Profilimin bulunduğu sosyal ağlarda duvarıma yazdıklarımdan aklımda kalanları aşağıda yazdım, iyi şeyler çıktığını düşünüyorum.

* yanlışın var kadın! seninle oynamadım ki beni yenebilesin…

* her yeni gün mutluluk için yeni bir umut mu? hassiktir be! pis bir yalan bu… nöbetçi atımı hazırla! polyannaya gidiyoruz…

* “en güzel şeyler ummadığın zamanlarda olur” demişlerdi, hadi o zaman ummuyorum…

* kafayı yemiş bir ömrün, kronikleşmiş kasvetiyle dudaklarına sesleniyorum; içebilirmisin demli çay yalnızlığımı?

* içimde bir fare sürekli seni kemiriyor ama ben bitiyorum…

* yokluğun varlığının efendisi şimdi ve hükmü sadece bana geçiyor…

* içimde ölürsen tanrıçam, yaşamayı seçersen ihtimal olursun…

* kırmızı ışıkta geçip sana çarptıktan sonra oluştu şuuraltı kırklarım,  ağlak keşkelerime ve pişman tövbelerime bir yara bandı lazım şimdi…

* ruhuna isyan üflenmiş, melodisi firari bir notanın sol anahtarıydım, beynimin kıvrımlarında gezmezken sen…

* beni seninle aynı senaryoda “seviyormusun?” diye sorarken yakaladılar, teslim ol demeselerdi söyleyecektin…

* kus bütün komplekslerini ve karanlık yerlere sakladığın kirli heveslerini avuçlarıma, bu melodram sinemada aşkın şizofreni ben, sütten çıkmış ak kaşığı sen ol.

* gözlerinde yanlış yaşanmış baharların bıraktığı nemli bir renk ve yüzünde kutlanmayan bayramlardan kalma zoraki gülüş izleri… şimdi tanıdım seni; hoşgeldin üvey kardeşim hüzün!

* -sanmam Pedro tanrı yanılmaz, blöf yapmaz, mutlaka bir düşündüğü vardır intiharın eşiğine getirdiyse seni, sık kafana ne düşünüyor öğren…

* kurdelalı hayaller bıçaklanırken sırtından, biz küçük dilimizi yutmakla meşguldük! o yüzden hiç sesi çıkmadı başucu şarkılarının…hani gülüşüne dokunan dudaklarındım senin, şimdi içimi ısıran bu küflü sızıda neyin nesi…

* bir deniz kızı tarafından pasifiğe kaçırılıp stockholm sendromuna maruz kalasım var…

* onlar için okuyabildikleri, benimse yazabildiğim kadardın… yazıda anlam olmanın ne demek olduğunu bilendin, bilendin kendine ve def ettin göğüs kafesindeki sırrı, sır tükürdü anlam içinde moleküllere yapışmış firuze gözlü kızı, (göz) göze geldik, yazan ve yazılan… anlam(sız)laştık…

* ve sevgili; bir gün seni bana karalanmış olarak bulurlarsa, silemezler! buruşturup çöpe atarlar… benimle çöp olabilecek kadar maddenin mana karşısında diz çöktüğü duygudamısın?

* ateşte kavrulan kalplerimizi, depresif bir çakal yedi… her gece okşadığım düşsel bakışların artık yok! bedensiz ve beklentisiz mülayim bir gölge gibi sokul diz kapaklarımın sıcağına, bu şizofreniyi ancak seninle def edebilirim…

* ihanet rüzgarının kışkırttığı takvim yaprağı seni işaret ettiğinde, dudaklarındaki mırıltı göğüs kafesindeki sıkışıklığa eşlik edecek… neden gittiğimi ve arsız bir orospunun göğsünde şeytanın yorganını üstüme örtüp neden sabahladığımı anlayamayacaksın, gözlerindeki hüzün kristalleri bin parçaya bölünecek ve her biri bir ben olup yağacak omuz başlarına… beni en iyi senin anlamadığını yine anlamayacaksın.

* keyif keyif dolaşıp hunharca katledilince iyi şeyler, yalnızlığa zil çalınca etekler, akla gelince her şartta ve mutlak sevişler, işte o zaman geri döner bütün köpekler!

* kafayı yemiş bir ömrün göbek bağını keserek sana bir (h)içlik yazdım oku ve düşün; sendeki ben sesini bendeki sen sesi kadar duymadıkça sana yakalanmayacağım… şimdi git duyguları felç sevgili (b)aşka gel…

* iltihaplaştığın bu muamma… beynini kemiren kelimeler, kanına sızan şehvet ve ılık ılık dudaklarında gezen karıncalanmalar sakıncalı bir şairin işi,  senden medet ummuş kafiyelerin karnı aç! ve aç gözünü kadın kaç şair seni benim gibi okuyabilir…

* fransa’da 17. yüzyıldan kalma gotik bir şato da rüya saçlı bir düşesin entrikalarına maruz kalasım var, nöbetçi atımı hazırla! en yakın masala gidiyoruz…

Benzer yazılar

  • 10 Temmuz 2011 -- Ce Ng(iz)aydıN “kısa kısa” bölüm 11 (3)
    1- birbirine çok aşık iki kirpiydik seninle; sarılsak canımız, ayrılsak kalbimiz acırdı. “bırakın aşkı, bırakın sarılmayı, aynı coğrafya'da nefes aldığınızı bilmekle mutlu olun, bu sizin tek varoluşun...
  • 12 Mayıs 2011 -- Ce Ng(iz)aydıN “kısa kısa” bölüm 9 (5)
    Bünyemde damıttığım melankoli kırıntılarını harflerle marine edip sunduğum; Cengiz Aydın kısa kısa bölüm dokuz ile karşınızdayım. Nacizane tavsiyem bir kadeh şarap eşliğinde okumanızdır, zira şarap me...
  • 31 Ekim 2010 -- Ce Ng(iz)aydıN “kısa kısa” bölüm 2 (4)
    * masumiyetimiz peşkeş çekilirken şeytanın sofrasında, biz günahlarımızı fiyonklayıp istifliyorduk. bir gün çamurlu ayaklarımızla bam teline bastık hayatın... hayat bize öyle öfkeli bağırdı ki alkolle...