İçimden geldi bugün size biraz kendimi ve hayatımı anlatmak istiyorum. Tabi öyle mülakatlarda anlattığım gibi “prezentablım, insan ilişkilerim kuvvetli, ne istediğini bilen hedefi 12 den vurmak isteyen ve bunu yapmak için deliren biriyim” gibi klişe cümlelerden uzak bir anlatım olacak benimkisi.
Düşünüyorum da kendimle ilgili şu an ilk aklıma gelen şey; delilik ile akıllılık arasındaki o ince çizgideki gelgitlerim oldu nedense. Bazen aklı başında, bazense aklı dışında her şeyi başında olan bir hatun olup çıkıveriyorum meydana. Çok sık değil belki ama arada bir bende hata yapıyorum. Ve hata yapmayı her şeye rağmen çok seviyorum. Yaptığım hatalardan deli gibi ders çıkartıyorum kendime. Sonra içimden tekrarlıyorum “Bu yaptığın çok yanlış Elif bir daha bunu sakın yapma!” diye. Kendime verdiğim bu komutun üzerine emir komuta merkezimle anlaştıysak sorun yok ama anlaşamadıysak “eyvah eyvah iki devrem yandı ama ne yapcen be ya kalan devrelerim yanmasın benim canım sağ kalsın” deyip yoluma kaldığım yerden devam ediyorum.
Ailem benim şu hayatta sahip olduğum her şeyim. Babam prensim, annem ise prensesim… Ben ise onların gözünde hiçbir zaman büyümeyen küçük cadılarıyım. Birbirine sevgi ile kenetlenmiş büyük bir ailem var benim. En keyifli anılarımız genelde sofra başında anneannemin hüneri olan mükemmel yemekler için yaptığımız, mükemmel savaşlarda çıkıyor. Annem, babam, dayım, kardeşim, kuzenlerim, teyzelerim ve eşleri hep birlikte tat alırken birlikte kurduğumuz mükellef sofrada anneannem biraz durur ve o masmavi gözleriyle öylece bize bakar içindeki bütün sevgiyle. Dudaklarını okurum o an bizi bu sofra etrafında topladığı için şükreder Allah’a.
Ve dostlarım… Sanki onlar yanımda olunca güzelleşiyorum gibi bir hisse kapılıyorum çoğu zaman. Onların yanında insanın kendisini berbat hissetmesi imkansız… Bazen içimden inatla çıkmayan mutluluğu, yüzümden kocaman bir gülücükle çıkartan mucize insanlar onlar… Ve gerçekten de iyi ki hayatımdalar…
Sevmeye gelince sevmek benim en büyük hazinem. Çünkü ben sevgiyle büyüdüm, sevgiyle büyütüldüm. O yüzden gözüme güzel gelen ya da dikkatimi çeken her şeyi çıkarsızca sevebilirim. Sevdiklerimin yakınımda ya da uzağımda olması benim için hiçbir şeyi değiştirmez. Ben gerçekten birisini seviyorsam; yüreğimden, en içimden severim.
Yalan, sadakatsizlik, kin, nefret, kul hakkı yenmesi hayatta en sevmediğim şeyler. Bu konulara karşı kesinlikle tahammülsüzüm.
Tam bir oğlak kadınıyım. Keçi gibi inadım, deli gibi bir egom, taş çatlasa çatlamayan bir sabrım, evcimen ve ailesine düşkün hallerim, doğuştan anaç bir ruhum var benim.
Kıskanç değilim. Daha doğrusu kıskançlık gibi bir meziyete sahip değilim. Kıskanırsam da elime yüzüme bulaştıran hallerdeyim. Kıskandığım kişi sayısı bir elin beş parmağının ikisini bile geçmemiştir diyebilirim. Benim erkek arkadaşıma birisi yiyecek gibi baksa verebileceğim tek tepki gülümseyip “yahu ne şanslı hatunum ben. Yazık bunlar kedinin ciğere baktığı gibi bakıyor, bu adamsa beni elimden tutmuş deli gibi seviyor” derim bir kez daha sevinirim.
Gündem, gelişmeler ve haberler benim vazgeçilmezim. Beni kendi hayatım değil, başkalarının hayatı hüzünlendirir çoğu zaman… Ağlamak için haber izlemem ama her haber izlediğimde muhakkak ağlarım. Ekranda bayram günü mutlulukla ellerinde balonla koşan çocukları görünce de ağlarım, yine bayram günü sokakta simit satan çocukları görünce de… Demek istediğim haber izlerken hormonlarım ve gözyaşı bezlerim en az bir hamileninki kadar sıkı çalışıyor.
Kısacası her şeye rağmen bu dünyada var olduğum için mutluyum. Her türlü pisliğin ve kötülüğün iyilikten daha fazla var olduğunu bildiğim bu dünyaya karşı, çok fazla üzülmek yerine, az üzülüp daha çok gülmeye çalışıyor ve bol bol burası için neler yapabileceğimi düşünüyorum. Hayata karşı duyarlı olmaya çalışıp, kırılgan ve hassas yanlarımı bir kuytuda dinlendirmeyi iyi biliyorum.
Hayat kısa ve hayat her şeye rağmen yine de güzel… Yaşadığımız bu hayatta, içimizde barınan güzelliklerin, en bol kepçesinden düşmesini diliyorum en kısa zamanda tabaklarımıza…
Sevgiyle kalın…






Aralık 16th, 2010 on 23:23
Hayat boştur, bomboş, onu sen doldurursun, zaman ölüdür, onu sen canlandırırsın. Hep güzel şeyler yapmışsın sana verilenlere, sana gelenlere, sevgiyle yaklaşmışsın, ömrünü tüketipte neyin mücadelesini verdiğini bilmeden ölen insanlar varken sen hayatı gerçek anlamıyla yaşamışsın. Erken teşhis hayat kurtarır derler ya, erken yaşta teşhisi koymuşsun sen.
Hani belgesellerde çok sık izlediğimiz bir şey vardır; hızlandırılmış çekimde bir çiçeğin topraktan çıkıp büyümesini gösterirler veya sonbahardan ilkbahara toprağın, ağaçların yeşillenmesini, senin hayatının hızlı çekimi de böyle olur işte.
Aralık 16th, 2010 on 23:29
Bu güzel yorum için teşekkür ederim.
Aralık 16th, 2010 on 17:23
Dayısının kelebeği, senin kendi dilinden ben cümleleri ile kurduğun bütün yazıları çok seviyorum. Sanki kalemin tüy gibi hafifleşip kağıt üzerinde kayıp gidiyor. Yüreğine sağlık diyim. Gene damlattın gözlerimi…
Aralık 16th, 2010 on 18:01
Anladım ki bizim ailece göz çeşmelerimiz bozuk balım
hemen akıtıyoruz gözlerimizden yaşları. Seni çok seviyorum…
Aralık 16th, 2010 on 15:36
Güzel bir otobiyografi yazısı olmuş kendinizi iyi bir şekilde betimlemişsiniz…
Aralık 16th, 2010 on 17:58
Teşekkür ediyorum Faruk Bey.