Kimdir bu kayıp adam, nedir, neyin nesidir, öncelikle bunu açıklayalım.

Kayıp adam; her şey den önce tutunamayanlardan erkek cinsine ait ve tutunamamışlığın olgun halini yaşayan ve yansıtandır. Her tutunamayan kayıp adam olamaz ama kayıp adam her şartta tutunamayandır. Ve tutunamamışlığın duayeni, onursal başkanıdır. İsterseniz biraz daha yakından tanıyalım şu kayıp adamı…

Kayıp adam, halk arasındaki deyişle garip, puslu, hüzünlü biri, alışılmışın dışında tavırları olan, kendini hiçbir gruba ait bulmayan ve ait olmayı denediği zamanlarda ise dışlanan, kısacası kendini topluma kazandıramayan yar(ı) atıkdır. Yorgun bir savaşçı gibi derin soluklara bırakır kendini, gri bir ruh hali vardır. Nasılsın diye sorulduğunda içinde zelzeleyle karışık tufanlar koparken bile –iyiyim çok iyi… Diye bilen birisidir kayıp adam. Her gün aynı elbisesini, küflü yalnızlığını sırtına gogolun paltosu gibi geçirirken göze çarpmayan ama gözlerde Irak-laşandır. Gözleri uzaklara dalmış o özlemini çektiği vakti anım-sayan, suratının o derin o uçurum çizgilerinde tatlı bir tebessüm beliren, içtiği sigara başında sis perdesi örünce kendini kaybeden, haybeden bir yorgunluğa teslim olan, dalgın bakışlarıyla hayatın o ağır çekimini yakalayan, grimsi bir siluetle vesikalara poz veren, ıssız gecelerin koyuluğunda sarhoş olurken, sokulabilecek bir koyun bulamayan Ve sevdiği / sevildiği sandığı hiçbir kadında kendini bulamamışlığıyla yüz yüze kalan bu yüzden aşka soğuk aşka önyargıyla bakan Hayat kabilesinin zor şartlarında hezeyana uğrayan iç işlerinde sorunlu bakandır kayıp adam.

Kendini bulamamak ve bulmaya dair ümitleri tozlu raflalara kaldırmaktır. İsyan intihar ve infilak üçgenin ( ki hayat buna bermuda şeytan üçgeni yakıştırması yapmaktadır) ortasında tek ayakla cezalandırılmaktır kayıp adam olmak.

Dışarıdan bakıldığında bazen; merhametli, iyi kalpli sevecen ve komedyenlere taş çıkarırcasına etrafındakileri güldürebilen, karıncalar su veren çocuklara şeker dağıtan yaşlıları karşıdan karşıya geçiren biridir kayıp adam. İşi gücü bitip inine çekildiğinde ise onun için zaman kavramı evrim geçirir, başka bir âlemde bulur kendini. Monoton bir haline bürünür, gece geç saatlere kadar düşünür düşünür düşünür… O kadar ki neyi düşündüğünü bile unutur.

Kayıp adam farklıdır siz gece en parlak yıldızları sevip okşarken. En uzak en sönük en küçük yıldızı bağırana basar sever ve sahiplenir, hani vefasız bir seveni sahiplenmekten çok daha iyidir bu. Yahut siz sinema aktör/aktristlerden güzel/yakışıklı olanı sever sayarken o daima çirkin mahzun bir köşede unutulanı sever sahiplenir. O biraz utangaç ve çokça sıkılgan ama uyumu sağladığında tiryakisi olur her neyse…

Bazen bir bankta tek başına oturmuş martılara simit atarken ( kim demiş kayıp adanlar (GRİ GİYEN ADAMLAR)  kötü diye… Bakın nasılda yardım-severler ), bazen deniz kenarında yalnız başlarına suda taş sektirirken, bazen de yağmurlu havalar şemsiyesiz elleri cebinde sokaklarda ıslana ıslan gezen ama hiçbir sokağa ait olmayandır kayıp adam. Yalnızlığın sarrafıdır..

Sonuç olarak hepimizin arasında muhakkak bir kayıp adam bulunur. Kayıp adam olmak zor değildir. Çünkü her insan kayıp adam olamaz. Dahası bunun için çalışılmaz. Lakin bu sondan da kaçamaz kaçsa bile istemediği o sonun kucağına kaçar. Her ne kadarda sıradan bir kelime gibi görünse de bir gün hak ettiği yeri bulacak ve özel isim olarak her cümlede başlayacaktır kayıp adam…

Eğer uslu durur kimseye dokunmaz ve hayatın sözünü dinlerseniz sizde bir gün iyi kayıp adam olabilirisiniz.

Benzer yazılar

  • 29 Aralık 2010 -- Kayıp Adam Günlüğü-2 (0)
    Koşul eklerine mahkum hayatım. Neden hep buldum sandığım yitirdiğim oluyor. Üstümdeki kıyafet bana ağır duruyor. Ağır duruyor ruhum, soyut olan acı bende somut izler bırakıyor. Ellerimi ayaklarımı ...