Yüreğinin götürdüğü yere git dediler. Pılımı pırtımı topladım yolculuğa çıkmak için. Zaten bir hırka, bir lokma değil mi yükümüz? Çarçabuk toparlanıverdim. Azığımı da astım asamın ucuna, vurdum kendimi yollara…
Yüreğim ketumdu ilkin. Ağzından lafı kerpetenle söküyor, zorla söylettiriyordum yol tarifini. Aklım bilmek istiyordu gideceği yeri. Mantığım plan yapmaya yelteniyordu her defasında.
Yüreğim ise isyan ediyordu bu duruma. İçten içe diş biliyordu her birine. Öyle ya, her şeyimle kendimi onun ellerine bırakmam gerekiyordu. Öyle demişti yola çıkarken. Anlaşma böyleydi.
Hızır ile Hz.Musa’nın yolculuğu gibiydi yolculuğumuz. Bir yanda yaptıklarından sual edilmemesi gereken yüreğim, bir yanda da her şeyi mantığına sığdırmaya çalışan aklım. Oysa sadece beni dinle demişti…
Sadece onu dinlemeye çabaladım çok zaman. Yolculuğun her dakikasında kulaklarımı dört açtım, gözlerim zaten hep onda… Nereye götürüyorsun diye sormadım hiç. Aklımın oyununa gelmemeliydim. O zaman yolun sonuna varmazdım.
Yüreğimi dinlemeye devam ettim her adımda. Yolun her karışında onun öğütleri çınladı kulağımda. Yolu gösterdi sadece. Ayaklarım emre itaat etti. Aklım da…
Çok olmadı yola çıkalı ama bana çokmuş gibi geliyor her defasında. Sanki bin yıl geçmiş gibi üzerinden ve üzerimden. Takvime bakılırsa iki elin parmaklarını bile geçmemiş. Bir de ona sormayı denedim. Biliyorum, soru sormak yasaktı, itiraz etmek de.
Ancak bu merakı gidermenin başka yolu yoktu. Şuncacık sene geçmişken nasıl bin yıl yaşlanmıştım? Nasıl dolmuştum o kadar? Ve nasıl donmuştu şuurum zaman üzerinde ve zaman içinde? Nasıl kalmıştı mantığım bu zamanın dışında?
“Nasıl oluyor?” dedim. “Nasıl oluyor da zaman bu kadar hızlı akarken bu kadar yavaş geçiyor? Gözüme bir görünen aklıma bin görünüyor. Nasıl oluyor”…
“Sus” dedi. “Sen sadece sus. Sus ve beni dinle. Sessizce izle adımlarımı. Arkana bakma hiçbir zaman. Ardına baktığın her an uçurumdan düşecekmişçesine korkarsın geçtiğin yerden. Adımların büyür gözünde. Sus ve beni izle. Sessizce takip et ışıltımı. Artık emin eldesin”…
Sustum. Onu izlemeye devam ettim. Şimdi neredeyim diye sormayın bana. Ne kadar yol aldığımı sorgulamayın. İnanmayacaksınız ama hiçbir şey bilmiyorum. Neredeyim bilmiyorum. Ne kadar gittim bilmiyorum. Bildiğim tek şey, yüreğimin gittiği yerdeyim…
Sevgi, hürmet ve muhabbetle…






Kasım 5th, 2010 on 18:46
Sevgili Murat,
Guzel bir yazi. Begenerek okudum. Ancak bir cumleniz vardi ki; dayanamadim ve yorum yapmak istegi duydum. Kulluk gorevim agir basti, affiniza siginarak yorumumu yaziyorum:
“Aklımın oyununa gelmemeliydim. O zaman yolun sonuna varmazdım.” cumlenizi okuyunca durdum. Kur’an-i Kerim de derki: Aklini isletmeyenin uzerine pislik yggdiririm. Oyleyse salt yurek goturmez insani hic bir yere. Hele ki ince derin bir yok uzerindeyseniz. Akil ve yurek harman olmali…Nefs sadece gonulle olmaz-olamaz, mutlaka ve mutlaka akilla percinlenir…
Sevgiyle ve muhabbetle.
Kasım 5th, 2010 on 22:30
İlginiz ve katkınız için öncelikle teşekkür ederim. Sayenizde bir hususu açma imkanına kavuştum. Yazının gidişinden de anlaşılacağı üzere burada “akıl” derken kastedilen nefsin hükmettiği akıldır. Yani bu “akıl” herşeyde mutlaka mantık zincirine uygun bir dayanak noktası arayan; kalbin içinde gizli sırrın gönle aksetmesine mani olmak isteyen; mantıklı olmaya çalışerken bir yandan da bedeni tahakkümü altına almaya gayret eden akıldır. Yanlış anlaşılmaya (sehven) müsait bıraktığım bu kısmı yeniden açıklamama vesile olduğunuz için ayrıca teşekkür ederim.. Sevgi, hürmet ve muhabbetle..
Kasım 6th, 2010 on 02:38
Sevgili Murat,
Anlayisla ve zerafetle karsiladiginiz yorumum icin bende tesekkur ederim…
Sozum o ki:
Akil da gonul de nefsin sinavindadir. Aklin oyunlariyla mcadele edecek olan da yine aklimizdir. Akilda mantigi, gonulde vicdani bulmak esas mesele. Aklin oyunlari olmasa, gonlun muhasebesi olamaz. Akli ermeyenin gonlu de eremez…
Allah’i bulmak icin akil gerek, kapisindan girebilmek icin akli yitirmek gerek.
Allah’a emanet olun. Rahmeti ve bereketi uzerinize olsun…Sevgiyle.
Kasım 5th, 2010 on 10:17
gittiğiniz yola ben de çok çıkmak istedim ama beni nefsim bırakmıyor.sanırım yardımlarınıza çok ihtiyacım var.bir an önce ben de yola çıkmalıyım.ama bugünlerde nerden gideceğimi bilemeyecek kadar şuursuz hissediyorum kendimi.yazılarınız kendime gelmeme yardımcı oluyor.lütfen hep yazmaya devam edin…
Kasım 5th, 2010 on 22:32
Samimi isteğiniz ve gayretiniz, atmaya heves ettiğiniz adımları atmanıza siz farkında olmadan katkı sağlayacaktır. Yeter ki içinizdeki cevherin farkına varın. Bu hususta yardımım dokunursa ne ala. O zaman beni izlemeye devam edin
Sevgi, hürmet ve muhabbetle..