Bir anın içine yüzüstü düşen görünenin, dış gerçeklerle göbek bağı kesildikten sonraki süreç; ben buna, son günlerde kaybolmak diyorum.
Datça’nın –bence- en uzak noktasındayım. Çıktığı yokuştan yuvarlanırcasına inen de benim. Buralardan yıllar önce de geçmiştim, o zaman boş araziydi. Gördüğüm evler daha önce yoktu, ya bu bahçeler kimin, kim bu insanlar, ne zamandır var bu mahalle, sabah sabah ne işim var izini sürmediğim, bilinmeyen yerlerde?..
Zorba kayıp. Oldukça şık ve güzel, işveli, koca gözlü, uzun burunlu bir dobermanın peşine takıldı ve yıldırım hızıyla uzaklaştılar. Dizlerim kesiliyor, elim ayağıma dolaştı bir kere; onlara yetişmem mümkün değil. Bellek yitimi yaşıyorum, sanırım şu saatten sonra hiçbir şey umurumda olmayacak.
Nefes alamıyorum, boğazım alev alev. O, buraları bilmez, daha önce hiç gelmedik.
‘Kayboldu!’
‘Veterineri arasam mı’?
‘Ne yapacak ki Hakkı, ev ev dolaşacak mı?’
‘Olsun, belki birileri görür de haber verir’
‘Çok komik olduğunu biliyorsun değil mi?’
‘Şu gelen arabayı durdurup, sorsam’
‘Görmedim derse ve hatta sabah sabah kadının biri bana iş attı derse, sinirlenmeyecek misin? Hem O bir köpek, kaç paralık hükmü var ki insan gözünde?’
‘O da var’
‘Kayboldu!’
‘Gelir, bulur beni, gelir değil mi?’
‘…’
Çıktığım yokuştan, bakına bakına iniyorum. Görüntüm çok komik, biliyorum. Sağa sola koştururan, hem de çekinmeden, ‘Zorba!’ diye bağıran, çokça ıslık çalarak yürüyen bir kadın ve vakit bir hayli erken… Pencereler açılıyor, kapı önlerinde karaltılar çoğalıyor, öylece dikilip bakan siluetler…
‘Zorba kayıp’ diyorum, belli belirsiz, duyacağım sesle… Deli kadını oynadığım kaçıncı oyununun, hatırlayamadığım kaçıncı sahnesi bu!
Zorba…
Dönemezse, beni bulamazsa, ki benim onu bulmam mümkün değil… Gözümün önüne çocuklar geliyor, köpeğime ip bağlamış çekiştiren çocuklar… Biri; ‘kuyruğunu keselim’ diyor, coşkuyla koşuyorlar, Zorba da peşlerinden. Onları, bu kadar sadist yetiştiren bizleriz; yok saydığım eserlerin, bu sabahki görüntüsünden korkuyorum…
Bir adam tekme atıyor, böğrüne geliyor. Kuyruğunu kıstırıp kaçıyor… ‘Kaçar O’ diyorum, çok hızlı koşar, peşinden taş bile yetişemez; ama insan canlısı, fazlasıyla sevecen. Kendini sevdirmek için yaklaşır, unutur bizim zavallılığımızda saklanan acımasızlığımızı!
Kadınlar taş atıyor. Sinirli, suratsız bir kadın. O, az evvel yanımdan geçen kadın değil mi, hani hastaneye geç kaldık diye söylenen, yoluk saçlı kadın;‘Sen de nereden türedin buralara, hoşt!’ Diye bağırıyor, sırtına geliyor atıtığı taş, Zorba şaşkın…
Aklımda Zorba’nın her türlü hâli, ya bulamazsam, ya dönmezse, ya beni bulamazsa! Adımlarım bana sormadan yavaşlıyor…
Belediyeye anons mu ettirsem. Kulağımda hopörlerden gelen cızırtılı ses;
“On bir aylık, siyah labrador kayıptır. Göğsünde beyaz akıtması olan köpek, sakin mizaçlı olup, saldırgan değildir. Gören, ya da bulanların falan telefona haber vermeleri rica olunur’
Köpek havlamaları var uzak tepelerde; ya oğlumu paralıyorlarsa? Ki bu aralar erkek köpekler O’nu rakip olarak algılamaya başladı. Başında koca bir diş izi, bir hafta evvel de Mare’nin köpeği ısırmıştı, tam da onun olduğu yerde. Kanlar içinde koşuyor oğlum, beni arıyor, eyvah!
E Zorba!
İşe giden adamlar geçiyor yanımdan; gözleri meraklı bakan adamlar kendi işlerine baksalar ya! Tasmayı gösterdiğimi fark ediyorum; bu nasıl bir savunma! Kime, neyi anlatmam, izâh etmem gerekiyor hâlâ, ben köpeğini kaybetmiş bir kadınım; az sonra ağlarım gibisine yürüyorum, ağlarım da!
Yokuş ardımda kaldı, iki adım sonra evdeyim. Şu kaldırımda otursam; keşke yanımda sigara olaydı, belki de tanıdık birileri; hani öylece dikilmemin haklı nedenleri görselleşeydi; offf!
Ve Zorba uzaktan görünüyor, dili sarkmış, nefes nefese bana doğru koşuyor…
Zorba!
Üstüme atlıyor, sarılıyorum. Oyun oynadığımızı zanneden çılgın yaratık tasmasını takamadan uzaklaşıyor, yine ellerimden kayıp gidiyor.
Zorba beni buldu, on ay evvel bulduğu gibi…






Ocak 23rd, 2011 on 09:53
teşekkürler sevgili hocam, sizi burada görmek büyük şeref!
Ocak 22nd, 2011 on 22:25
Sevgili arkadaş;
Ne iyi etmişsin buralara yazmakla. Artık yazılarına ulaşabileceğimiz bir adresin daha var veee: “Aboneyim aboneee!..” şaka şaka. Bu güne değin yazılarını nasıl bir heyecanla okuyup keyif aldıysam, aynı heyecanla “Kaybolmak” ı okudum ve çok keyif aldım. Ellerine sağlık, yüreğin dert görmeye.
Ocak 22nd, 2011 on 11:35
çok teşekkürler sevgili sıdıka, kaybolmak değilde kaybetmek acı veriyor insana…
Ocak 21st, 2011 on 23:29
Müzeyyen hanım,
harika bir yazı olmuş, sanki sizinle birlikte ben de Zorba’yı aramış ve o ruh halini yaşamış gibiyim…ayrıca anlayan için çok duyarlı ve ders alınası bir yazı…