Gerizekâlı dünya serüvenini beyin kıvrımlarımdaki cam kenarı koltuktan izleyip, normal bir insan IQ’süyle süzgeçten geçirip hiç bir işe yaramayacağını bildiğim halde üstüne düşünüyorum. Sağır kalabilmek mümkün değil, ucundan köşesinden lağım sıçrıyor üstüme, isteyerek veya zorunlu belkide boğulmak korkusu ile modifiye edilmiş hayatların nefesine eşlik ediyorum.

Uzun uzun ve yoğunluklu şizofren nöbetlerin dışa vurumu, tüm gücümle herşeye ama herşeye bağırarak küfretmek oluyor, belkide saçma! kesinlikle saçma… Ama harcadığım efor sonrasındaki dinginlik ve devamındaki ölüm sessizliği süper ve iyi geliyor.

Bir karpuz tarlasına girmiş benekli öküzün tüm karpuzları ezerek tarlayı talan etmesindeki “tarlayı özgürce talan etme” ve tarla sahibinin “tüm emeğinin, umutlarının yok olması” durumlarındaki öküz ve tarla sahibinin psikolojisini aşırı sarsılmışlıkla yaşıyorum, bir öküz oluyorum bir tarla sahibi…

Dakikalarca durakta bekleyişimin sonunda tıklım tıklım dolu gelen otobüse binip binmeme arasında karar verme çelişkisinden kurtulup son anda binmeye karar verdiğimde, otobüsün sanki inat edermiş gibi hareket etmesi  sonrasında hassiktir! şimdi; “peşinden koşmalımıyım, ulan ne koşucam bırak gitsin ibne otobüs yenisini beklerim” durumunu çok yaşadım.

O anlarda yaşadığım anlık geç karar vermenin pişmanlığını hayatın geneline yaydığımda bu ve benzeri salakça geç karar vermeler, belkide rahat davranma halleri veya “tembelliği felsefe edinmişsin sen!” söylemlerine inat tembel olma durumlarında takındığım tavrın doğruluğunu tartışmıyorum. Ben yaptıysam o benim doğrum veya benim yanlışımdır ama benimdir…

Ne tarafa gidersen git ensen hep arkanda ve tokatın ensene nereden patlatılacağını pek kestiremiyorsun.

Neyse neyse…

Olumsuzluklarla yaşadığım ön sevişmeyi yarıda kesip, düşen kan şekerimide yerden kaldırıp en tebessümlü hallerimin cebine koyarak şu ana kadar bir zafer bir yenilgi aldığım var olma mücadeleme hararetle devam ediyorum.

Bu mücadelemde bünyeme sabır ve sinerji katacak etkenlerden biri belkide en kışkırtıcısı, sesini; rakıdan içilen ilk yudumun ardından ağıza atılan peynirin ağız içinde rakıdan kalan mayhoşlukla sevişmesinden oluşan o muhteşem lezzetle bir tuttuğum mitolojik tanrıçanın, bana her numarasına öldüğüm 38 numara ayaklarıyla gelmesini ve getireceklerini beklemek olacak…

Selamlarımla

Benzer yazılar

  • 03 Aralık 2010 -- Bilinçaltı serzenişleri 7 (3)
    Hayata sobelenmiş ve her fırsatta kızgın lavlarla yoğrulan düşüncelerim, yüz buruşturan yargılardan sıyrılıp, tüm tezatlığıyla ve de tüm umursamazlığıyla steril yerleşim bölgelerine gayri nizami soru ...
  • 26 Eylül 2010 -- Bilinçaltı serzenişleri 5 (3)
    Kadavra hissizliğimi bağışla, inan şaşıramıyorum artık, ötenazi düşleri gören ve ölümüne hayran sınırda kişiliğimi bağışla. Çok sık içiyorum babamın Erdek'ten kaçak tütünle sarıp gönderdiği sigaralard...
  • 19 Eylül 2010 -- Bilinçaltı serzenişleri 4 (4)
    Kronik aşk yetmezliğinden muzdariptim, fazla zamanım yoktu, muhtemelen beş şiir sonra ölecektim. İda dağından kaçıp Olympos'a gitmek ölümsüz olmak için tek çözümdü, öyle yaptım! sundum şiirlerimi Olym...
  • 25 Temmuz 2010 -- Bilinçaltı serzenişleri 3 (26)
    Kahve içmek için gözüme kestirdiğim ama pis olan fincanı yıkamak isterken; "az kaldı şu fincan bitsinde öyle dökerim sigaramın külünü" derken ve külü dökecek güvenli bir nokta ararken halıya düşen kül...
  • 22 Temmuz 2010 -- Bilinçaltı serzenişleri 2 (9)
    Yazdıklarımda edebi değer aramayın, ana fikrini sorgulamayın, yazılanlar sadece pesimist bir ölümlünün med cezirlerini harflerle kusmasıdır. İsyan gibi, bağırarak küfretmek gibi. He! Olur ya bazen kar...
  • 07 Temmuz 2010 -- Bilinçaltı serzenişleri 1 (13)
    Karıncaların tembel olduğu, arıların şarap yaptığı bir gezegende köpek dadılığı yapmak gibi ilginç isteklerim var, 16 farklı ırktan köpekle ilgilenmek onları eğitmek ve hayatımı o köpeklere bakarak ka...