Koşul eklerine mahkum hayatım. Neden hep buldum sandığım yitirdiğim oluyor. Üstümdeki kıyafet bana ağır duruyor. Ağır duruyor ruhum, soyut olan acı bende somut izler bırakıyor.
Ellerimi ayaklarımı başımı ve her yanımı kalın zincirlerle bağlamışlar ve her biri, zincirin bir tarafından tutup çekiştiriyorlar. Parçalanıyorum lime lime… Nefes alsam içim zehirleniyor versem dışım kirleniyor. Karanlık gecelerde harcadığım mumlara değmiyor yazdıklarım, yazdıklarım ruh halim gibi sakıncalı ve başıboş harf bileşimleri… Sürdüğüm merhem iyileştirmiyor… İyi dileklerimin hepsi şimdi birer olumsuz eklerine döndüler.
Bana mutluluk yolunda şans tanımadılar. Olsam olsam bir dilenciyim hep dilenmekten şikayetçi… Bu işin olur yanı zor, ve gerçekten tutunmak uçurumdan düşerken aniden bir dala tutunmak demek değildir (Başka türlü bu yaşadım ve öğrendim …) … Sorgulu gözlerle bakan küçük adam, “-Ben hiçbir şeyin farkında değilim, bana sorma, sorma gitsin ”… Ben acımı acıma olan duyargamı yıllar önce bir baharda kaybettim.
O günden sonra hep güz hep sonbahar göküzümden gri bulutlar içimde karamsar duygular eksik olmuyor… O günden sonra saçlarımda kış, tırnaklarım da kasırgalar ve gözlerimde yağmur var… Bu hüzünle, bu yığılmış, birikmiş, tortulaşmış, bir şeylerin düzeleceğine olan inansızlıkla tekrar ruh sağlığıma kavuşurmuyum bilmiyorum.
Yangından mal kaçırı gibi iyi insan vasfını benden kaçırdılar… Yetmezmiş gibi üstüne karşılığı bedenim olan fidyeyi istediler ve sonrasında akla hayale gelmeyen dirençliliğimden korkup, bana mutlu olmayı vaat ettiler Hakim bey!… Sonradan kinli yüzlerini gördüm, gördüm ihanetin ve zehirli entrikanın her türlüsünü… Neden suratım asık vaziyette gülmemi istediler… Oysa sade bir hayalle avunmak kadar masumcaydı istediğim. Neden üstüme çullandılar, anlamakta zorluk çekiyorum. Tere yağından kıl çeker gibi beni hayattan soğuttular…
Şimdi düşünü kurduğum ne varsa onların. Soruları bana emanet edip, çözümleriyle beraber kayıplara karıştılar. Beni dolandırdılar Hakim bey!… Oysa Allah biliyor ya çok çalışmıştım. Ve Hayat Bilgisinin kaçarı yoktu benden. Oyun oynadılar Hakim bey ve bende onların değil kendi iyiliğimin kendi insanlığımın oyununa geldim. Şimdi cezam neyse onlara ödetin Hakim bey…
Uzattığım hiçbir eli tutma eğiliminde bulunmadılar. Onlar benim suskunluğumdan bile rahatsız oldular, ama onlar benim masum duruşumdan bile korktular . Düşmanlığın, hasımlığın, kötülüğün, savaşın, kavganın ve iğrençliğin bile bir sınırı bir kuralı varken, onlar bütün tabuları ve kuralları yıkarak üstüme çullandılar…
İlgisiz alakasız tavırlarla yonttular ruhumu, şimdi ne kadar sahiplenseler ben o kadar kifayetsiz o kadar halden düş-künüm… Hep sinsi bakışlarla iyi insan tavrımı suistimal ettiler… Kolay olan buydu ve onlar hep kolaydan yana karar kıldılar… Onlara kalsa ben numaracı herifin teki, haliyle yetinmeyen, gözü yükseklerdenin biriyim… Tanımadılar beni… Bilmiyorlar ki kendi arzusu dışındadır benlik… İnsan ne kadar uğraşsada ne kadar diş geçirmeye çalışsada hep iyi tarafına ıskalar… Ama onlar bunu tartışmadılar, varsa yoksa aleyhimdeki varsayımlara yüklendiler…
Ve bir zaman gelecek, yüklendikleri bu varsayımların altında kalıp can çekişecekler… Kolay değil koca bir ömrün içinde mikroskopla mutluluk kırıntılarını aramak ve hiçbir arayış kendi mıntıkası dahilinde olmamıştır. Ve hep uzakta sürer arayışlar. Oysaki aranılan gözlerden bile yakındır, mumdur…
İşte böyle aramakla geçti ömrüm, yedim ve bitti. Ter beziyle ağzımı sildim. Ev sahibi afiyet olsun yerine, boğazında kalsın mersiyeleri dizdi yemek faslının ardından… Ne istediğim gibi ne istenilen gibi olabildim. Hayat mecram hep mağlubiyet kupalarıyla dolu… Belkide üzerime kara bir bulut gibi çöken, bu kör kütük sarhoşçasına ve kılı bile kıpırdatmayacak nitelikteki mecalsizlik bu yüzdendir…
Yaşadım ve bitmeyen ruh sancılarımın mealini kim yapacak şimdi… Şimdi asılsız iddaaların arasında zeytin yağı gibi üste çıkma vakti…Uzatılan hiçbir eli (ki hiçbir el uzatılmadı ama olsun ) tutamadım… safra taşımla taşlayıp, içimdeki kir çıksın diye günlerce keseledirler beni. Ama gördüler ki kir yerine saflık titizlik akıyor…
O halde yine vazgeçmediler, tırnak aralarımı, kulaklarımı, burun deliklerime, ayak parmak aralarıma didik didik ettiler ama kire dair hiçbir bulguya rastlayamadılar. Ona rağmen tutukladılar beni… niye mi ?… Çünkü yüreğimdeki birkaç iyi düştü sebep çünkü hala mutluluğa olan açlığımdı sebep. Ve en kötüsü ben kelepçelere bile tutunamadım ve tutunamadım demir parmaklıklara ve pencere pervazlarının soğuk demirlerine ve ranzalara…
İtiraf ediyorum Hakim bey, onurlu ve huzurlu bir yaşam peşinde koştuğum doğru. Eğer bütün suçlarım bunlardan ibaretse, ben en ağır cezaya razıyım… Yeter ki suçum beni kabul etsin






Son yorumlar