Melek ile Mustafa ailelerinin yaşadıkları aşka karşı çıkmasına rağmen her şeyi göze alarak evlendiler. Önemli olan başkalarının onları birbirine uygun bulup bulmadığı değil, kendilerinin birbirleriyle ilgili ne düşündüğüydü. Kısa bir süre sonra aileler “daha fazla diretmenin alemi yok. Artık olan oldu.” diye düşünüp Melek ve Mustafa’yı affettiler. Mutlu geçen yılların sonunda dünya tatlısı bir oğulları oldu. Berke bebeğin doğumu ile hayat daha da güzelleşmişti onlar için.

Melek üniversite mezunuydu. Sağlık sektöründe hemşire olarak çalışıyordu. Mustafa ise lise mezunuydu ve bir nakliyat firmasında şoför olarak çalışıyordu. Mustafa, Melek’in eve ondan daha fazla para getirmesini sorun haline getirip kendini son derece rahatsız hissediyordu. Melek bu durumu hiçbir zaman sorun etmeyip her zaman “biz bir aileyiz lütfen küçük hesaplar yapmayalım hayatım” diyerek Mustafa’yı sakinleştirmeye çalışıyordu.

Aradan geçen 9 yıl Mustafa’nın aile içerisinde yarattığı küçük hesaplar yüzünden bol tahribata uğruyordu. Bir gün Melek iş çıkışı Oğlu Berke’ye bir şeyler almak için alışverişe çıktı. Kasaya geldiğinde cüzdanında hiç para olmadığını farketti. Mahçup ve endişeli bir şekilde kasiyere kredi kartını uzattı. Eve geldiğinde eşine “Kimsenin günahını almayayım ama sanırım hastanede şahsi eşyalarımı koyduğum dolabımın içerisinden birisi cüzdanımdaki parayı almış hayatım. Şikayet etsem mi bilemedim. Sonucunda her gün birbirimizin yüzüne bakıyoruz.” dedi. Eşi Musfata ise “Doğru söylüyorsun. Şikayette bulunduğun an herkesin eşyaları aranacak. İşin kötü tarafı insanlar bu kez onlara böyle bir muamele yaşattığın için sana kötü davranabilir. En iyisi boşver hayatım haram zıkkım olsun kim aldıysa” dedi. Melek eşinin de fikrini aldıktan sonra şikayet etmekten vazgeçti cüzdanındaki paraları alan kişiyi.

Aradan geçen iki günün sonunda maaş kartından parasını çekmek için bankamatiğe gitti ama bu kez de maaş kartındaki para çekilmiş gözüküyordu. Dehşet içerisinde ne yapacağını şaşırmış vaziyette olduğu yerde kaldı. Eve gitti suratı beş karış şekilde. Onun ardından eve giren eşine olayı anlattı ağlayarak. Eşi sinirlenerek Melek’e kızmaya başladı “Sana kaç defa dedim bankamatik şifreni cüzdanında taşıma diye. Bak işte gördün mü o gün parayı alan her kimse şifreyi de öğrenmiş. Sen nasılsa şikayet etmedin diye bu kez de para çekip bir de utanmadan kartını yeniden cüzdanına koymuş. Dolap anahtarını nasıl yanında bulundurmazsın. Bu senin suçun Melek. Herkese nasıl bu kadar güveniyorsun anlamıyorum seni” dedi.

Eşinin sözlerinden sonra daha da üzülen Melek bu durumu öğrenmek için bankaya gitmeye karar verdi. En azından kamera kayıtlarından bunu kimin yaptığını öğrenmek istiyordu. Bankaya gitti. Bankamatikten çekilen paranın hangi saatte ne kadar çekildiğinin dökümanını çıkarttırdı. Fişteki saate baktığında şok oldu. Para sabaha karşı 5 te çekilmişti. Daha fazlasını öğrenmeye gerek yoktu artık. Melek her şeyin farkındaydı. Karşısına geçip bin nasihat dinlediği hayat arkadaşı tarafından kumar oynamak için çekilmişti para.

Biraz durup ne yapacağına karar vermek için bekledi. Mustafa’yı gözlemlemeye başladı. Mustafa her akşam bir yere gidiyor, eve gece geç saatte geliyordu. Ne Melek’le ne de oğlu Berke ile ilgileniyordu. Kirli sepetine attığı gömleklerde ucuz kadın kokuları duyuyordu Melek ve bol bol sarı saç… Berke, Melek ile Mustafa’nın birbirlerine düşman gibi durmasından etkilenip geceleri altına kaçırmaya başladı. 9 yaşındaydı ve altına kaçırdığı için durmadan ağlıyordu.

