Günlerden Cuma’ydı. Sevgi’nin o günkü dersi erken bitmiş canından çok sevdiği sevgilisine sürpriz yapmak için güzel bir fırsat eline geçmişti. Eline telefonu aldığı gibi Can’ı aradı. “hayatım dersim uzayacakmış ancak akşama görüşebiliriz. Akşama kadar beni çok çok özle tamam mı?” dedikten sonra hemen okuluna en yakın alışveriş merkezinde aldı soluğu.

İlk önce alışveriş merkezi içindeki markete girip Can’ın en sevdiği yemekleri yapmak için bir iki yemeklik malzeme aldı. Sonrasında birlikte yudumlayabilecekleri kaliteli bir şarabı atıverdi market arabasına. Ellerinde paketlerle marketten çıkıp zar zor yürürken Can’ın uzun zamandır almak istediği beyaz üzerine mavi çizgili gömlek geldi aklına. Bir telaş alışveriş merkezindeki  marketin epeyce uzağına düşen mağazaya gidip nefes nefese bir halde gömleği aldıktan sonra güzel bir hediye paketi yaptırdı ve bir taksi çağırıp evinin yolunu tuttu.

Eve geldiğinde vücudu yorgunluktan dökülüyordu. Hemen üzerine rahat bir şeyler geçirdi ve kendini Canıyla birlikte yiyecekleri güzel yemekleri hazırlamak için mutfağa attı. Aradan saatler geçmesine rağmen Can hiç aramamıştı. Bir yanı “Can neden hiç aramadı acaba” diyordu diğer yanı ise “bırak aramasın akşam acısını çıkartırsın, sen şimdi yapacağın sürprize odaklan” diyordu.

Sevgi yemeklerin hazırlığını bitirmiş, sofrayı kurmaya başlamıştı. Kare olan yemek masası küçük olduğu için masanın üzerine bir tane şamdan yerleştirebilmiş şamdanın içindeki mum devrilmesin diye dua eder hallerde bakıyordu muma.

Aradan saatler geçmişti fakat Can hala aramamıştı. Sevgi “Can sürpriz yapacağımı sesimden falan anlar şimdi. En iyisi hiç aramamak. Trafiğe takılmıştır birazdan burada olur.Canım gelene kadar biraz dinlensem iyi olacak” diye düşünüp salondaki üçlü kanepeye uzanmıştı nereden bilebilirdi ki kanepe üzerinde uyuyakalacağını. Uyandığında şamdanın üzerindeki mum çoktan erimişti. Gözlerini zar zor açıp kolundaki saate bakmasıyla kanepeden ayağa fırlaması bir oldu Sevgi’nin. Saat tam 23:00 ı gösteriyordu.

Çok ilginç Can hala aramamıştı. Birden içi ürperdi Sevgi’nin. Can’ı aramaya karar verdi. Numarayı çevirdi ama telesekreter çıktı karşısına. Can’a bir adet sesli mesaj bıraktıktan sonra odasının perdesini aralayıp caddeye bakmaya başladı içinde engellenemez bir korkuyla. Tam o sırada kapı çaldı. Sevgi yüzünde kocaman bir tebessüm aynada kendisine son bir kez baktıktan sonra “aşkım nereden kaldın” diye açtı kapıyı.

Kapıyı açmasıyla şaşırması bir oldu. Kapının eşiğinde Can’la ikisinin ortak arkadaşları vardı. Hepsinin yüzünden dökülen bin parçaydı. Sevgi’nin gözleri kalabalık olan arkadaş grubunda bir an için Can’ı aradı. Bir şey olmuştu besbelli. Kötü haberi duymamak için konuşmuyordu “ne oldu?” diye sormuyordu hiçbirisine Sevgi. Bir dakikalık geçmek bilmeyen sessizliği Alp bozdu. “Sevgi içeriye geçelim mi?” dedi Alp. Sevgi kapının ağzından çekilerek arkadaşlarını içeriye buyur etti. Salona geçtikleri gibi Sevgi’nin Can için hazırladığı sofrayı gördüklerinde içlerinden bir tanesi sanki hıçkırıklarla boğulurcasına ağlamaya başladı. Alp’in tok sesi birden bütün odayı inletti “Kes şunu!” dedi ağlayan arkadaşına.

Sevgi, Can’la yemek yiyecekleri masanın ucundaki sandalyeye oturdu yavaşça. Boş gözlerle Alp’e doğru baktı. Alp Sevgi’nin yanına kadar gelip elini tuttu sıkıca sonra dudaklarını esir eden o cümleyi zoraki çıkarttı ağzından “Can’ı kaybettik” dedi gözlerinden yaşlar süzülürken. Odadaki beş kişi Sevgi’yi teselli etmek için hazır bulunuyordu eve girmeden önce konuştukları gibi. Sevgi ise duyduğu bu haber karşısında hiç tepki vermiyordu.

