Malum, bazen düşmanı da kendimiz yaratırız, taarruzda da kendimizi süngüleriz biz!

Bunun örnekleri son birkaç ay içerisinde iki önemli örnekle gördük; bir şeyleri haklı ve yerinde değerlendirmenin, tutumunu ortaya koymanın ipi biraz kaçınca, bir de baktık bir link kültürü hortlayıvermiş. Herkes kılıcının kınından çekmiş, gözünü kapatarak sağa solla sallıyor, ne acıdır ki bu kılıcın kendi etini kestiğini fark edemeyen kişilerin sayısı da hiç de az değil.

Ekim ayından düzenlenen 47. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali için Türkiye’ye gelen Emir Kusturica ve Kasım’da İstanbul’da düzenlenen Avrupa Yazarlar Parlamentosu’na davet edilen Nobelli yazar Vidiadhar Surajprasad Naipaul birer ay arayla aynı kaderi yaşadılar. Üstelik misafirperverliği her fırsatta yücelten, bununla övünen bir ulusun yaşadığı ülkeye, kendileri hakkında başlatılan ve dozu yavaş yavaş tepkiden ‘linçe’ dönüşen bir süreç sonunda, ya gelmedi ya da gelip geri gittiler. Elbette her iki konuda da söylenecek çok şey var; üstelik eli kaleme alışık hemen hemen herkes bu konuyu şurasından burasından ele alıp irdeledi. Kusturica’nın Sırp katliamlarını bir soykırım olarak kabul etmemesini faşizmle örtüştürenlerin yanı sıra, Müslümanlar hakkındaki ‘parazit’ ithamı karşılığında Naipaul’uya kefere sıfatını yakıştıranlar oldu.

Ben tüm söylenenler arsında, nispeten sesi daha az çıkanların cümlelerine kulak vermeyi yeğledim: “Sahi biz, bizimle aynı düşüncede olmayan insanlarla bir araya gelebilir miyiz?” Bizimle aynı sözlükten konuşan, aynı kelimeleri, aynı ahenkle okuduğumuz insanlarla mı buluşmalıyız? Farklı olmanın, birbiriyle örtüşen fikirlere sahip olmamanın aslında en bulunmaz değer olduğunu fark etmeyi bıraktık mı çoktan?

Peki nereye varır ‘O gelmesin!’, ‘O defolup gitsin’, ‘Senin burada yerin yok!’ söylemleri? Yarın bugün iş aynı ‘hak’ doğrultusunda daha da genişler ve önü alınmaz bir hâl alırsa ne olacak? Meselâ bir Alevî ozana ‘O mu? Ne işi var bu etkinlikte o kitapsızın!” ya da bir eşcinsel yazara ‘İbneleri istemiyoruz!’ dendiğinde, bu durumu Kusturica ve  Naipaul’a yapılanlardan ne kadar ayrı tutabiliriz?

Hem Kusturica her şeyden öte iyi bir yönetmen. Sinemaya çok da hevesli olmayan kişiler bile bilirler Çingeneler Zamanı’nı, Ak Kedi Kara Kedi’yi, Yeraltı’nı…

Ama Moradona belgeselini hem futbola hem de sinemaya kollarını açmış birinin izlemiş olabileceğini düşünüyorum. Maradona ile uygun zamanı kollamak için bekleyen, bir araya geldiklerinde de Amerikan emperyalizmden Tanrı’nın Eli’ne, omzundaki Che Guevara dövmesinden ezilenlerin kurtuluşuna kadar birçok konuda konuşan Kusturica, bence çok güzel bir filme daha imza atmıştı.

Belgeselden sonra aklıma şu bilindik cümle takıldı:
“Ne sağcıyım ne solcu. Futbolcuyum futbolcu.”

İlginizi çekebilir

  • 02 Kasım 2010 -- Eski Aşkım (0)
    Aşkımı elinin içine saklamıştım. Giderken senle gelsin diye. Rüzgarın benim aşkımı savuracağını bilemezdim. Aşkım zamanda rüzgarla beraber savrulurken ben zamanın gücü karşısında yenilmiştim. Sen bilm...
  • 15 Ekim 2009 -- Sayende (0)
    Derinlerde bir yerdeyim. Burası dip. Çok soğuk ve ışıksız. Burası kış. Bende, sağanak ve çöl. Zamanlardan saat kaç, günlerden ne?   Yüreğimi bir küskünlük aldı. Yağmur aldı, rüzgar aldı, sözler aldı...
  • 12 Mart 2011 -- Zamanlı veya zamansız ayrılıklar (2)
    “Gün olur alır başımı giderimmm” diye mırıldandı, yolda tek başına yürüyen gecenin bu saatinde sırt çantalı siyah pardesü giymiş adam.  Bu şehirde ne aradığını bilmediğini düşündü bir an. Kimdi, ne ya...
  • 02 Mayıs 2009 -- Yazmazsam unuturum 1 (1)
    * Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kabinedeki revizyonu açıkladı. Hayırlısı olsun umarım revizyon işe yarar, bakan' olmanın dayanılmaz cazibesi bünyede rehavet yaratmazda dişe dokunur hizmetler yapılır,...
  • 12 Mart 2012 -- Paşa gönlüm ne diyorsa o… (0)
    Denize karşıyım şuan. Mavinin göz kırptığı bir sahilde. Farid Farjad'ın Golha'sı Kulaklarımda. Yürüdüm, yürüdüm, yürüdüm... Kabataş iskelesinde sahil boyu... Banklarda oturdum. Yüzünde yıllanmış çizgi...
  • 26 Şubat 2010 -- Bahçıvansın sen öyle kal! (6)
    İçinde, sosyal aktivite alanlarının bulunduğu etrafı çevrili, geniş nezih bir sitede yaşıyorlardı. Site yönetimi, içinde yaşayanlar ne istiyorlarsa yerine getiriyor, hiçbir şeyi eksik etmiyordu. Bu yü...