Uykusuz geçen bir gecenin ardından sabahı karşılıyorum. Sen yine aklımın bir köşesindesin… Radyoda bir şarkı çalıyor, hafiften hüzün çöküyor gözlerime… Arabada bu şarkıyı söylemiştik birbirimize avazımız çıktığı kadar birden o olay aklıma geliyor. Kalbimde bir sızı hissediyorum. Hiç geçmeyen yaramın üzerindeki kabuk kalkmış gibi kanıyor…
Seni özlemenin tarifsiz boşluğuna düşüyorum. O andan sonra göz yaşlarıma hakim olmam çok zor… Bütün düşüncem sen oluyorsun. Varlığımın, yaratılışımın bütün anlamı sensin sanki… Sanki sen yokken ben hiçmişim gibi hissediyorum. Ben sen oluyorum, adını sayıklarken yorgun düşüp uyuyakalıyorum…
Umarsızca seni arıyor gözlerim beraberken gittiğimiz yerlerde. Yemek yediğimiz yere gidiyorum bazen oturuyorum tek başıma saatlerce. Sonra bir de keyif kahvesi içiyorum seninle gittiğimiz başka bir yerde. Geçenlerde bir tanıdığımı gördüm orada, yanıma gelip bana seni sordu “daha önce burada biriyle görmüştüm seni hiç görünmüyorsunuz ortalıkta” diye. Sadece güldüm “biz ayrıldık” diyemedim ona. Gülerken aynı anda gözlerimin dolmasından anladı zaten ayrıldığımızı. Tekrar tekrar özür diledi seni bana hatırlattığı için. “senin suçun yok. O zaten hep aklımda hiç unutmadım ki” diyebildim zar zor. Acıdı herhalde halime “lütfen tek başına oturma hadi gel bizim masamız kalabalık. Bak tanıdıklarda var sen seversin eski okul arkadaşlarımız” dedi. Binbir ısrar sonrası “peki” demek durumunda kaldım. Ama gözlerim hep ikimizin oturduğu masadaydı. Ayıp olmasın diye onlarla 15 -20 dk oturup kalktım. Biliyor musun elimde olsa seninle gittiğimiz her yeri silmek isterdim ya beynimden ya da bu şehirden…
Her gün daha katlanılmaz, her gün daha can sıkıcı bir hal alıyor sensizlik. Her yerde, sanki dokunduğum her şeyde biraz sen varsın… Söyle bana bu şehirde kısa bir sürede bu kadar iz bırakmayı nasıl başardın? Bu çok başka bir şey, bende bıraktığın izlerden bile daha fazla. Bu şehir sensiz çok daha can yakıcı. Kendimi dinlemekten vazgeçip sokağa çıktığım an bir tokat gibi karşımdasın. Arabalar, plakalar, kokular, gittiğimiz yerler, tatlı kız çocukları, haylaz bıcırık oğlanlar, birlikteyken dinlediğimiz müzikler, izlediğimiz filmler, bol sohbet eşliğinde yediğimiz yemekler, en sevdiğimiz hatta yerken didişdiğimiz çikolatalı tatlılar bile karşımda tokat gibi duruyor…
Bilmiyorum bu hallerim ne zaman geçecek, nasıl geçecek, bu acıyı kim dindirecek. Ama şunu bil ki zaman acizlerin sığınağı bana zaman değil bana sadece sen lazımsın…
“Sen ne kadar kendi içinden çıkmasanda ben senin içindeki karanlıkta yüzüyorum sanki.
Öyle bir köle sevda ki bu, kendimi unuttukça seni hatırlıyorum…” (Cezmi Ersöz)






Son yorumlar