Elleriyle Alp’i onu yanında istemediğini belirtir gibi hafif itekledi. Biraz kendini toparlayıp ayağa kalktı. Kimse Sevgi’nin ne yapacağını kestiremiyordu. Elinden hiçbir şey gelmiyordu Sevgi’nin. Artık canından çok sevdiği Can’ı yoktu. Sofraya özenle yaydığı masa örtüsünü kenarından tutup aşağıya doğru çekti. Acısını böyle çıkartıyordu Sevgi. Eline ne geçerse fırlatıp atıyordu çığlık atar gibi…

Arkadaşları Sevgi’yi, Can’la birlikte yaşadıkları bu şirin evden apar topar çıkarttılar. Can gideli tam onbeş gün olmuştu. Sevgi, Can gittiğinden beri eve hiç uğramamıştı. Artık eve gitmenin zamanı geldi diye düşündü. Arkadaşlarına “teşekkür ederim” yazan kısa ama son derece anlamlı bir not bırakıp evin yolunu tuttu.

Kapıyı açıp içeriye girdiğinde bir daha hiçbir şeyin eskisi gibi olmayacağını çok iyi biliyordu. Can olmadan sanki ev bomboştu. Can’ın ölümünü duyduğu gece yaptıkları geldi aklına. Etrafa baktı biraz. Ev her zamankinden daha derli topluydu. Ufacık bir dağınıklık bile yoktu. Belli ki kız arkadaşları gelip her tarafı temizleyip, toparlamıştı. Çok geçmeden evde Can’a ait hiçbir şey olmadığını farketti. Görünürde ne bir fotoğraf vardı ne de Can’a ait bir kazak…

Geçmişini sakladıkları, alıp götürdükleri için kızamadı arkadaşlarına Sevgi. Biliyordu ki böylesi daha iyiydi. Hazır değildi geçmişiyle yüzleşmeye. Yaraları daha çok yeniydi. Mutfağa geçip kendisine bir fincan kahve hazırladı. Odasına doğru yöneldi. Uzun zamandır internete girmiyordu. Maillerine göz atmaya kalkıştı arkasından bin pişman oldu. yüzlerce baş sağlığı içeren mail gelmişti Sevgi’ye. Cenazeden sonra bir de buradan okumak istemiyordu bunları. Biliyordu insanların az çok ne yazdığını…

Can’la birlikte uyudukları yatağa doğru uzandı. Yatağının yanındaki komodine gitti eli. Çekmecenin birinci gözünde eğer kızlar evi temizlerken yanlarında götürmedilerse Can’la ikisinin bir fotoğrafı vardı. Elini attığı gibi fotoğrafı bulmanın mutluluğuyla tam onbeş gün sonra ilk defa gülümsedi Sevgi. Fotoğrafı alıp Can’ın yattığı yastığın üzerine koydu. Elini Can’ın yastığının altına getirdiğinde ise Can’a yapacağı sürpriz kendisine sürpriz olmuştu. Yastığın altında Can’a aldığı gömlek vardı. Ama biliyordu ki bu gömleği giyebilecek bir Can artık yoktu…

Sevgi fotoğrafa bakarken gözlerinden süzülen iki damla yaş eşliğinde yeni bir güne uyanmak için umut ederek usulca gözlerini yumdu…

“Sözcüklerle değil, sevdamızla konuşalım. Anlatalım her şeyi. Sonra söz bitsin. Ölüme kadar yalnızca susalım.” /Cezmi Ersöz

İlginizi çekebilir

  • 15 Mayıs 2010 -- Herkese herşeyini anlatma (9)
    Karşılıklı keyif çayı içip laflıyoruz, bizim tontonlarla. Yine her yanımı saçmışım ortalığa, lafım dokuz boğum dokuzunu da yutmuyorum. Bir yandan gülüyoruz, diğer yanda hep anlatıyorum. Tam o sırada, ...
  • 18 Ocak 2011 -- Hoşçakal Ben… (2)
    Salt suskunluklar kaldı geceye, günlere yayıldı hüznü ve acısı gerçeğin. Yaşanacak, ucundan tutulacak bir hayal kalmadı, yakan acılarımla çıktım yola. Boğuldum bin defa varlığında, ilk defa susuyorum ...
  • 26 Ocak 2009 -- 23.01.2009′ da demlenenler (0)
    Sevgili Demliğim; Çoğu zaman hiçbir şey istediğimiz gibi olmuyor değil mi? Ama inanın böyle olmasının da bir sebebi var. Başlarda evet isyan edip "hadi canım ne sebebi olacak, düpedüz haksızlık" de...
  • 10 Mayıs 2010 -- Bin susmalara gebe kalırken gücümü doğuruyorum (8)
    Başımdaki-i namaz örtüsünü sıyırıp, anlık ama çılgın  bir sancıyla kıvranıyorum. Camın önüne  geliyorum. Oğlumun okuldan dönüşünü bekliyorum. Vakitlerden akşam üzeri. Karnıma dokunup, "İzin ver, ağabe...
  • 10 Nisan 2012 -- Performans kâbusu (0)
    “Off ya Ahu sıkma canımı şimdi! Nereden çıktı bu performans. Öğretmenler kafayı yedi galiba :) Nasıl bilecek, nasıl üstesinden gelecek çocuk bunun! Okula başlayalı daha bir sene bile olmadı. O hala oy...
  • 06 Mayıs 2009 -- 2009 Şampiyonlar ligi finalinin adı Manchester United-Barcelona (1)
    Barcelona Sempatisi olan biri olarak, Chelsea-Barcelona maçında öldüm öldüm dirildim, Barcelona'nın 1-0 yenikken 10 kişi kalması ve son saniyede gelen beraberlik golü ile havaya zıpladım, nefes kesen ...