Babamın daha dün gibi aklında, bundan tam 26 yıl önce doktorun elleri kan içerisinde ameliyathane kapısının önüne gelip “kızın mı eşin mi? Eğer kızın dünyaya gelirse eşini kaybedebiliriz” deyişi.

Nasıl da zordur o an kim bilir onun için her şey… Bir yanda 10 yıldır özlem içerisinde beklediği geliyorum diye türlü hazırlıklar yaptığı ben, diğer yanda hayatının aşkı, her şeyi olan annem… Düşünmeye vakit bulamadığından değil, hiç görmediği bir yüzü seçmektense, onun her daim yanında olacağını bildiği, son nefesini birlikte vereceği annemi tercih etmiş babam.

Ameliyathane de ise durum bambaşka. Annem gece 2 sularında acil doğuma alındığı için o zamanın şartlarında anestezi uzmanı olmadan girdiği doğumun ortasında birden ayılmış. Karnı yarılmış bir şekilde kan kaybederken bilinçsizce yeniden verilen narkozla derin bir uykuya dalmış… Anlayacağınız ben doğarken annem ölmek üzereymiş… Doktorların uğraşları ve yüce Yaratan’ın mucizesiyle annem de benimle birlikte hayata yeniden merhaba demiş…

Ben doğduğumda yılın ilk karı yağmış, hava yumuşamış usulca… Annem yattığı odada bir oyuncak bebekle oynar gibi yıllarca içinde beslediği bana olan özlemini bastırmak için, beni durmadan şekilden şekilde sokmuş. Bir kundaklıyormuş, sonra vazgeçip üzerimdeki kundağı çözüp beni seviyormuş… Bunun üzerine kat hemşireleri annemi doğum doktorumuza şikayet etmiş. Doktorumuz ise gülüp “Hiç karışmayın Pervin’e ne isterse onu yapar. O ne zamandır bekliyor Elifini sizin haberiniz var mı” demiş, dillenen hemşirelerin dillerini köreltmiş.

10 yıl sonra olunca doğal olarak bir süre biblo muamelesi görmüşüm ailem ve beni sevenler tarafından… Ne çok öpülmüşüm ne de az sevilmişim. Aman mikrop kapmasın, aman bir şey olmasın diye pamuklara sarıp sarmalamış bizimkiler beni. Bir yanda öz annem, diğer yanda geçen sene kaybettiğim manevi annem, başka bir yanda İzmir’de yaşayan cici annem ve tabi bir de annemi emmediğim için beni aylarca emziren teyzem diğer adıyla süt annem… Bu muhteşem 4 kadınla birlikte sevgiyle büyümüş, ilgi manyağı olup çıkmışım işte…

Herkesin bir doğum hikayesi vardır şu hayatta. Benimkisi de bu… Bugün 17 Ocak 2011. Bir yaş daha atıyor takvimler benim için… Dile kolay 26 oldum… Nüfusta büyüsem de, annem ve babamın hala utanmadan oturduğum kucaklarında küçülmek istiyorum doyasıya…

Şimdilerde evde bir şenlik havası babam devamlı önümde arkamda dolanıp “Hımm bizim kız şimdi 28 oldu dimi Perper ” diye benimle uğraşırken, annem bu konuda bayan olduğu için sanırım daha ılımlı “uğraşma bakayım benim kızımla” diyor… Ben ise “sen misin bana 28 diyen, yok 35 oldum da göstermiyorum baba” deyip sonrada kendisini öpücük yağmuruna tutuyorum “tamam pes ediyorum cadı” diyene kadar da şiddetli öpücüklerimden kendinisini mahrum bırakmıyorum…

Hayatımda böyle bir aileye sahip olduğum için her gün şükrediyorum Yaratan’a. Kocaman bir ailem var benim annem, babam ve kardeşim dışında… Canım dayım, tatlı teyzoşlarım, çılgın  kuzenlerim, ablam olsa bu kadar sevebileceğimi düşündüğüm ve kendisine güzellik abidesi dediğim Neslihan Ablam, varlıklarını hep yanımda hissettiğim Damlam, Pınarım, diğer arkadaşlarım ve her gün büyüyen Bay Gri Ailesi hepiniz iyi ki varsınız…

Bugün biraz bencillik yapıp kendim için bir şey dilemek istiyorum pastamın üzerindeki mumları üflerken… Adettenmiş tutulan dilek eğer olursa söylenirmiş… Ben içi dışı bir hatunum, şimdiden içimden geçeni söyleyeyim. Bugüne kadar hep gerçek mutluluğu istedim hayatımda. Bazen bulduğumu sandım, bazense içinde aşkın olduğu mutluluğu bulmaya çok uzaktım. Diliyorum ki inşallah bu sene içimden geçen sevgi taneciklerini birleştirip mutlulukların en kocamanını yaşarım…

Hepinize teşekkür ederim bir kez daha iyi ki varsınız hayatımda…

Benzer yazılar

  • 11 Ocak 2012 -- Otuz dokuz yaşında olmak… (0)
    Dün doğum günümdü. Eti topkekten pasta, kibritten mum yaparak pratik bir doğum günü pastası hazırladım kendime. Otel odamın aitsizlik desenli duvarına “Cengiz 39. yaşını bu odada kutladı” diye de not ...
  • 10 Ocak 2010 -- Otuz yedi (14)
    cümle düşüklüklerinin buruk tatları, samimi kahkahalara dönüşen iyi niyetler, felsefenin saçmalayabilme ihtimali, şarabın’da sarhoş olabilirliğinin keşfi, pişman ölmemek için sorgulanan ölüm,...
  • 06 Eylül 2009 -- Bugün benim doğum günüm.. (9)
    Türlü türlü süpriz beklentilerim yok.. Acaba ne hediyeler alıcam gibi bi düşüncem de yok.. zaten hiç olmadı da! Bizim aile gerçeklerimize pek uymayan bir uygulama diyesim geliyor ama bazı anıları hat...
  • 15 Temmuz 2009 -- Bu gün sen doğmuşsun be, gerisi boş… (0)
    Yüzünü çevirip gökyüzüne yağmuru öpmeye çalışmak, sürükleyici bir romanın içinde kaybolmak, duyguların içe sığmadığı bir filmin sonunda çoşmak, gökkuşağına renk eklemeyi hayal etmek, akşam üstü deniz ...
  • 05 Nisan 2009 -- Doğum günün kutlu olsun oğlum (2)
    1999 yılının 5 Nisan'ı saat 01.15'de  oğlum Efe  dünyaya gelmişti, çok tuhaf ve inanılmaz derecede sorumluluk yükleyen bir duyguydu baba olmak, ve oğlum bu gün 11 yaşına girdi. Geriye dönüp baktığı...
  • 11 Ocak 2009 -- Doğum günü yazısı (3)
    Dün 36 yaşıma girdim, 12 bin 700 küsür gündür nefes alıyorum, öpmeye çalıştıkça kaçan yaramaz çocuk gibi geçti zaman. Benden ne aldı ne verdi sorgulamasını ister istemez yapıyorum, saçlarımı aldı mesa...