İçinde, sevdiği kişinin giderken bıraktığı geçmez dediği izler, hiç bitmez sandığı bir aşk, asla unutmam dediği anılar vardı…

Bunlarla yaşayıp her yeni güne, yeni bir umutla uyanıyordu… Sorgulamıyor, onu kaybetmemek için ona “neden böyleyiz” diye soramıyordu bile… Kötü gidişatın farkında olduğu en kritik zamanlarda bile sonsuz hoşgörüsünü ve bitmek tükenmek nedir bilmeyen sabrını devreye sokuyordu.

Çok çabaladı o gitmesin, onunla yaşananlar bitmesin diye… Çoğu zaman kendinden ödün verdi düzeltmek için her şeyi… Sevdiğinin hatalarını görmezden gelip eline aldığı bir avuç toprakla kırgınlıklarını olabildiğince derinlere gömdü. Sevdiğinin “Affet beni” demesini diledi. O af dilemese dahi onun af dilediğini farz etti ve onu kalpten affetti.

Uzun bir aradan sonra bir şeylerin sadece kendisinden gittiğini fark etti. Bu kez çok incitilmişti… Başını kaldırıp etrafına baktı; ağlıyordu, sevdiği kişi ise köşesine çekilmiş olanlar karşısında sadece susuyordu… O an anladı sevdiği kişinin kalbinde yerinin olmadığını. Acı da olsa ilk kendine itiraf etti bunu. Sonra sevdiğinin gözlerinin içine bakıp kelimeler boğazında düğümlenmiş bir şekilde “Sen beni hiç sevmedin…” dedi. Sevdiği sustu ve tıpkı bir suçlu gibi başını önüne eğdi…

Yavaş yavaş sona doğru ilerdi… Ardında bıraktı sevdiğini… Şimdilik sadece kırgın, üzgün ve yaşadıklarından dolayı bir o kadar da yorgundu yüreği… Yaşadığı bu son, ona en güzel başlangıçları sunacak olan yeni bir ilişkinin henüz bilmediği habercisiydi… Her hayal kırıklığında yaşadığı gibi yeni bir aşk için ona sadece küçük bir mucize gerekti… Tek yapması gereken müjdeci kelebeğini sabırla beklemekti…

Benzer yazılar

  • 29 Eylül 2010 -- Müjdeci kelebeği (4)
    Sol yanında ondan hatıra hala arada bir kalbini yoklayan sevgi parçacıkları. Aklını başına alalı çok uzun zaman oldu. Daha iyi hissediyor artık... Daha durgun, daha heyecansız, biraz kırılgan, biraz t...