Bayram yoğunluğu nedeniyle oluşan araç ve insan trafiğini tahmin edersiniz herhalde. Her yer ana baba günü. Bir yere gitmek sorun, bir yere gidip park yeri bulmak ayrı bir sorun, gidilen yerden dönmeye çalışmak ise apayrı bir sorun… İnsanın arabadan aşağıya inip “tamam ben oynamıyorum” deyip kontağı kapatası geliyor. Neyse ki yanımda dayıcım, kuzenim ve kardeşim vardı da her şartta hoşgörülü ve sakindim bunlara rağmen. Bugün “hadi bir değişiklik yapalım, biraz gezer, bir şeyler içer, biraz da alışveriş yaparız” deyip Susurluk tarafına çevirdik istikametimizi.
Evden çıkar çıkmaz yoğun bir trafik karşıladı bizi. Saymadım bir kırmızı ışıkta kaç defa durup bekledik diye. Fenalıklar geldi trafikte beklemekten ama ne yapalım evde otur otur da bir yere kadardı. Neyse trafik bu kadar ağır seyir ederken arabanızın yan tarafındaki araçla kanka olabilme ihtimaliniz çok yüksek. Mesela biz bugün ışıklarda beklerken yan taraftaki araçtaki amcam işaret parmağıyla sanırım burnunun içerisinde kaybettiği bir şeyleri arıyordu. Yeşil yanana kadar genel bir temizlik yaptı. Adama dik dik baktım ah bir göz göze gelebilseydik işaret parmağımı bir sağa bir sola oynatıp “cık cık cık çok ayıp olmadı haylaz adam seni seni” yapacaktım ama olmadı, bakmadı eşşek sıpası. Yapsaydım eğer artık ne olurdu bilmem belki de aracından inip pala bıyıklarıyla beni döverdi beni.
Alışveriş merkezine nihayet vardıktan sonra iki tur atıp kendimize uygun bir park yeri bulmaya çalıştık. Uygun dediğime bakmayın boş olması bizim için yeterince uygun bir durumdu zaten. Zar zor bulduğumuz yere aracımızı park ettikten sonra başladık bir sağa bir sola dolanmaya. Girdiğimiz her yer ayrı bir insan kalabalığıydı. Kardeşimle bir mağazaya girdik. Mağazadan içeriye adımımı attığım gibi tam karşıda renkli gömlekler dikkatimi çekti. “Hımmm neymiş bakim onlar” deyip hızla ilerledim. Meğerse koltuk kılıfını andıran gömleğe benzeyen bir şeymiş. Kısacası hiç tarzım değil. Tam karşı tarafımda bir kadın yanında da eşi var. Kadın gömlekleri pek beğenmiş hangisini alsam diye karar veremez modlarda, kocası ise illallah etmiş ölsem de kurtulsam bu alışveriş kabusundan der gibiydi. Gömleklere yakından bakınca bizim evdeki oturma odasının yastıklarındaki çiçek desenleriyle ne kadar benzeştiğini düşündüm.
Kardeşim fikrimi sordu “Abla beğendin mi?” Bendeki tepki anormal derecede komik. Karşımda duran evli çifti unutup kardeşime “Aman bunun nesi güzel bizim evdeki koltuğun deseninden değil mi bu? Tipe baksana koltuk kılıfı gibi” dedim. Evli adamla o an gözgöze geldik. Bana gizlice bakıp bıyık altı gülümsedi. Eşi ise “hangisini alsam acaba” diye düşünüp bir türlü karar vermediği gömlekleri bir kerede elinden fırlatıverdi. İçimden kendime küfreder hallerde “saf mısın kızım sen ya. Bak işte kadın orada beğenmiş, alacak. Sen ne sesli düşünüyorsun, ne diye bıdı bıdı edip insanları etkiliyorsun. Zevk meselesi yahu” diye konuşmaya başladım.
Sonra düşündüm taşındım kendimi haklı buldum bu konuda. Sonucunda ben birinin beğendiği bir şeyi beğenmek zorunda değilim ya da benim beğendiğim bir şeyi insanlar beğenmek zorunda değil. Kimseye bir şeyimi beğendirme derdinde değilim. Ne birinden etkilenirim ne de bu tarz konularda birini etkilemek için debelenirim. Ne demişler zevkler ve renkler tartışılmaz. Ben o teyzenin yerinde olsaydım inadıma alır, inadıma giyerdim o gömleği. Bir de üzerine salına salına bir sağa bir sola önünde arkasında dolanırdım
Ee keyif benim keyfim, zevk benim zevkim
)






Kasım 15th, 2010 on 23:52
zaten yazınızın başlığı da bahsi geçen konuyla paralel
hep bazılarını suçluyoruz bu gibi konularda, oysa yeri geldiğinde biz en suçlu biz oluyoruz ( bildiğimiz halde hiç bilmemişçesine davranıyoruz…
Kasım 16th, 2010 on 00:39
yapı meselesi tamamen. bazı insanlar kendilerini çok rahat eleştirir bazıları da kendilerini eleştirmek bir yana eleştirilmeye bile tahammül edemez.
Kasım 15th, 2010 on 23:33
insanların ön yargılarıyla baş etmek gerçekten çok zordur… hani bir bilim adamının dediği gibi , ön yargıları parçalamak atomu parçalamaktan daha zordur…
Kasım 15th, 2010 on 23:46
Kesinlikle öyle ön yargısı olan birine laf anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zor olsa gerek
Kasım 15th, 2010 on 22:58
ben o teyzenin yerinde olsaydım, yazından dolayı sizi kutlardım…
Kasım 15th, 2010 on 23:27
eğer o teyze bu yazıda ondan bahsettiğimi anlasaydı kesin beni arkamdan kovalardı. Özgüven eksikliği olduğu için onu rezil ettiğimi düşünürdü