öpüşünün sıcaklığı saydam ve buruk bir iz olarak dolanırken dudaklarımda,
göğüs kafesimde serçe tedirginliği kanat çırpıyor…
biliyorum;
mesafeler paltosunu çıkardığında birbirini ispiyon etmiş tüm erotik imgeler savrulacak sokağa
ve sen üstlerine basıp gideceksin.
acıdır ki…
neye bastığını da bilerek!
2. peşkeş
iyi şeyler peşkeş çekilirken şeytanın sofrasında,
sen günahlarını fiyonklayıp istifliyordun.
çamurlu ayaklarımla bam teline bastım hayatının…
kör kütük sarhoş geceyi göğsümde yumuşattıktan sonra, alkolle yıkanmış satır aralarım şaha kalktı,
kudurdu
ve kustu yüzüme seni,
kanatlarında senin olmayan özgürlüğüne lanet edip! mecbur bir güvercin gibi gittin,
ihanetin pis izlerini yalayan yalan bir kadın ve sesli harfleri susturulmuş dilsiz bir ana fikir bırakarak…
3. masum
kimse masum değil kadın! hiç kimse,
en saçmasından hayatlar pembe yanaklarıya gülümser,
yanılırsın…
sererler gölgeni kırmızı çarşaflı yatağa
uyanamazsın.
ve kadın bir gün seni karalanmış olarak bulurlar,
silemezler!
buruşturulursun…
4. düş’ün
iltihaplaştığın bu muamma…
beynini kemiren kelimeler, kanına sızan şehvet ve ılık ılık dudaklarında gezen karıncalanmalar sakıncalı bir şairin işi,
senden medet ummuş kafiyelerin karnı aç!
ve aç gözünü kadın kaç şair seni benim gibi okuyabilir…
5. bil
sıradan sevişlerin sahteliği,
yeni tanışıklıkların yavşaklığı uğramamışken
ve kahpe yenilgilerin apoletleri omzumdayken, mutsuz bir çocuğun,
bozkır yüreğindeki mahcubiyetle sevdim seni…
bil ki yağmur gözlü kadın ne zaman sana baksam o çocuk sırılsıklam olur…
6. orospu
ihanet rüzgarının kışkırttığı takvim yaprağı seni işaret ettiğinde,
dudaklarındaki burukluk göğüs kafesindeki sıkışıklığa eşlik edecek…
neden gittiğimi ve arsız bir orospunun göğsünde şeytanın yorganını üstüme örtüp neden sabahladığımı anlayamayacaksın,
gözlerindeki hüzün kristalleri bin parçaya bölünecek
ve her biri bir ben olup yağacak omuz başlarına…
beni en iyi senin anlamadığını
yine anlamayacaksın.
7. şizofreni
ateşte kavrulan kalplerimizi depresif bir çakal yedi,
her gece okşadığım düşsel bakışların artık yok! bedensiz ve beklentisiz mülayim bir gölge gibi sokul diz kapaklarımın sıcağına,
bu şizofreniyi ancak seninle defedebilirim…
8. öldür beni
dumanı tüten yanılmalarımı deşiyorsun,
hüzün cümbüşüme batırıp batırıp çıkarıyorsun en acıyan yaralarımı…
söyleyecek bir çuval sözüm varken susuyorsam bu boşvermişliğimdendir…
altıncı hissimi öldürmüşlüğümdendir…
şimdi,
gırtlağımı sıkmana yardımcı olabilirim…







Kasım 3rd, 2010 on 00:20
karakterli yazılar. duruşu, rengi olan, kendi olan değerli yazılar… her yaşanmışlığın tercümanı her kalbin sesi olan… yüreğinize sağlık.
Kasım 2nd, 2010 on 23:31
8 ah o 8… beni öldürdü… çok güzel… kaleminize sağlık cengiz bey.
Kasım 2nd, 2010 on 19:09
“mutsuz bir çocuğun,
bozkır yüreğindeki mahcubiyetle sevdim seni…
bil ki yağmur gözlü kadın ne zaman sana baksam o çocuk sırılsıklam olur”
“ateşte kavrulan kalplerimizi depresif bir çakal yedi”,
“iyi şeyler peşkeş çekilirken şeytanın sofrasında,
sen günahlarını fiyonklayıp istifliyordun”.
bunlar çarpanlardan yanlızca 3 tanesi, aslında her bir satır diye eklemek isterdim yorumuma. Bir okurun anlamak için tekrar tekrar okuduğunu yazmıştı. Bende daha iyi anlamak adına tekrar tekrar sindirerek okuyorum bir çoğunu… eyvallahhh Cengiz…
Kasım 2nd, 2010 on 17:31
Bil ve Öldür beni… Hepsi güzel ama ikisi çok özel. Ruhunuza sağlık Cengiz bey…
Kasım 2nd, 2010 on 13:41
Düşünceyi yazıya, şiire dökmek yetenek istiyor. Bunu başarıyla yapıyorsunuz. Birkaç kez okuyorum, farklı kapılar açılıyor her okuduğumda. Hassas, kırılmış ama hala umudunu yitirmemiş bir kahraman görüyorum.Yüreğinize sağlık.
Kasım 2nd, 2010 on 12:49
vakitsizliğimin içinde böyle ansızın karşıma çıkarak, zaten “tatlı” bir kıskançlığım olan sizlere mahcubiyetimi iyice arttırıyorsunuz……:) yazmak isteyip de yazamadığım herşey için sizden bir “teşekkür” bekliyorum Cengiz Aydın…;)
Kasım 2nd, 2010 on 02:43
Yine derin anlamlar ifade eden iç gıcıklayıcı bir şiir olmuş Cengiz Bey yüreğinizi ayakta alkışlıyorum bu kelimeleri bir araya getirmek her babayiğidin harcı değil biliyoruz artık.
teşekkürler siz hep yazın biz okuyalım..
Kasım 1st, 2010 on 15:19
kelimelerle duyguları dans ettiyorsunuz ve bu dans varoluş’u, hissetmeyi ve birçok duyguyu barındıran tango’dan başkası olamaz gibi geliyor bana
tebrik ederim.
Kasım 1st, 2010 on 14:39
Güzel bir birleşim olmuş Cengiz Bey. Okurken farklı duygular, resimler canlanıyor insanda…Yüreğinize sağlık…