Paratoner nedir? Bana göre paratoner belayı kendi üzerine çeken, en olmadı illa ki başına bir şey gelmesini şiddetle sağlayan kişiye arkadaşları tarafından dalga konusu olarak muhabbetin en koyu olduğu anlarda söylenen bir kelimedir. Bu kelimeyi günlük hayatta hem çok sık kullanır hem de çok sık duyan hallerdeyim.
Geçenlerde kuzum Pınar’la “hadi yemeğe çıkalım, sonra da birer keyif kahvesi içer eve döneriz.” dedik. Şansımıza hava, bol yağmurluydu hatta bol çamur yağmurluydu.
Alışveriş merkezine gittiğimiz gibi ikimizde açlıktan direkt restaurant kısmına saldırdık. Siparişlerimizi verdik. Pınar benim tabağıma ben ise onun tabağına uzaylı görmüş gibi bakıyorduk. Onun aşırı et seven halleri, benimse kuzu misali otlayan ve zeytinyağlı sarma seven hallerim birbirimize uzaylı muamelesi yapmamız için yeterli bir sebepti. “Ya ota para mı verilir git alışveriş merkezinin bahçesindeki otları kemir fosil teyze” diyen kuzum Pınar a karşı, “sen o etleri ye bakalım ileride onlar sana damar sertliği olarak geri dönecek miss damar sertliği” diyerek habire karşılıklı olarak didişip dururuz. Aradan biraz zaman geçer o bana et yedirmeye çalışır, ben ise ona ot. Sonrada bunu başaramayan hallerimize bakıp gülmeye başlarız.
Gönül isterdi ki Pınar’la dışarıya çıktığımızda bir gün de başımıza bir şey gelmesin ama insan paratoner gibi hatun olmaya görsün. Bir de bir paratonerken iki olmak elden daha fazla bir şey gelmemesine sebep oluyor. Biz artık Pınarımla bu duruma alıştık o yüzden çok büyük tepkiler vermiyoruz. Yemeğimizi yiyip, kahvelerimizi içtikten sonra eve gitmek için yola koyulduk. Arabaya bindiğimiz gibi Pınar hemen bir radio kanalı açtı. Bizde bir huy vardır hemen kendimizi parçalarız “sıradaki parça bana gelsin” diye. Ah bir kere de o radioda çalan sıradaki parçaya denk gelsek. Bize gelse gelse radioda çalan reklamlar denk gelir.
Buna da gülüp yolumuzda ilerlemeye devam ederken önümüzde 06 plakalı son derece abuk subuk araba kullanan araç sahibi her nedense yeşil ışıkta durma ihtiyacı hissediyor. Biz bu durumu iki hatun olarak “yuh anasını ehliyeti kasaptan mı aldın amca!” şeklinde değerlendiriyoruz. Kıl payı kaza yapmaktan kurtulduğumuza şükrediyoruz. Hatta ben kısa süreli sinir krizi geçirip camı ve kapıyı açmaya çalışıp adamın yakasına yapışacak hallerdeyim. Neyse ki Pınar İzmir’den trafiğe alışık olduğu için olaya karşı aldırmaz tavırlarda beni o an sakinleştiriyor.
Derin bir nefes alıp dahası da olmaz artık deyip yolumuza devam ederken anayolda karşımıza ne çıktı dersiniz? Milletin önüne kedi köpek fırlar bizim karşımıza anca At çıkar. Baya bildiğimiz at hem de anayolda. Bir tane de değil üstelik iki tane. Kısa süreli şokun arkasından ” Aaa Pınar bak at” diye saçma sapan bir cümle kurup aniden Pınar ın frene basmasıyla atların geçiş törenlerini izledikten sonra yolumuza devam ettik. Her nedense başımıza gelen hiçbir şey o saatten sonra şaşırtmadı artık bizi. Her dışarıya çıktığımızda bugün normal bir gün olsun diye niyet edip eve dönerken “e bugünü de atlattık” diyoruz ve halimize şükrediyoruz.
Pınarımın bir sözü var, kendisi için sıkça kullanır “Kesin ben çölde gezen kutup ayısının akrabasıyım” diye. Evet artık hiçbir itirazım yok. Kesinlikle kuzum Pınar çölde gezen kutup ayısının akrabası
Hayatta mutlaka tanışılması gereken hatun kişilik sen çölde gezen kutup ayısının akrabası ol, ben ise çölde gezen kutup ayısının akrabasının kankitosu olmaya razıyım
Seviyorum seni yavru anakondam






Son yorumlar