Soğuk ve karlı bir gece… Çıplak ayaklarına giydiği terliği ile karanlığın içerisinde küçük bir gölge ilerliyordu. Soğuktan büzüşmüş bedenini titreyerek zorla taşıdığı her halinden belliydi. Geceyi aydınlattığına kendi bile inanmayan titrek sokak lambasının loş ışığın yardımıyla, eski bir kapı boşluğuna çaresiz ve ürkekçe sığındı.

“Bu geceyi de burada atlatırsam, yarın güneş açar ısınırım” diye geçirdi içinden. İçinden geçenlerin sonunda beliren korku dolu soru işaretlerini hesaba katmak istemiyordu. Katmadı…

Günün ilk ışıklarıyla insanlar birer ikişer yollara dökülmüştü. Elinde evrak çantasıyla bir adam, köşedeki büfenin önünde çayını yudumlarken gazetesine göz gezdiriyordu. Çöpçüler sokakları süpürmeye başlamıştı. Dükkanlar yavaş yavaş kepenklerini açarken, çayını bitiren adam sokağın diğer ucuna doğru yürümeye başladı. Manavın önüne geldiğinde portakal kasasını dükkanının önüne çıkaran manava “günaydın” dedi. “Dün akşam portakal çalan çocuğu yakaladın mı?” diye sordu ardından. “nerdeee…” dedi manav, “benim şişman bedenim çocuğun hızına yetişemedi ki… ne biçim aileler var, görüyorsunuz, çocuklarını nasıl yetiştiriyor bu insanlar böyle…” diyerek yakınmasını sürdürdü. Adam başıyla onaylayarak ve el sallayarak yoluna devam etti.

Sokağın sonundan sağa döndü ve biraz ileride yarım açılmış eski bir sokak kapısından iki karış kadar sokağa taşmış “ayağa” benzer bir şey gördü. Meraklandı. Hızlı adımlarla ilerlemeye devam etti. Önce küçük çıplak bir ayak, kapıyı tamamen açtığında ise küçük çocuğun kapı boşluğundaki cansız bedeni ve yerde yarısı yenmiş portakalla karşılaştı…

Soğuk, küçük çocuğun çaldığı portakalı yiyip bitirmesine izin vermemiş, tabiatın ona biçtiği görevi yerine getirerek, donduran kollarıyla çocuğu sarmıştı…

Benzer yazılar

  • 02 Aralık 2010 -- Kara ilkbahar-4 (Öykü/ Son) (1)
    Yıllarca hapiste kalan Kadir oğluyla beraber tahliye olur. Köyüne dönmek ister. Fakat küçük bir köyde her zaman kanlı olduğun hasımlarınla yaşamak zordur. Çünkü her an onlarla yüz yüze gelme, acıların...
  • 25 Kasım 2010 -- Kara ilkbahar-3 (Öykü) (3)
    Toprak kuruyunca tavını almıştı. Traktörlere pulluklar takılmış herkes toprağını işlenmeye başlamıştı. Fakat bir ara yağmur yağdığından ara vermek zorunda kalmışlardı. Bunu fırsat bilen Kadir son bir ...
  • 10 Kasım 2010 -- Kara ilkbahar-2 (Öykü) (0)
    Kadir’in Cebbar ile arasında geçen konuşmadan canı sıkılmıştı. Dalgın dalgın tarlalarına doğru gittiler. Başka zaman yolda giderken sağa sola göz atar gördüğüne selam verirdi. Bu bir adetti. Selam ver...
  • 05 Kasım 2010 -- Kara ilkbahar-1 (Öykü) (6)
    Toprak ana verimlidir, bereketlidir. İnsanın karnını doyurmada olabildiğince cömerttir. Bu yüzden insanoğlu toprağı her şeyden daha fazla sahiplenmiş ve değer vermiştir. Uğruna savaşlar yapmıştır. Kar...
  • 18 Ocak 2010 -- Rıdvan ve Aysel (0)
    Pera’ nın arnavut kaldırımlı dar sokaklarındaki geçmiş zaman kokan sahaf dükkanında karşılaştıklarında ağaçlar yapraklarını yeni yeni dökmeye başlamıştı. Kızıl bir günbatımında çalıştığı hanın kapı...
  • 15 Haziran 2009 -- Hulusi Amca’nın Tutkusu (1)
    1960’lı yıllarda  köyünden İstanbul’a  göç etmişti. Elinde ne bir mesleği  vardı, ne de zor ve yorucu işlerde çalışacak yapısı, çelimsiz tabir edilen zayıf birisi idi. O zamanın Ümraniye’sinin  yakınl...