O yanınızda olduğunda etrafınızdaki her şeyin büyülü olduğunu düşünürsünüz. Seviyorsunuz, seviliyorsunuz kısacası her şey fazlaca yolunda. Her gün binlerce kez şükrediyorsunuz böyle bir adamı ya da böyle bir kadını hayatınıza kattığı için Tanrı ya. O hayatınızda olduğundan beri sevmenin sizin sözlüğünüzdeki anlamı; onunla başlayıp onunla bitmek olmuş… Yüzünüzdeki en içten gülücük, en tatlı bakış, en cilveli şımarıklık, en tutkulu öpücük hepsi sadece onun için… Her şey onun için, onunla birlikte attığınız her adımın bıraktığı iz sadece mutluluğunuz için…
Birlikte yemek yemek, ona ellerinizle yemek yedirmek, birlikte haylazlık etmek, sinemaya gitmek, sohbet eşliğinde keyif kahveleri içmek, yeri geldiğinde siyaset tartışmak, yeri geldiğinde maç izlemek, dışarıya çıktığınızda sanki kaybolurum korkusu ile onun elini sıkıca tutup yol boyunca birlikte yürümek, sağınızdan solunuzdan geçen insanları ufacıktan çekiştirmek, arada bir gözgöze gelmek konuşmaya gerek görmeyip onun bir bakışıyla ne anlatmak istediğini hissetmek, farklı takımları tutup maç günü gelip çattığında deli gibi didişmek maç sonrası o hallerinize oturup kahkahalarla gülmek, görmediğiniz her gün “acaba ne yapıyor” diye düşünmek, hafiften merak etmek… Kısacası onu hayatınızın merkezi olarak bilmek…
Peki ya sonra? Her şeyin iyi gittiği bir noktada daha fazla bağlanmaktan korkup yaşadığınız bu güzelliği bitirmek iş midir? En yüreklisini yaşadığınız aşkın, birden en yüreksiz karakterini sıfatınıza yakıştırıp sahiplenmek gerekli midir?
Sonrasında özlemek, onsuz geçen her gün onu çok çok özlemek… Bir süre sonra onu mu özlüyorum yoksa onunla yaşadığım hayatımı özlüyorum diye düşünmek. İçinden çıkamadık hallere büründükçe her şeyi bir kenara bırakıp kendi içinize, yeniden yalnızlığınıza dönmek…
Ayrılık sonrası ise eskisi kadar olmasa da o aklınıza geldiğinde zaman zaman kalbinizde hafif bir sızı hissetmek. Geçmiş günleri arada bir yad etmek. Birlikte çekindiğiniz fotoğraftaki bakışlarınızda ondan ve kendinizden bir şeyler bulmaya çalışmak… Aramak ama bulamamak…
İşte o gün bir zamanlar varlığını hemen kabul ettiğiniz sevdiğinizi tamamen kaybettiğinizi anladığınız gündür… Ne siz eski siz olabilirsiniz ne de o bıraktığınız gibidir artık. Aranıza onsuz geçirdiğiniz kocaman günler, saatler, kişiler, şehirler, tükenmişlikler, kırgınlıklar ve gözyaşları girmiştir. Bir zamanlar sihirli bir değneğin dokunduğu size mucizevi bir tat veren aşkınıza en büyük kötülüğü yapmanın cezasını ayrı hayatlara devam ederek birlikte çekersiniz.
Yaşadığınız acı ayrılığın ta kendisidir. Ya Eros oklarıyla kalbinizi tam 12 den vuramadı ya da Erosun 12 den vurabileceği kalp sizde hiç olmadı…






Son yorumlar