aklından geçen kurnazlıklar sezilir gözlerinden,
sen anlamazsın,
ben görürüm.
gözlerin; neleri gizler, neleri gözler,
görürüm.
oval yüzünde şekilsiz mimikler sakil durur.
kafa karıştırmak için inadına yaparsın, bilirim, yapma!
anlamsızlaşıyorsun.
anlamsızlaştığında, gidesim geliyor.
biri adres sorsa,
adres oluyorum.
ve sonra kendi adresimin çıkmaz sokağında ayak altımdan asılıyorum.
lütfen yapma!
kör ebe oynuyor sabahın yedisinde
istanbul’da bir sokak.
ebe benim kör sensin.
sokak bizden bıkmış.
sokak dün geceden kalma
seks komasında.
sen işe geç kalma beşiktaş vapuru yanaştı.
acele edersen yetişirsin.
eceli ben oyalarım sen acele et!
tek kişilik oyunumuza iki kişilik baş rol yazılmış.
hayır hayır yanlışlık yok!
belden aşağısı ben yukarısı sen.
ama oyunu biz oynamayacağız, saçma değil mi?
evet kesinlikle saçma, haklısın.
haklısın, insan hiç kendi intiharına geç kalır mı?
neyse boş ver cevap verme… sus! susuşalım.
saat gidişinin kırk dakika sonrası, varmışsındır beşiktaşa.
ben hala bendeyim, şimdilik.
belki salacağa inerim.
kız kulesinin karşısına geçer otururum.
kule olur kucağıma kız oturturum.
belki denize karşı hayal kurarım, bilmiyorum.
belki de bir kitaba gömülür iki demlik çay içerim, bilmiyorum.
katolik mezarlığına gidersem fotoğraf çekerim.
belki bir intihara denk gelir, sineye çekerim.
belki bir bulutun cenazesine denk gelirim yağmur yağar,
yığarım olduğum yere böbrek taşlarımı safra kesemi
keserim bileklerimi cenaze olurum.
ama mutlaka sigaram biter.
varlığıma adak adayan eski sevgililerime, üç alana birin bedava verildiği ucuz bar kızlarıyla teşekkür etmedim.
emin değilim, hatırlamıyorum ama etmemişimdir.
üç gece üst üste hiç uyumadığımı bilirim.
üç sabah yan yana hiç uyanmadığımıda.
aslında ben nasıl da iyi bir adamım,
cebime küçük harflere duyarlı şiirler kaçmış çocukken,
babam bu çocuk büyünce mutlu olur ama adam olmaz demiş,
annem adam olur mutlu olamaz demiş,
ben, kramponlarımı sormuş ve kırmızı tosbağa görene kadar arabaları saymışım. dar alanda uzun paslaşmış… öngörüyü ziyan etmişim.
martıların kanatlarıyla mızıka çaldığını biliyor musun?
martıların kanatlarıyla mızıka çaldığını bilmeyen biriyle nasıl bach dinlerim.
dünyaya martı olarak gelseydim, bir parça simit için yavşaklaşmayan gemisiz denizlerin mağrur martısı olurdum.
ama sigaram yine biterdi.
tam da ilham gelmişti, peh be! azıcık şarap kalsaydı keşke.
ne güzel kelimelere dökülüyordu
ne güzel kelimelerime dökülüyordun
ne güzel kelimelerine dökülüyordum
ne güzel kelim…
limitsiz saçmalama kıvamındayım, farkındayım.
en son prag’ta julis otelde saçmalamıştım, bir yılbaşı gecesiydi…
gece on ikiyi vurduğunda külotlu çoraplara girmişti sağ duyular;
olabildiğince saçmaydık.
olabildiğince karambol.
olabildiğince esrar-(c)engiz.
genital enfeksiyon geçirdiği asimetrik suratından belli,
ön yargısı kendinden epeyce önde adı bukalemun,
rengi her daim boka çalan ziftin oldukça peki diye aklıma not düştüğüm eleman,
düştüğüm yerden kaldırdı beni ve sordu:
- iyimisin?
