Güneş doğmadan sabahın körü tabir edilen zamanda uyanmıştım. Yatak odasının camından dışarıya baktım. Hava sisli ve puslu idi. Uyanmıştım bir kere. Tekrar yatmak gelmedi içimden.
Biz çocuk iken annem “güneş doğmadan uyanıp kapıları açacaksın ki eve bolluk bereket girsin” derdi. Bende madem erken kalktım bari eve bolluk bereket girsin istedim. İstedim ama kapıyı açmam gerekiyordu. Fakat buna cesaret edemedim. Ya kapıyı açıp önünde nöbet tutacaktım ya da hiç açmayacaktım. Malum koca şehirde güneş doğmadan kapıyı açık bıraksan bereket mi girer yoksa başka bir şey mi maazallah hiç belli olmaz. Hele de apartmanımızda hırsızın girmediği ev kalmadığını hesaba katarsak… Doğal olarak böyle bir öğretiyi uygulamadım:)
Bende eşofmanları üzerime geçirip sokağa çıktım.
Evlerin ne mutfak nede diğer odalarının ışıkları henüz yanmıyordu. Herkes uykudaydı. Sokakta da kimseler yoktu. Ben ise bir bekçi gibi etrafı kolaçan ede ede evimizin bulunduğu uzun ve geniş sokakta yürümeye başladım. Sokakta derin bir sessizlik bende ise sessiz ve sakin sokakta yürümenin keyfi vardı.
Bu keyifle yürürken geceyi geçirdikleri kuytulardan benim gibi erkenden kalkmış ve sessizliği bozmaya çalışan bir köpek sürüsü ile karşılaştım. Çöp taşımalıklarının etrafında dolanıp duruyorlardı. Birkaç kedi ise onları uzaktan izliyordu. Belli ki hepsi acıkmışlardı. Akşamdan belediye çöpleri toplamış onlara yiyecek bir şey kalmamıştı. Gözleri evlerden tek tük çıkmaya başlayacak insanları gözlüyordu. Ellerinde çöp poşeti var mı yok mu diye. Aslında köpekler boşuna bekliyordu yiyecek için. Çünkü taşımalıklar o kadar yüksekti ki içinden bir yiyecek almaları imkânsızdı. Yinede birileri taşımalıkların kenarına yiyecek bırakır diye umut ediyor olmalılar ki oradan ayrılmıyorlardı. Kediler ise bu taşımalıklara çok rahat girip çıkıyordu oysa. Onlarla işbirliği yapabilseler hem kendi karınları doyacak hem de kedilerin ki belki. Ama kedi köpek düşmanlığı işte. Genlerine işlenmiş. Bu doğal düşmanlık yüzünden köpekler kedileri n çöp taşımalıklarının kenarına yaklaşmalarına dahi izin vermiyordu.
Sokakta ilerlemeye devam ediyordum. Yürüdüğüm hafif yokuşlu sokağın sonundan bana doğru yaklaşmakta olan elinde iki tekerlekli arabalı birisi göründü. Sokaktaki başka bir taşımalığın yanına gelince durdu. Elindeki değnekle içini karıştırdı. İçinden plastik ve değerlendirebileceği diğer atıkları alıp arabasına koydu. Sonra başkalarından önce ulaşmak için olacak ki hızlı hızlı diğer taşımalıklara doğru ilerledi. İçimden ona rastgelesin diyerek ben de çarşıya doğru yöneldim. Sisli puslu havayı yırtarcasına otobandan tek tük geçen arabaların asfalt sesine aldırmadan Tantavi köprüsünün üzerinden geçerek çarşıya doğru yürüdüm. Çarşıda ki ekmek fırını ile yakınındaki pastanenin ışıkları yanıyordu. Hava soğuk olduğu için camlar buğulanmıştı. İçerisi pek görülmüyordu. Ama ekmeklerin kokusu kapı aralığından çıkmış etrafta yayılmıştı. Belli ki ekmekler yeni fırından çıkmıştı. Dönüşte bir tane alırım dedim ve fırının yanından ekmek kokularını içime çekerek uzaklaştım. Biraz ileride nöbetçi eczane gözüme ilişti. Önünden geçerken kapısının kilitli olduğunu gördüm. Eczacı da gündüz başlayan ve gece nöbet ile devam eden mesaisinde yorgun düşmüş olmalı ki, tezgâhın üzerine başını koymuş kestiriyordu. İlaç almaya gelenler sanırım ziline basıp onu uyandırdıktan sonra işlerini görüyordu.
Çarşı merkeze doğru yürüyordum. Sağa sola bakınarak caddede yürüyen birisi yanıma yaklaştı. Biraz tedirgin olsam da belli etmemeye çalıştım. Nöbetçi eczaneyi arıyormuş. Tarif ettim. Sonra bende kepenkleri kapalı dükkânların yanan tabela ışıklarının ışıltıları altında çarşıyı dolaştıktan sonra gerisi geriye döndüm.
Bizim sokağa tekrar geldiğimde ise bir ailenin araba bagajına bavul yerleştirdiğini gördüm. Erken kalkan erken yol alır misali herhalde bir seyahate çıkıyorlardı. Yanlarından sessizce geçerken göz ucuyla baktığımda heyecanlı halleri dikkat çekiyordu. Sabahın mağrurluğundan, uykusuzluğundan bir iz yoktu üzerlerinde. Nasıl olsun ki? Belki bir tatil, belki bir akraba ziyareti ile özlem giderme, sevdiklerine kavuşma heyecanı daha şimdiden sarmıştı onları.
Sonunda apartmanımızın önündeydim. Bazı binalarda işe gidenlerin lambaları birer birer yanıp sönüyordu. Yeni güne dair hareketlilik evlerde başlamıştı. Biraz sonra ise gün ağarmasıyla sokaklara yayılacaktı. Arılar gibi herkes kovanlarından çıkacak, arabaların motor ve korna sesleri eşliğinde sokaklar dolacak yeni bir gün başlayacaktı…
Bir gün sabahın köründe uyanmıştım. Tekrar yatmak gelmedi içimden. Gün ağarıncaya dek sokakta yürüdüm…






Son yorumlar