“Ne sağcıyım ne solcu. Futbolcuyum futbolcu” cümlesinin elbette ne zaman dilimizde dolanmaya ve kulaklarımıza çalınmaya başladığı üzerine düşünmeye başlarsak, bulacağımız tarih bizi hiç de yanıltmaz: 1980…

Aziz Nesin’in Gol Kralı adlı eseriyle hayatımızda yer etmeye bulmaya başlayan bu tanımlama, özellikle Türkiye’nin bir kırılma yaşadığı ’80 darbesinden sonra anlamını daha bir bulmaya ve egemen anlayışın sesine ses olmaya başladı. O günden bugüne, kâğıda damlayan bir mürekkep gibi dağılan ve bizi sarıp sarmalayan bu anlayış, sadece futbolla da sınırlı kalmadı. Kendi yaşamımdan vereceğim şu küçük örnek bile bu saptamamı nitelemeye yeter: Ben ‘90’lı yılların ortasında İstanbul Üniversitesi’nde öğrenciyken, üniversiteliler sindirilmeye ve susturulmaya karşı örgütlenmenin ve direnmenin bilincini en açık şekilde sergiliyorlardı. ‘Yılmayacağız!” diye haykırmanın en yüksek telden çıktığı dönemlerde; ezilmişliği, ötekileştirilmişliği, yok sayılmışlığı en acı şekliyle yaşamış olan anne bile bana, bu sözün başka bir uyarlamasını öğüt olarak vermişti: “Oğlum bak karışma olaylara e mi, sen talebesin, nene lâzım senin sağ-sol, dersine gir gel, tamam mı?” Ben bir futbolcu değildim, ne meşin yuvarlağın peşinde koşuyordum, ne de üç direğin arasına şut çekiyordum, ama ben de istesem de istemesem de aynı anlayışın seline kapılmıştım bile. O halde “ne sağcıydım ne soldu, okulluydum okullu!”

Aslında bu bir slogandı; her meslek grubundan kişinin kendi durumuna uyarlayabileceği, apolitik olmanın, başkaları tarafından belirlenmiş sınırlara biat etmenin sloganı. Aziz Nesin’in taşlama dolu romanından hayatımıza sızan, bizi çimdikleyip kendimize getirmesi gerekirken, 12 Eylül’le birlikte sessiz bir kabule dönüşen, ‘işini bilen memurların’ ülkesinin bu rüzgârsız bayrağı, çevresinde ne olup bittiğini görmeyen, görse de kapısını sıkıca kapatmayı yeğleyen insanların balkonlarında dalgalanır oldu nicedir.

Peki bu sözün seline kapılmayan, her şeye rağmen akıntıya karşı yüzmeye çalışan futbolcular olmadı mı? Evet parmakla sayılacak kadar az olan, futbol tarihinde ve hafızalarımızda yer etmiş bir gözü kara bulunmaz mı? Portekiz’in 40 yılına damgasını duran faşist diktatör Salazar’ın, yönetim sırrının 3 F’sinden (diğer ikisi fado, fiesta) biri olan futbolun da bir mücadele ve direniş arenası olabileceğini göstermiş birkaç kişi de olsa bulunmaz mı?

Elbette bulur! Siyasi görüşünü hiçbir zaman saklamayan, Amerikalılar bana bir ödül verdiler ve Kübalılar da veriyorlardı. Amerikalılara dedim ki: “Ödülünüz sizin olsun. Ben Küba’dakini alıyorum” diyen Maradona ile bir Liverpool efsanesi olan ve attığı gol sonrası formasının altındaki atletine “Liman işçilerinin grevini destekliyorum” diye yazarak rengini açıkça ortaya koyan Robbie Fowler ilk akla gelenlerdir.

Ülkemizin de bu konudaki efsanesi hiç kuşku yok ki Metin Kurt’tur. Geçtiğimiz yıl, Vecdi Çıracıoğlu tarafından “Gladyatör – Futbol Arenalarında Bir İsyanın Hikâyesi” adlı biyografi kitabı da yayınlanan Metin Kurt, futbolcuların haklarını savunmak ve korumak için giriştiği sendika kurma mücadelesi ve sosyalist söylemleri yüzünden Galatasaray’dan uzaklaştırılmış, ama yılmadan inandığı yolda yürümüştü.

Futbolun sadece bir spor, bir eğlencelik olmadığını; kitlelere sesini duyurmak ya da kitleleri yönetmek için kullanılabileceğini Salazar da Maradona da çok iyi biliyorlardı.

Çünkü “Hayat futbola fena halde benzer.”

İlginizi çekebilir

  • 25 Kasım 2010 -- İpini kopartan uçurtma (5)
    Söyle bana aklımdan geçtiğin, kalbimi yokladığın her gün senden nasıl vazgeçebilirim? Nasıl yokmuşsun gibi davranabilirim? Artık sevmeye halim kalmadığı gibi, unutmaya da gücüm yok seni... Fotoğraflar...
  • 17 Temmuz 2009 -- Erdek’teyim (1)
    Bu sene nedense bir türlü tatil modunda olamadım, bunun en büyük sebebi kafamdaki soru işaretlerinden dolayı huzurlu olamamam diye düşünüyorum. Yinede bir değişiklik olsun; denizi, kumu, güneşi, gü...
  • 12 Mart 2011 -- El Adamım (2)
    Acılarımı demliyorum bu aralar Ve sen geçiyorsun sokağımdan Ben doluyorum gözlerine Seninde içtikçe içesin geliyor. Ne çok seviyorsun konuşmayı Bense dökülmekten korkuyorum Yinede kirleniyoruz, ...
  • 13 Kasım 2009 -- Gemiler ve Martılar (1)
    Rüzgârın, Hiç bitmeyecek gibi estiği boğaziçinde Gemiler, Sessiz sedasız, akıp giderken Kimi, Yolcularını sonsuzluğa Kimileri de, Hasret ve özlemleri taşır, Umutla, Yol gözleyenlere Gü...
  • 04 Ekim 2011 -- Çıt çıkarmaz gözyaşı örer sokaklar (0)
    Korkuların sessizliğine sırt çevirdiğinden beridir; derin gammın ağır ağır ufka açılan cân gizinde, kasıp kavrulur ney’in dert ve tasa içindeki kederli sesi… Sıçrar ateşin yıldızı ve ağarır tanyeri… ...
  • 25 Haziran 2010 -- Uykularım eksik (2)
    Bazen gözlerimi kapatıyorum aklıma düşüyorsun. Deli mavisi gözlerin, gülüşün, ellerindeki çizgiler, yüzündeki yıllanmış ifadeler... Sonra korkuların geliyor aklıma, gitmeden vedalaşmaların, son sözler...