- saçmayım
- peki o zaman saçma kal…
- peki…
belki de saçmalığım oradan kaldı.
her saçmaladığımda evlat edindiğim üveyliğin fotokopisini yaşıyorum,
yaşıyorum ağır aksak, aksak ta kurtulsak kanımızdan yol bulup pasifiğe…
lacivert fon kartonundan yapılmış afilli bir şileple.
mantığın ne önemi var hayal dünyasında, ellerimi kullanmadan bateri çalan ben değil miyim?
ben değil miyim kendine acıyı getirecek açıyı arayan bulunca yazan yazdıkça bağıran…
varsın duygusuz sevişmeler bu gece eve alınmasın, kalayım hayvanlığımla.
hayvanlığımla, katmerli açan koyu kırmızı begonyaların gölgesinde
ne idüğü belirsiz sancıları gözlerini bağlayarak darp ediyorum.
ben bu orospu şehrin, plastik gülücüklerinden, siyanürlü elleriyle sırt sıvazlayanlarından ve üst düzey iyi niyet pezevenglerinden bıkmışım.
şehrin ışıkları açık kalmış
balomuz mu var?
papyonlu göbekler,
göbek beyinli papyonlular
ellerinde salya dolu kadehleriyle hangi pastanın payının
pazarlığındalar,
dü-beş yıldızlı otelin balo salonunda.
salonundan deniz görünen bir şatoda sevişmeden ölürsek,
eksik ölmüş olurmuyuz?
karışalım denize,
deniz kudurduğunda balıklar kendi götlerine kaçarlar
ve bir köpek balığı denize atmışsa ağını
bunun deniz sevdası mı?
yaşam savaşı mı? olduğunu kim bilebilir.
piyes değildir bir çocuğun annesinin elini kaybolma korkusuyla sıkı sıkı tutuşu,
çünkü korku çıplaktır, çünkü korku tereddütü üstünden çocuk yaşta çıkarmıştır.
saat gelişine yirmi var,
sigaramda bitti.
şimdi yazdıklarımı sen okumadan yakma vakti,
geldiğinde düşünür gibi yapacağım,
çaktırma!






Nisan 22nd, 2011 on 00:23
Patron, siirlerinizin muptelasiyimdir bilirsiniz. Ancak “genital enfeksiyon geçirdiği asimetrik suratından belli,” gibi bir cumle, siiri golgelemis bence. Cunku, kimsenin genital enfeksiyonu-prostat i siire konu olmamali diye dusunuyorum…
Nisan 22nd, 2011 on 00:28
Anlıyorum Aslı hnm… okurken lütfen oraları kaale almayınız…
Nisan 21st, 2011 on 10:01
Merhaba şans eseri (aslında şans diye bir şey yoktur tıpkı tesadufunde olmadıgı gibi… lafın gelişi ) buldugum sitede sizin şiirinizin başlığı ilgimi çekmişti.
Sizi eleştirmek ne haddime fakat şiirin ilk kısımlarında bir yazım hatası olduğu kanısındayım.
oval yüzünde şekilsiz mimikler sakil durur.
kafa karıştırmak için inadına yaparsın, bilirim, yapma!
anlamsızlaşıyorsun.
anlamsızlaştığın da, gidesim geliyor.
bu kısımda “anlamsızlaştığında” olması gerekiyor. yada
“anlamsızlaştığında da gidesim geliyor” olması gerekli gibi…
Güzel çağrışımlı bir şiir… okurken bir sonraki satırları çağrışımla tahmin edebildim…beğengim.
Nisan 21st, 2011 on 13:26
Sayın Coşan, duyarlı yorumunuz için teşekkür ediyorum. “anlamsızlaştığında” olarak düzelttim. Sağolunuz.
Şubat 26th, 2011 on 01:28
Ben bu şiiri ne kadar beğendiğimi tarif edecek kelime bulamadım Bay Cengiz. Kelimelerin arasında kayboldum…
Ocak 18th, 2011 on 02:59
paralel kurgu 1 film izlemiş gibi oldum, sinema çıkışı kalabalığa karışmadan kaybolmanın derdindeyim şimdi, sarsıcı!
