Dünyalar tatlısı kuzenimle yazlıktayız. Sabahları erken kalkıp bol bol yüzüyor sonrasında duş alıp teyzemin kendi bahçesinden topladığı harika domates ve biberleri kahvaltı eşliğinde afiyetle yiyiyor, öğleden sonra güneşin  zararlı olmasını bildiğimiz halde şezlonglarımıza yerleşip daha önceden aldığımız kakao yağını oramıza buramıza her bir yanımıza sürüp (bilirsiniz arap yağı bol bulunca… sürermiş misali) mandalar gibi güneşin altına atıyorduk kendimizi.

Taktık bir kere bronzlaşma mevzusuna. Neymiş efendim bronz bir tene sahip olacakmışız. Ne yalan söyleyeyim kuzenimi bu bronzlaşma konusu yüzünden hep kıskanmışımdır. Ben aman soyulmayayım aman dikkat edeyim sağlıklı bronzlaşayım diye çırpınarak güneşin altında yanmaya çalıştıkça o hiçbir şey yapmadan deli gibi bronzlaşır. Havuç yağı olsun, kola olsun, güneş kremi sürüp denizin içinde değişik pozisyonlarda yüzerek bronzlaşmaya çalışmak olsun denemediğim şey kalmamıştır. Hatta bir keresinde aşırı kakao yağı sürdüğüm için browni gibi koktuğumdan bir arı tarafından sokulduğumu bile bilirim :)

Bu kadar uğraştan sonra denizden eve geldiğimizde duş sonrası bikini izlerimizi kontrol ediyoruz. Kuzenimde alaycı bir kahkaha “Bebeğim bak ben senden daha çok yandım naberr  seni beyaz peynir seni :) ” diye. Benim tabi cadılığım üzerimde “görüşeceğiz seninle zuzum” diyebiliyordum sadece. Yapacak çokta bir şey yok malzeme ortada beyaz tenli, siyah saçlı bir hatun olarak kendimi parçalasam kapkara olamam yani.

Neyse akşamüzeri hafif bir şeyler atıştırdıktan sonra kuzenimin elinde olta “Hadi bakalım balık tutmaya gidiyoruz beyaz peynir. Sana balık yemeyi değil balık tutmayı öğreteceğim bebeğim” nidası ağzında. “İyi bakalım öğret, sen tut bende yanında gelip sana bakarım” diyorum. Ama plan belli yani. Sabahtan beri beyaz peynir hallerimle iyi kafa bulan kuzenime sinir bozucu da olsa küçük ama şirin mi şirin bir şaka yapmanın vakti çoktan gelmişti. Benim bir suçum yok beni şeytan dürtükledi.

İskeleye vardığımızda kuzen oltasını ayarladı denize doğru fırlattı. Tutacağı balıkları koyacağı kovasıda ikimizin tam ortasındaydı. Pür dikkat oltasından gelecek sinyali bekliyordu ki çok geçmeden birinci balığımız geldi. Boyutları yerinde bir kefal tutmuştu. Hemen kovaya attı. Zavallı balıkcık suyun içerisinde kovadan çıkmak için çırpınıyordu. Aradan biraz daha zaman geçti üzerine iki balık daha geldi kovanın içerisine. Kuzen o an çok mutlu, ben ise birazdan ondan daha mutlu olacaktım.

O dalgın dalgın kulağında mp3 balıklarını tutarken ben yavaşça kovadaki balıkları bir bir çıkartıp, onları bir bir öpüp, sonrada kulaklarına “hadi bakim bu seferlik yırrtın kendine dikkat et şeker şey  diyerek” denize doğru uğurladım. “Deli mi ne balıkla konuşuyor” diyeceksiniz ama zaten akıllıyım diye bir şey söylemedim. Neyse sonrasında hiç bir şey olmamış gibi “kuzi ben biraz kumsalda yürüyeyim ayaklarım tutuldu oturmaktan” dedim. “Tamam dikkatimi dağıtma” dedi. Ben tabi hızlı ve seri adımlarla yürümeye başladım. Birden kocaman bir ses “ELİFFFF seni öldüreceğim çabuk buraya gel” diye. Ben tabi yusuf yusuf koşmaya başladım. Baktım kuzen arkamdan yaldır yaldır geliyor. Bir yandan gülüyorum bir yandan koşmaya çalışıyorum. O gün kuzen beni bütün bir Altınoluk sahil şeridi boyunca kovaladı.

