Tam da önümde duruyor işte. Bir adım atsam bir adımlık mesafe kalacak aramızda. Oradan elimi uzatsam parmaklarımın ucuyla dokunuvereceğim. Cesaretimi toparlayıp ayağıma bir adım atma emri vereceğim. Bu kadar basit…
Hava birden bire bozdu. Sıcacık gülümseyen güneş birden bire çekip gitti. Kime kızmıştı da böyle ansızın terk edivermişti bizi. Bana mı kızgındı. Kime soracağım ki doğrusunu öğrenebileyim. Kim bilir belki cesaretime kızmıştır. Daha doğrusu cesaretsizliğime…
Zaten bulutun geleceği de belliydi. Sabahleyin ufuktan siluetini göstermişti. “Ne olur ne olmaz sen yine de hazırlıklı ol” der gibiydi. Aldırmamıştım. Nasıl olsa birkaç saniyelikti işim. Birkaç saniyecik…
Ama o emir bir türlü ayağıma ulaşmıyor sanki. Ulakların başına bir şey mi geldi acaba? Yoksa yolda eşkiyaların baskınına mı maruz kalmışlardı. Ama yok. Öyle olsa haberci geri gelirdi. Belli ki ulaklar emri yerine ulaştırdı. O zaman bu sessizlik de neyin nesi?
Gökyüzü elbise değiştirivermişti sanki. Birdenbire gündüz kıyafetini çıkarıp atmış, geceliklerini giyivermişti. Hızlıca… Göz açıp kapayıncaya kadar belki. Kim bilebilir ki. Göz açmaktan açmaya fark var. Gözüne bağlı…
Zaten kulakları sağır edercesine beliriveren o sinir edici, çığlığa benzer uğultudan dolayı sinirler gerilmişti. Bir an sağır oluyorum sandım. Hiçbir şey duymuyormuşum gibi geldi. Bütün sesler aniden kesilivermişti. Ya sesler kesildi ya kulaklar…
Sessizdi ortalık. Ulaklardan da sen yoktu, habercilerden de… Emir neredeydi kim bilir. Yoksa emir ulaştı da, emre itaat etmesi gerekenler mi aldırmazlık halindeydi. Öyle ya… Bu sessizliğin başka bir manası mı vardı. Kulaklarım iyi duyduğuna göre bu durumun sessizlik olduğu kesin…
Sessizlik uzayınca gözlerimi açmıştım. Güneşi göremeyince korktum. Az önce buradaydı ya. Nereye gidivermişti. Onu kızdıracak bir şey de yapmamıştım. En sevdiğim renkleri taşıyan gömleğim güneşi ışıltısını misliyle iade ediyordu ya. Daha ne istiyordu?
Benden bir şey mi istiyordu acaba. Yoksa emre çoktan itaat etmesi gerekiyordu. Emir verileli neredeyse yarım saniye olacak. Şimdiye dek emir yerine getirilmiş ve netice alınmış olmalıydı. Oysaki ortalıkta sessizlikten başka bir şey yok. Bir iş var bunda…
İş miydi şimdi bu. Olacak iş miydi? Nereye kayboluvermişti? Oysaki aylardır bu anı beklemiştik. Ben de, o da. Hatta arkadaşlarımız da. O bana küsmüş müydü bilmiyorum ama ben küseceğim. Bütün hayallerimi bir anda yerle bir etmesini nasıl affedeceğim.
Şimdi kim bilir ne zaman gelecek geriye. Bekle babam bekle. Hem bakalım o kadar bekleyebilecek miyim? Bakalım o kadar dayanabilecek miyim?
Dayanamadım. İkinci bir emir gönderttim. Derhal emrin yerine getirilmesini aksi halde bütün işlerin tersine döneceğini hem de ultimatom şeklinde gönderttim. En acelesinden. En hızlısından. Birkaç salise içinde emir ulaşmış olacak. Buna da cevap gelmezse… O zaman yandı…
Yanmadı. Bekledim… Elim yanmadı… İyice uzatmıştım oysaki. Demek ki erişemedim… Yine mi olmayacak? Şansızlık mı bu? Geçen sefer de güneş kaybolmuştu… Önümde duruyor ama… Bir işe yaramadan…
Öylece bakıştık. Deneyimiz başarısız olmuştu. Bir daha deneyecektik elbet… Güneş nasıl olsa yine gelecek. Ben de bekliyor olacağım, ayna da…
Sevgi, hürmet ve muhabbetle…






Kasım 27th, 2010 on 23:25
o güneş sizin içinizde hojammmm! bizi de ısıttınız, çokkkk beğendim
Kasım 28th, 2010 on 13:20
Arkası yarın
Kasım 27th, 2010 on 19:23
Çok teşekkür ederim. Hikayeyi hep düşünüyorum ama bir türlü iki yakamı bir araya getirip yazamadım. Bu dönem hep güncel şeylere takılıyorum galiba (şahsi sitemde). Bu platformda önerinizi denesem iyi olacak
Sevgi, hürmet ve muhabbetle
Kasım 26th, 2010 on 23:17
Hikaye tadında olmuş. Çok güzel kısa hikayeler yazarsınız siz.Tebrikler.