Toprak kuruyunca tavını almıştı. Traktörlere pulluklar takılmış herkes toprağını işlenmeye başlamıştı. Fakat bir ara yağmur yağdığından ara vermek zorunda kalmışlardı. Bunu fırsat bilen Kadir son bir kez daha Cebbar’a bir aracı gönderdi. “Git ona söle geçen gün beenle gonuştuğu meseleyi bi daha ağzına almasın. Öle bi şeye yeltenmesin. Ölürüz de o talli ona vermeyiz, ektirmeyiz” diye.
Cebbar evinin avlusunda arızalanan pulluklarının bakım onarımını yapıyordu. Aracı avlu kapısından içeri girerek onun yanına doğru ilerledi;
-selamünaleyküm
-aleykümselâm
-kolay gelsin
-sağol
Kışın yakılmak üzere kesilmiş ve bir kuruluğun altında bulunan odunlardan kalınca bir tanesini aldı ve çevirip tabure gibi üstüne oturdu.
-Gadir’in tallesini ekip biçmek istimişin,
-evet
-Ora bilin ki onun. Paylaşımda ona düştü. Sakın öle bir şey yapim deme. O başkala benzemez. Kötü şeyler olur ha. Demedi deme
-Lan bırak şunları, kim olimiş de o bana karşı çıkıy. Hele bi karşı çıksın napim ona gösteririm. O da bokunda sinek bile öldürmemiş. Benim gibi adama naapcak . Diyerek aracıya daha fazla söz söylemesine gerek bırakmayacak bir şekilde cevap verir.
Aracı bu konuşmayı Kadir’e anlatır. Onun bu isteğinden vazgeçmediğini bir kez daha anlar. Tedirgin olur. Yıllardır ekip biçtiği tarlasına Cebbar göz koymuştur. Ama elinden yapacak başka bir şey de gelmez. Her şeyi denediğini düşünür hayırlısı der ve diğer işleri ile uğraşır.
Ok yaydan çıkar ve silah sesleri dağlarda yankılanır
Bir süre sonra toprak ekilecek kıvama gelir. Köyde yine, toprağın ısınmasıyla yeryüzüne çıkan canlılar gibi bir hareketlilik başlar. Herkes erzak sepetini yanına alır, yabani ot ve çiçeklerle bürünmüş tarlalarını sürüp, ekmeye gider. Kadir de gider. Cebbar’ların evinin önünden geçerken avlularına gözü ilişir. Traktörlerinin olmadığını görür. Bizim tarlaya gitmemişlerdir inşallah diye içinden geçirir. Sonra yoluna devam eder. Tarlalarına yaklaşınca bir traktör sesi duyar ve içine bir şüphe düşer. İyice yaklaşınca ise o şüphe gerçeğe dönüşür. Cebbar ile kardeşi tarlasının içindedir ve toprağı işlemektedir. Karabulutlar bu sefer gerçekten çökmüştür üstüne! Elinden bir malının zorla alınmaya çalışıldığını sözle değil fiili olarak görünce beyninden vurulmuşa döner. Hiçbir şeyi gözü görmez. Hararetle tarlayı terk etmelerini söyler, fakat hiç ciddiye alınmaz.
Okta yaydan çıkar artık.
Silah sesleri duyulur…
Bu silah sesleri hiç hayra alamete yorulmaz! Düğün değildir, bayram değildir. Herkes işinde gücündedir. Üstelik zaman sabah vakitlerini biraz geçkincedir. Tedirginlik içinde kulaklar etrafa dikkat kesilir. Ve çok geçmez üzerinden o silah sesleri daha çok küçük iken boynu bükük kalan çocukların, evlerinin direği yıkılmış analarının sesi haykırışı olur, bütün çevreye yayılır.
Doyuran, besleyen ve bundan hiç gocunmayan bir toprak parçası umutları söndürmüş, hayalleri bitirmiştir… Onu almak isteyene de vermek istemeyene de yar olmamıştır. Ve bir toprak hırsı, belki ben yaptım oldu dayatması belki de hakir görme Cebbar ve kardeşinin canını almış, Kadir ve oğlunu da mahpuslara göndermiştir.
Ne gariptir ki köyde bu olaydan sonra bu tür anlaşmazlıklar ve geçimsizlikler olmaz. Arada ufak tefek sorunlar olsa da sağduyu ile hallolur. Ölülerin tarla süremediği gerçeği en acı tarafından köylülerin yüzüne çarpınca bu olay milat olur. Kadir ve oğlu ise hiç de istemedikleri bir serüvenin içine girerler…
(Devam edecek…)






Kasım 26th, 2010 on 15:04
Sağolun Ebru hanım.
Zuhal hanım devamı pek yakında.
Kasım 25th, 2010 on 23:41
Doyuran, besleyen ve bundan hiç gocunmayan bir toprak parçası. Toprak anlam bulmuş yazınızda… devamı acep…
Kasım 25th, 2010 on 22:36
Gittikçe heyecan artmaya başlıyor okudukça ne olacağını merak ediyorum arkası yarın havasında bir yazı dizisi oldu, çok da iyi oldu bence.Yüreğinize sağlık Selami Bey.