Sevgiliyi unutmak için empati kurmaya karar vermiştim çünkü o bunu başarmıştı. Gözlemlerim sonucu onun gibi davranmaya başladım. Birazda kendimden bir şeyler kattım tabi ki.
Uzaklaştım. Arkadaş kalmak her ne kadar medeni bir hareket olsa da kalp kimseyi dinlemeyen arsız bir kısrak. Gizlendim, ondan haber almadım. Konusu açıldığında kapadım. Sesini duymadım , görmedim. İtinayla bakmadım fotoğraflarına. Engelledim msn den, facebook haber kaynağından.
Aramadım mesaj atmadım. Bana onu hatırlatacak her şeyden kaçtım. Aşk filmi izlemedim. Türkü dinlemedim. Slow müzikleri mp3 den sildim. Hiç kendimle baş başa kalmadım. Sıkıntılı birini görsem fazla bulaşmadım geçiştirip konuları değiştirdim. Sosyal ve üzücü haberleri izlemedim. Kimsenin derdine ortak olmadım. Genelde geyik muhabbetlerde bulundum güldük geçtik. Sürekli eğlence ortamlarında takıldım. Kalabalık gruplarla eğlendim, içtim, dans ettim. Eve yorgun gelip, uykuya daldım. Zordu geceler. Onu en çok düşündüğüm uykularımı kaçıran saatlerdi. Bu saatlerde şiir okumadım, yazmayı bıraktım. Hareketli müziklerde dans ettim. Kafamı sürekli meşgul etmeliydim. Talk showları izledim. Karikatür dergilerini okudum. Güldüm müthiş eğlenceli dakikalardı. Sürekli kendini hoşnut tutma halleri yani. Sonra sonra alıştım. Hele yeni insanlar tanıyorsan ve sürekli sevişiyorsan işin daha kolay hiç düşünmüyorsun. Kafan onlarla yeterince meşgul oluyor. Unutuyorsun yani. Kolaymış bu kadar kendimi onun gibi hissettim sonunda. Benden bu kadar çabuk vazgeçmesini anladım. Bu kadar kolaymış meğer.
Bunu anlamıştım ama yinede yapamadım. Eksik bir şeyler vardı hayatımda. Yine mutlu değildim. Sonra kafamda iki soru belirdi. O yoktu artık, düşünüp üzülmüyordum ama neden mutlu değildim? Beni bu gerekçelerle unutan ya da unutacağını sanan kişinin bir kalbi ve aklı var mıydı?
Aşıkken mutluluğu yaşıyorduk da ayrıyken hüznü, acıyı yaşamaktan neden kaçıyorduk. Üstelik bu hüznün getirilerini ret etmek ahmaklıktı. Sırf unutmak adına bu olgunluktan uzaklaşıp aşkta cahil kalmak saçmaydı. Düşünmüyorsam beni asalak canlılardan farklı kılan ne olabilirdi ki. Kendimden sıkılmaya başlamıştım. Bu kadar lümpen olarak yaşamayı kendime yakıştıramadım. Acıdan fesatça kaçmak bana yakışmazdı. Onunla yüzleşmeli ve ne gerekiyorsa onu yaşamalıydım. Evet unutmakta zorlanıyordum ama bu durumla yüzleşince onu unutamamanın o kadarda kötü olmadığını fark ettim. Belki de giderayak, farkında olmadan bana yaptığı bir iyilikti. Ben türkü dinleyip hüzünlenmeliydim. Dostlarımla oturup aşk için içip ağlamalı, onları da dinlemeliydim. Onu şiire döküp, yeni şiirlerde onu bulmalıydım. Zamanın akışında onu unutmalıydım, olması gerektiği gibi…Sonra onun gibi gözüm arkada kalacaksa marifet değildi gitmek..!
Zaten hayat zannettiklerimiz üzerine kurulmuş bir oyun değil mi? Ne aşkla yapabiliyoruz ne de aşksız.Bu trajedi böyle gelmiş böyle gider.En güzeli hoş anılara sarılıp yaralarımızı da sarıp yeni yollarda yeni maceralara çıkmaktan korkmamak.






Aralık 7th, 2010 on 00:44
Ben de çok denedim o yöntemleri, boş. An geliyor saliselik bir olay size onu hatırlatıyor, sonra polyanna’cılığa devam. Bırakın aşk yaksın, yaşlanınca şükredersiniz aşkı dolu dolu yaşadığınıza.