Ben eve ondan önce vardım. Olanları evdekilere anlattım herkes tabi gülmekten yerlerde. Kuzen bahçe kapısından içeriye girer girmez gözleri beni aradı. Hemen kendimi süt annemin kollarına attım. Kuzende ses tonu tavan yapmış, durmadan bağırıyor “gel buraya beyaz peynir. gel bak ben bu oltayla sana neler neler yapacağım.yem diye seni takacağım oltanın ucuna” diye. Bende az değilim süt annemin arkasından hala kuzenimi kışkırtacak zırt ve tırt  hareketlerde bulunuyorum. Sonunda teyzoşun araya girmesi ile iş tatlıya bağlandı tabi. O gün bugündür kuzen benimle balığa çıkmaz, hani olurda öyle bir hata yapıp çıksa da herhalde bu saatten sonra gözünü benden ayırmaz :)

Şaka bir yana insanın kuzeni olması kadar güzel bir şey yok. Seviyorum seni zuzuların zuzusu :) Bu arada laf aramızda ben o balıkları kuzenim bana beyaz peynir demeseydi de denize yine uğurlardım. Ne yapayım içimde engellenemez bir hayvan sevgisi barındırıyorum :) Balıkları, kuşları, civcivleri kısacası Yaratan ın yarattığı her bişeyi seviyorum ben :)

İlginizi çekebilir

  • 08 Şubat 2010 -- Nasıl uyanacağım? (2)
    “Çekip gidesim var artık yalan dünyadan” diye başlayıp giden şarkının içinde kayboluyorum, gece sabah’a koşarken ben uykuya koşamıyorum. Burada hayat sıkıştırıyor orda rüyalar iki dünya arasında s...
  • 28 Temmuz 2010 -- Ben neden dedim sıra sizde (14)
    Telefonu kapattım, ellerim cesur görünse de yüreğim titrek bir sesle çığlığı bastı ''neden!'' ne aklım ne mantığım anlam veremedi olanlara. Neydi sebep bir avuç para mı? daha değerli ne vardı insanlık...
  • 02 Şubat 2010 -- İntikam peşinde filmini izledim (0)
    Eşim, haftasonu gözümün içine baktı durdu. Hastayım ya, ''İyi misin'' sorusunu defalarca sordu. Biliyorum, hem sağlığım için kaygı duydu, hem de haftasonu eve kapanmak fikriyle mutsuz oldu. Gündüz yat...
  • 15 Kasım 2009 -- Hesaplamalar matematik profesöründen değil, hayattan sorulur (6)
    Hiçbir şeyden, kusur kalmamaktan ve kırkımdan sonra saz çalmaya pek bi merak saldığımdan mı ne, iki yıldır fransızca kursuna gidiyorum. Bu gidişle, sanırım elli yaşımdan sonra ancak mezun olurum.   ...
  • 14 Temmuz 2010 -- Maske peçe ebe sobe (0)
    Fransa Parlementosu, kamusal alanda burka ve peçe yasağını onaylamış. Sağlık nedenleriyle maske takmak zorunda kalanlar, eskrim gibi sporları yaparken maske takmak zorunda kalanlar, karnaval, bayram v...
  • 03 Eylül 2011 -- Karşılıksız sevenlerin garip halleri (2)
    Ders:Aşk Konu:Karşılıksız sevenlerin garip halleri Ne zaman bir arkadaşımla sohbetimde böyle bir konudan bahis açılsa  ''Aa aynı ben'' cümlesini duyuyorum. Hal böyle olunca aynaya bakıyorum zanned...