bilmiyorum valla” dedi. O havayı yumuşatmaya çalıştıkça ben onun bu ukala tavırlarından rahatsız olup direkt konuya girmeyi tercih ettim “Ne istiyorsun Gökay lafı uzatma” dedim. “Bana neden evet demediğini öğrenmek istiyorum. Bak benim bir duruşum var. Senin yüzünden okulda herkesin diline düşmüş durumdayım. Herkes senin bana nasıl evet demediğini tartışıyor. Ayağına kadar geldim. Hadi artık evet de!” dedi. Bu kez ben gülmeye başladım “Çok komiksin sen ya. Hiç böyle bir teklif görmemiştim hayatımda sağol bunu da yaşamış oldum. Ne yani popülariten sarsıldığı için millet seninle dalga geçiyor diye seninle olmamı mı istiyorsun?” dedim. Kıvırmaya başladı hemen “yok öyle demek istemedim. Sadece bana kimse hayır diyemez. Yani dememişti yani. İnan uyku uyuyamıyorum.” Tekrar gülümsedim, ona doğru baktım ağzımdan tek bir cümle çıktı “hayatımda tanıdığım en salak adamsın!” dedim ve gittim. O lise döneminde her şey abartıldığı için bu olayda çok abartıldı tabi. “Vayy Elif, Gökay a hayır demiş.” şeklinde onun okuduğu okul bu dedikodularla çalkalanır olmuş.

Sonrasında Gökay bir aşka geldi anlatamam. Bir şarkılar, şiirler… Beni yine kesmedi tabi bunlar. Aksine artık bu durum canımı sıkmaya bile başlamıştı. Aradan biraz zaman geçti bu kez Gökayın şok şok flaşh flaşh açıklamarını duydum “Aman ne yapayım ben o kızı. Kendisini bir şey zannediyor. Hiç işim olmaz. Soğuk nevale.” diye. Ben hiçbir zaman hiçbir yorum yapmadım. Sadece anlatılanları dinledim, hep keyfime baktım. Ona ayırabileceğim ekstra bir zamanım olmadı hiçbir zaman. Okuldan mezun olduktan sonrada hiç görmedim onu.

Aradan biraz zaman geçti sokakta karşılaştık önümü kesti. Yüzüne bile bakmıyordum. Eliyle çenemi yukarıya doğru kaldırdı “öyle dememeliydim Elif çok özür dilerim ne olur affet” dedi. Yüzü sapsarıydı ve halsiz duruyordu. Fazla hovarda yaşadığı için akşamdan kalmıştır herhalde dedim içimden. “Allah affetsin çekilir misin önümden” dedim. “Elif ben hastayım” dedi. “Bana bak ben senin o aptal numaralarına kanacak hatunlardan değilim rahat ver artık bana!” dedim ve hızla onun yanından çekip gittim.

Yaklaşık iki ay sonra hukuk dersindeyken telefonum çaldı arayan bir arkadaşımdı. “Elif neredesin şu an?” dedi. “Dersteyim sonra konuşalım mı?” dedim. Sonrasında “Elif biliyorum sen pek sevmezsin, belki önemsemezsin de ama yine de söylemek istedim sabaha karşı Gökay ı kaybettik.” dedi arkadaşım. Hala idrak edememiş olduğumdan mıdır bilinmez “of şimdi de seni mi aracı etti?” diyebildim sadece. “Elif ben ciddiyim. Şu an camideyim, öğleye kalkıyor cenazesi” dedi.

