* dumanı tüten yanılmalarımı deşiyorsun, hüzün girdabına batırıp batırıp çıkarıyorsun en acıyan yaralarımı… ve şimdi söyleyecek bin ağız dolusu sözüm varken susuyorsam, bu artık boşvermişliğimdendir…
* avuçlarında tuttuğun sızıyı fark edebilseydim, “seni isteyiş düşüncesinin” yavaş yavaş bedenimi ele geçireceğini tahmin edebilseydim, ilk gördüğüm yerde ansızın öperdim seni ve ardından zehirlerdim içimde sana yalanan aşk köpeğini… kurtarırdım dünyayı iltihaplı bir aşktan…
* anladım; ” bu aşkın bir arabesk şarkının nakaratında başlayıp bittiğini ” şimdi maviye sarılan geleceğimize bir sigara daha yak ve savur dumanını yeni düş(üş)lere…
* viski şişesindeki beynimi yarıp içindeki sarhoş aklıma da haber verdim, ben hazırım… hadi hep beraber yanılmışlıklarımıza kaldıralım kadehlerimizi… şerefe!
* en yağmurlu şiirlerimi sana yazdım, ben gitsemde onlar yağar üstüne, gözlerini kapattığında korkaklığın, açtığında yeminlerin tükürür yüzüne…
* felsefenin saçmalayabilme ihtimalini şarabın’da sarhoş olabilirliğinin keşfiyle pekiştiriyorum, pişman ölmemek için sorgulanan ölüm, dudaklarıma üvey kalpli şuh bir sevgili öpüşü bırakıncaya kadar, en iyi felsefe ve en sarhoş şarap benimkisi…
* asimetrik mutluluklarına ucundan tutunduğun bu evren, avuçlarındayken okuyamadığın öykünün ana fikrini yüksek sesle yüzüne çarpacak. başın sağolsun! ana fikrinden tekrar doğmaz otopsi masasındaki aşk…
* kendimi senden çıkarıyorum iki eksiğim, senle topluyorum bir fazlasın. ya ben matematikten anlamıyorum ya da çözümsüz saçma bir problemiz…
* sıyır beni en lezzetli yerimden göz bebeklerinle marine et, avuç içine hücre hücre yazılmış son bana dair…kaçışın yok kadın! kaderini bekletme acele et…
* mutluluk: bir temmuz ayında; bandırma’yı geçip, sağ tarafına zeytin ağaçlarını sol tarafına masmavi denizi alıp erdeğe doğru yol almaktır…
* rakıdan alınan ilk yudumun ardından ağıza atılan peynirin rakı ile ağız içinde sevişmesinden çıkan rafine lezzete benzetirdim gülüşünü, bir yudum gülüşünden içerdim bir yudum rakıdan, rakı sarhoş eder gülüşün kana karışıp öldürürdü…
* kaz dağlarında veya bozcaada da karın tokluğuna çalışacak iş arıyorum. hayvanların ve doğa’nın dilinden anlarım, dilimle kulağıma dokunabildiğim gibi burnumlada dirseğime dokunabiliyorum, müthiş hayal kurarım bir de prezantabl’ım…






Kasım 14th, 2010 on 12:53
cengiz abi sen bitanesin yaa.. yazdıkların beni acayip etkilemeye başladı senin sözlerini hayatıma dahil etmeye başladım artık. bunların devamı mutlaka gelmeli…
Kasım 14th, 2010 on 12:26
kısa kısa cümleler de ,dipsiz bir derinlik..kelimelerin sarhoşluğuna ilave felsefe endişesi taşımaktan korkulan cümle yapısı
ne dersen de tek felsefe;
seversin ,sevildiğinden emin olamanın korkusunu yaşayarak;
sevilirsin sevene inat boşvermişliğinde yaşayarak
Cümleleriniz hepsi ayrı bir tad veriyor..kaleminize sağlık Cengiz Aydın..
hayırlı bayramlar diliyorum
Kasım 13th, 2010 on 11:51
Cengiz bey kazdağları ve bozcaadada karın tokluğuna iş mi arıyorsunuz? oysa biz sizi resim sergilerinde görmek isteriz.iyi bayramlar hepinize….
Kasım 11th, 2010 on 13:01
dumanı tüten yanılmalarımı deşiyorsun, hüzün girdabına batırıp batırıp çıkarıyorsun en acıyan yaralarımı… ve şimdi söyleyecek bin ağız dolusu sözüm varken susuyorsam bu boşvermişliğimdendir… bunu seçtim:)