Azimle çabalamak ve varılacak noktaya ulaşmak için gidilecek yolları önceden planlamak gerekiyordu. Başarısız deneyimizi yeniden denemek için fazla beklemeye gerek kalmadı. Birkaç saniye…
Birkaç saniye deyip geçmemek lazım. Kimine göre kısacık bir zaman dilimidir ama bazen de yıllara bedeldir geçip gitmesi. Tıpkı az önceki başarısızlığım gibi…
Kilitlenen ayaklarıma gönderdiğim emirlerin defalarca gidip gelmesi hep bu saniyeler içinde olmuştu işte. Yüzlerce emir gitti o kısacık sürede. Hiçbirisine cevap gelmedi. Artık vazgeçmek üzereydim ki parmaklarım kımıldadı. O anda yeniden denemem gerektiğine karar verdim…
Vitrin gibi süslenmişti karşıda dağlar. Her biri bir mağazaya ait vitrinmişçesine renkli ve birbirinden farklı; hepsinin etekleri bol ve geniş… Gök kubbenin altında derviş ayini varmış ve bunlar da sema ediyormuş gibi…
Hemen önünde uzanıveren ovanın bir ucu parmaklarımda son buluyor, öbür ucu ise seçemeyeceğim kadar uzakta. Ağaçların hışırtılarını duyabiliyordum artık. Sanki karşılama merasimine gelmiş konvoy gibi sıralanmış her biri ve çıkan hışırtılar alkışlara nazire…
Emirler üst üste gidiyordu. Ümitlerin tükeneceği bir anda parmakların içinde de kan olduğuna dolayısıyla canlı olduklarına dair bir telgraf gelmişti. O zaman devam etmeye karar verdik zaten. Daha doğrusu verdim. Ayna zaten bekliyordu…
Bulutların raksına takıldı gözlerim. Dalgalana dalgalana yol alan bir kurdela gibi uzananından tutun; pamuk tarlası gibi tiftik tiftik yaklaşanına kadar hepsinin ritmi ayrı. Kimisi valsi deniyor rüzgarın uğultusunda…
Kiminin içi kaynıyor gibi sanki, yerinde duramayıp halaya katılıveriyorlar. Ele ele tutuşup gökyüzünü bir uçtan öbür ucuna kadar dolaşıyorlar. Mendilleri eksik bir tek. Ha bir de zılgıtları…
Artık elimi yeniden uzatmanın vakti gelmişti. Uzun bir süre geçmiş gibiydi. Gözüm saate takıldı. Keşke bakmasaydım. Uğursuzluk getirir diye bakmamıştım ne zamandır. Tam gün ortası olmuş. Geldiğimden bu yana koskoca 3 dakika geçmiş. Artık bir an önce işimi bitirip dönmeliyim. Daha yapacak bir çok planım var. O zaman acele etmeliyim.
Bir anda meraya doluşan kuzular gibi zıplayan hayallerim belirdi. Sanki baharı karşılamaya gelmiş ve özgürlüklerinin tadına varıncaya dek zıplıyorlardı. Öyle ya, zıplamak onların hakkıydı. Az mı beklediler bu anı.
Gözlerimi kıstım… Bulutun gölgesi yavaşça hareketlendi. Gün parlaklığı yeniden mekanı kaplamaya, gölgeleri yutmaya başlıyordu işte. Heyecanlandım sanki. Evet, basbaya heyecandı bu. Dizlerimden belli…
işte beklenen an! Bulut çekildi aradan. Bütün ışıltısıyla gökyüzünü kaplayan güneşi görüyordum işte. Elimi uzattım boşluğa… Ve dokundum…
Nihayet! Aynadan da olsa güneşe dokundum sonunda. Aynam da memnundu bu işe. Beraber planladığımız deneyi başarıyla neticelendirdik işte. O aynalık yaptı bana. Güneşe dokunduk birlikte.
Daha da parlatmalıyım onu. Daha çok yansıtmalı güneşi. Daha çok ısıtmalı yüreğimi. Isındıkça yaklaşmalı. Gönlüme girmeli ve gönlüm olmalı artık. Bütünleşmeli benimle ben olmalı… Ben de karanlığımdan kurtulup o olmalıyım…
Ben ayna olmalıydım aslında… Ayna da ben olmalıydı aslında… Ben bendeki bana dokunmayı istedim, aynadaki benden yardım alarak. Aynadaki benin bendeki benden hiçbir farkı yoktu üstelik!
Kim bilir belki bir başka ben daha vardır bendeki aynada ve aynadaki bende…
Sevgi, hürmet ve muhabbetle…







Son yorumlar