O an sanki birisi kalbimin üzerine bir ağırlık koymuş gibi hissettim. Aşk ya da sevgi yoğunluğu değildi hissettiğim. Vicdanım kanıyordu sanki. Ne vardı bu kadar katı davranacak diye düşündüm durdum. Sadece kendime şunu söyleyebildim “sen kimsin ki Allah ın yarattığı bir kulu affetmiyorsun” Bu olaydan sonra uzun süre kendime gelemedim. Hep kendime kızdım hasta olduğunu söylediğinde neden inanmadım dedim, neden hep altında başka şeyler aradım diye düşündüm. Gecelerce uykusuz kaldım. Sanki iç huzurum beni terk etmiş gibiydi. Öldüğünde yanlış hatırlamıyorsam henüz 20 yaşındaydı. Öyle çok yalan söylüyordu ki çevresindekilere ona inanmak benim için çok zordu… Size defalarca yalan söylemiş birisine ne kadar inanabilirsiniz ki sonucunda. Ben sadece kendimi korumak için, onu kendimden uzak tuttum yaptığım tek şey buydu.

Bunun yanında tabi ki ölümle sınanmak çok ağır bir şey…Ve ben o günden beri kimseye gönül borcum olsun istemem. Birini kırsam, birisi tarafından yanlış anlaşılsam sanki ömrümden ömür gidiyor gibi geliyor. Şunu anladım ki her şey biz insanlar için. Bugün varız, yarın yokuz. Ne olursa olsun dinlemeliyiz birbirimizi. Kimseyi kırmak, üzmek, incitmek bir yere götürmez biz insanları. Ne kadar kırarsak birini o kadar vicdanımız sızlar. Tıpkı ne kadar kırılırsak o kadar kalbimizin acıdığı gibi… Kimsenin ahını almak, kimseyle kötü olmak istemeyişimin sebebi belki de yaşadığım ve hayatımda hiçbir zaman unutamayacağım bu kötü tecrübe… Allah kimseyi böyle şeylerle sınamasın…

İlginizi çekebilir

  • 06 Haziran 2010 -- Kitap kokusu (0)
    Okumak beni oldum olası rahatlatmıştır, kitaplara olan tutkumu fark edeli çok olmasına rağmen istediğim kadar ilgilenemedim onlarla. Fuarlarda büyülü bir dünyaya girecekmişçesine heyecan duyan kita...
  • 25 Ekim 2009 -- Kemanların sesi yükseliyor (1)
    Suçlular orkestrası, Yasak  müziklerini  çalıyor. Hepsini ben çalıyorum şiddetle Şarkısını de ben söylüyorum boğazımı yırtarak Beste güfte hepsi ben! Kendimden geçiyor, unutuyorum bütün duvarlarım...
  • 19 Aralık 2009 -- Beyaz mı Okan mı? (19)
    NTV de moderatörlüğünü Çiğdem Anat'ın yaptığı 10 Kadın isimli programı izlemek keyifli geldi bana.   Geçen hafta, programda sordular 10 kadına, Beyaz mı Okan mı?   Aslında kimseyi kimseyle kıyasla...
  • 11 Eylül 2009 -- Ey hayat! şimdi tahsilat zamanı (0)
    Sen, beni bilirsin hayat. Dosdoğru gittim hep, zig zag çizmeyi bile beceremedim. Yağmurlarım çok indi yanaklarıma. Yanaklarıma olsa iyi, çok aktım sağnak sağnak iç duvarlarıma. Beni bilirsin, olmamışt...
  • 24 Nisan 2010 -- Hasankeyf’in hüznü bitsin Hasankeyf Dünya mirası olsun. (0)
    Sunipeyk.com'un "Hasankeyf dünya mirası olsun" başlığı ile başlattığı girişimi destekliyorum. UNESCO'nun belirlediği: "10 Dünya Mirası" kriterinin 9′una sahip Hasankeyf dünyadaki en zengin doğal ve...
  • 21 Temmuz 2010 -- Akdeniz mi? Ege mi? (2)
    Aşırı sıcaklar insanı daraltıyor, bunaltıyor. Nefes aldırmıyor. Ama biz buna rağmen birkaç defa çocukların ısrarları üzerine sıcağı fazla olan bölgeye, Akdeniz’e gitmiştik tatil için. Ama pek keyfine ...