Bir anda çekip gitmek istedim dün gece İstanbul’dan ama gidemedim. Ortasından başlanmış bir kitap gibi hissediyorum hayatı ama Hangi sayfayı okuduğumu kestiremedim. Herkes, her şey üstüme geliyor arkadaş. Kimse anlamıyor içimde ki çocuğun yakarışlarını. Bunaldım ve kapının önüne çıktım hava alıp, dağılan psikolojimi toplamak için.

İn cin top oynuyor derler ya, işte öyleydi sokağım, gecenin tam ortasında bir saatte. Alüminyum çerçeveleri olan ve hala inatla, her evde olan, beyaz  ve plastik şeyle asla değiştirmeyeceğim odama baktım bir ara. Genç bir adam gördüm o pencerenin önünde. Sigara içiyordu. Yanaklarımı kaplamış sakallarından, aşağıya iki damla yaş süzülüyordu. Her damlanın yere inişinde bir nefes daha çekiyordu sigarasından. Elinde rakı kadehi, parmaklarının arasında sigarası, gözleri ıslak ve uzaklara dalmış…

Soğuk kendini epey hissettiriyor bu gece. Tam tepede, zift gibi geceye mum tutan bir Ay var. Gözümde belirdi bir an her şey. Geçmişi düşünüyordum o pencereye bakarken. Ne insanlar görmüş, ne hikayeleri paylaşmıştı. Arkadaşları hatta sevgilileri olmuştu ve bunlar olurken de bakmıştı kaç kez o pencereden, o genç adam. O pencereden bakan genç adamda, hayatın yalnızca iyi tarafını bilen delikanlılığı gördüm.  Bir anda iç sesimle irkildim. Silkelendim. Parmaklarımı saçlarımın arasından geçirdim ve bir sigara daha yaktım…

Arkadaşlarından ve çoğu insandan kazık yemeden, gözleri türlü oyunları, bin bir şerefsizliği görmeden önce ki kardeşimi gördüm ben o pencerede. Evet bendim o genç adam. Yanaklarımı kaplayan sakallardan iki damla yaş süzülüyordu. Her dakika daha da netleşiyordu pencerede ki o genç adam.

Vazgeçtim düşünmekten. Çekip aldım kendimi o karanlık, o soğuk, o lanet, o hatırladıkça yüzümü kızartan geçmişten, zor da olsa…

Ve artık geçmiş diye bir olgu yoktu benim hayatımda. Ben vardım, sevdiğim vardı, ailem vardı, fakat geçmiş yoktu. Ama yine de o pencereden umutlarına  bakan kardeşimi çok özlüyorum… Kim bilir belki onun hayatı düzelir bir gün farklı bir yerde, her ne kadar ortak bir hayatı tüketsek de…

İlginizi çekebilir

  • 26 Eylül 2009 -- Ders zili fazla ciddi çaldı (3)
    Okullarda, 2009-2010 eğitim öğretim ders yılı zili çaldı. Aynı akşam bir haber kanalında denk geldim. Kanal, bir okulun ikinci sınıfına konuk olmuş. İlk dersleri Hayat Bilgisi. Ve henüz annelerinin...
  • 22 Ekim 2010 -- Ah bu ben… (6)
    Bu havaların hali nedir böyle? Bir soğuk bir sıcak, bir yağmurlu bir kuru. İnsan dışarıya çıkarken ne giyeceğini şaşırıyor. "Aman hava güneşli şemsiye ağırlık yapmasın çantamda" diyorum evde bırakıyor...
  • 03 Nisan 2011 -- 6111 sayılı kanunun bünyemdeki yansımaları (2)
    Çamlıca'daki malikanemin kapısında gördüm o zarfı, inşallah bana değildir diye geçirdim içimden. Son iki senedir zarflardan ve postacıdan hazzetmeyen biri oldum. Ama o zarf her haliyle; "beni devletin...
  • 11 Nisan 2010 -- Pembe lale (5)
    İstanbul, lale devrini yaşıyor bu bahar. Lalenin ne kadar pahalı olduğundan, bizim ülke olarak ne denli zengin olduğumuzdan, birilerinin cebinin çok fena dolduğundan, söz etmeyeceğim. Zaten söz etsem ...
  • 13 Ocak 2011 -- Venüs bana ne yapıyorsun söyler misin? (9)
    İlginç bir ruh hali içindeyim son günlerde, ağzım kulaklarımda gülen halime herkes alışık ben dahil ama buna duyduğum gördüğüm yada düşündüğüm bir şeyde hemen gözlerimin yaşarması da eklendi. Örnek...
  • 08 Ağustos 2010 -- Usta (1)
    Okuyacağınız yazıyı 7 Kasım 2009'da yazmışım, ilginç olan şuki o günden bugüne değişen hiç birşey olmamış. "Hiç birşeyin tat vermediği, ha gayret mekanizmasının devre dışı kaldığı, belki kanıksamış...