Hayatının en büyük sınavını veriyordu sanki Melek. Bir yanda oğlu Berke için bu evliliği ayakta tutmaya çalışıyor olanları görmezden gelip, hazmediyor, diğer yandan eşine doğru yolu göstermeye çalışıyordu.

Çok denedi Melek çok uğraştı birarada kalabilmek için. Mustafa ile son kez konuştu “Lütfen yuvana sahip çık. Bak biz çok zor şartlarda birbirimize sevgimize yaşadığımız aşka sahip çıktık. Bunu bize yapma. Berke için lütfen artık kendine gel” dedi. Mustafa yaptığı her türlü kabahatin yanına bir yenisini daha ekleyerek Melek e “biraz annenin yanında kal bende bu sırada düşüneyim” dedi. Melek iki parça kıyafet alıp evden Berke ile birlikte ayrıldı. O gece geç saatlarde apartmana giren karşı kapı komşusu Mustafa’nın bir kadınla eve geldiğini gördü.  Yine de Melek ‘ e gördüklerini söylemedi belki hatasını anlar diye.

Melek kurbanlık koyun gibi sonunu bekliyordu. Sonunda ortak bir arkadaşı ile Mustafa’ya haber gönderdi. Mustafa Melek i arayıp daha fazla devam etmek istemediğini, evliliğin kendisine göre olmadığını anladığını söyledi. Melek yıkılmıştı. Oğlu için Mustafa’nın onu aldatmasını, yalanlarını, hırsızlıklarını her şeyi göze almıştı. Tek istediği o huzurlu ve mutlu günlerine geri dönebilmekti.

Malesef mutlu başlayan bu aşk mahkeme kapılarında tek celsede sonlandı. Berke’nin velayeti annesi Melek’e verildi. Mustafa istediği zaman Berke’yi görebilecekti. Küçük bir nafaka bağladı mahkeme Berke’ye bakması için Mustafa’ya.

Aradan geçen 3 yıllık zaman dilimi içerisinde Mustafa bir elin 5 parmağını geçmeyecek sıklıkta gördü Berke’yi. İlk başlarda bu duruma anlam veremeyen Berke şimdi büyüdü ve 12 yaşına geldi. Artık anlıyordu onu kim daha çok seviyor, kim daha çok özlüyor. Eskisi kadar büyük bir baba özlemi çekmiyordu artık. Çünkü onun ayakları üzerinde durabilen ve onu koşulsuz şartsız sevebilen harika bir annesi vardı…

İlginizi çekebilir

  • 29 Aralık 2009 -- Giyinmek istemiyorum (0)
    Geçen hafta, bir derneğin davetlisiydim. Hani vardır ya, gitsem olmaz gitmesem olmaz durumları. Aynen o hisler içindeydim.   Gitsem; zulüm ötesi benim için. Şimdi kalkıp kuaföre gideceksin. Şımşıkır...
  • 21 Temmuz 2010 -- Kalemtraş (11)
    Verendadayım...Şimdi gece. El ayak çekildi az önce. Ve ben kendi kalabalığımla başbaşayım, içimde. Bir zarftan bin soru çıktı düşünceme. Kalem ucumu sivrilten ne? Kağıdın üzerine beni düşüren kim? Şu ...
  • 22 Nisan 2011 -- P l a n l a m a y ı n t u t m a z (1)
    Günlük planlamaları yapan sadece ilkokul öğretmenleridir. Hayat... Sizin kafanızda yazdığınız senaryolara onay vermez. Bugünü kendime mutlu kılacağım dediğiniz. O güneşli günde. Bir tufan. Allah...
  • 25 Nisan 2010 -- Tanrıya Mektup/Hani hayat oyundu (2)
    Oldu mu ya? Sence oldu da, bence olmadı valla. Ben ne diyeceğim şimdi, çoluk çocuğa. Nasıl ahkam keseceğim, adaletten yana. Üstüne üstlük senin bendeki aşkını herkese işlemeye çalışırken, oya oya. Hay...
  • 11 Mart 2010 -- Burası Türkiye sanat bizim neyimize… (0)
    Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi.... Türkiye'de sanat'ın devlet güvencesindeki çatısı, ama o çatı altında neler olup bittiğinden kimsenin haberi yok. Çalınan resimler, sahteleriyle değiştirilen or...
  • 18 Ekim 2010 -- Bu şehrin en hüzünlü yağmurusun sen! (4)
    Bu şehrin en hüzünlü yağmurusun sen! Bakışların hırçın bir deniz kadar mavi Ruhun vahşi bir at kadar asi Sevgin güneş kadar sıcak Bu şehrin en serseri aşığısın sen! İstediğinde çok şirin olabilen...