Ocak 2nd, 2011 on 19:24
işte kelimelerle dans cengiz bey harikalar yaratıyorsunuz
Aralık 28th, 2010 on 16:09
Her satırı anlam dolu… bence Cengiz Aydın’ın en etkileyici şiiri, müthiş…
Bir defa okumak yetmedi çok okudum ve her okuduğumda her cümlenin anlamında kayboldum. Süpersin Cengiz…
Aralık 28th, 2010 on 02:30
Gerçekten abartısız şiiriniz çok farklı ve farklı olan daima güzel olandır …beğendim desem yetersiz kalmış olur ve bir daha okuyacağım keyifle ve heyecanla …. özellikle başlangıcı şiirin ne güzel…
aklından geçen kurnazlıklar sezilir gözlerinden,
sen anlamazsın,
ben görürüm.
gözlerin; neleri gizler, neleri gözler,
görürüm.
oval yüzünde şekilsiz mimikler sakil durur.
kafa karıştırmak için inadına yaparsın, bilirim, yapma!
anlamsızlaşıyorsun.
anlamsızlaştığında, gidesim geliyor.
biri adres sorsa,
adres oluyorum.
ve sonra kendi adresimin çıkmaz sokağında ayak altımdan asılıyorum.
lütfen yapma!
Aralık 18th, 2010 on 20:18
yaaa bu ne yaaa bu ne alllahımmm resmen sevişmişsin kelimelerle abi naptın sennn bitir bizi bitirrr en sonunda..
Aralık 18th, 2010 on 00:16
cengiz harika yazılarından birini daha… (çünkü korku çıplaktır, üstünden tereddütü çocuk yaşta çıkarmıştır) nasıl bir tabirdir bu… okurken yerimde değilmişim bittiğinde anladım… yazının içinde kaybolmak bu olsa gerek yüreğine sağlık…
Aralık 17th, 2010 on 22:34
bu kim? benimmm editörüm:)) yine harikasın… martıların mızıka çalmışlığına bi kadeh içerim bi de yarın dinlemek için bi daha binerim sehir hatlarımıza… çok yaşa sen ve bizde hep okuyalım bu güzel yüreği
Aralık 17th, 2010 on 22:33
Aklın çok karışık sanırım kızgınlığını saymıyorum Cengiz… her duygunun ucundan biraz tutmuşsun, kendimi fırtınanın içine düşmüş gibi hissettim okurken. Yüreğine sağlık…
Aralık 17th, 2010 on 22:13
“dünyaya martı olarak gelseydim, bir parça simit için yavşaklaşmayan gemisiz denizlerin mağrur martısı olurdum.”
“Bende çok sık söylerim dünyaya martı olarak gelseydim diye”… hatta bende bir şiir yazmıştım vaktiyle..denirse elbette ..Ve benziyor yola çıkış noktamız..tesadüf işte…
…..
Dünyaya Martı olarak gelebilseydim eğer.
Uzak dururdum şehir hatları vapurlarından.
Canımı acıtırdı bir parça sadakaya kanat çırpmak..
Açık denizlerde olurdu benim rızkım..
Kendim bulurdum hem ekmeğimi
Hemde kanat çırpacak maviliğimi…17 haziran 2005
Şiirinizi 2 kez okudum Cengiz Bey…Çok hassas bir insan olduğunuz aşikar…Yüreğinize sağlık..Kelimelerle sizin kadar güzel dans edeni görmedim…Harikasınız…
Aralık 17th, 2010 on 14:35
nasıl bir ruh hali içindesiniz, nerden aklınıza geliyor bu cümleler gerçekten anlamıyorum..
ben, şiir pek sevmem.. sabırla okudum, okuduğuma değdi.. teşekkürler…
Aralık 17th, 2010 on 13:08
“martıların kanatlarıyla mızıka çaldığını bilmeyen biriyle nasıl bach dinlerim” Harika.Çok anlamlar yüklü bir cümle..
Aralık 17th, 2010 on 10:59
Kelimelerinden hissettiğim şey geçmişten bugüne Cengiz…