İstiklal caddesinin iğne atsan düşmez kalabalığından korku içerisinde arkadaşımın koluna sıkı sıkıya sarılıp geçerken gözüme banklarda ve mağazaların kapanmış kepenklerinin önüne serdikleri gazetelerin üzerinde yatan sokak çocukları takılıyor.
Tam o sırada yanımızdan tıpkı bir çiçek koklar gibi elindeki siyah poşeti yüzüne dayamış nefes almaya çalışan bir çocuk geçiyor. Arkadaşım ona olan bakışlarımı fark edip “Elif yeter artık dik dik bakma. Şimdi başımıza iş açacaksın” diye beni uyarıyor. Ne olup bittiğini anlamadığımı fark ettiği anda ise bana bakıp gülerek “sakın bana onun ne yaptığını anlamadığını söyleme. Tiner çekiyor fark etmedin mi köylü güzeli? Sizin oralarda olmaz tabi böyle şeyler.” diye sözlerine ekliyor.
O an duraksayıp yaşadığım hayat için bir kez daha şükrediyorum içimden… Sonra arkadaşıma dönüp” polisler bu duruma neden müdahale etmiyor?” diye soruyorum. Arkadaşımdan yine yarı umursar bir cevap geliyor; “Etrafına bir baksana ne çeşit insan ararsan var. Polis hangi birine yetişsin. Bu yüzden böyle şeylere çok takılma yolumuza devam edelim geç kalacağız hadi” diyor. O an anlıyorum ki şehir büyüdükçe, yüreği küçülüyormuş insanın…
Bu olayın üzerinden aylar geçtikten sonra, işte bugün uzun zamandır sabırsızlıkla beklediğim Lamekan/Sokak Çocukları adlı belgeseli seyrettim. Bu belgeseli tek bir anını bile kaçırmadan izlemeyi çok istiyordum çünkü onları yüreğimden anlamalıydım onlar hakkında gerçek bir şeyler yazabilmek için. Neden bunu yaptıklarını, nasıl bu hale geldiklerini, hayattan ne istediklerini ve ne istemediklerini içimden sorgulamalıydım…
Sokak çocuklarından bir tanesine “Anne ne demek?” diye soruluyor belgeselde. Çocuğun cevabı ise içler acısı “Bilmiyorum ki…” diyor. İşte bu hale gelmesinin bütün sebebi bu cevabın altında yatıyor aslında. Anne yok, baba yok bu da demektir ki sıcak bir yuva yok!
Gelecek için ne düşünüyorsun diye sorulduğunda birçoğunun cevabı yine umutsuzca; “hiçbir şey düşünmüyorum” oluyor… Karınlarını nasıl doyurdukları sorulduğunda ise çöpten kutu topladıklarını, selpak sattıklarını, bazen paralı sarhoşlar için içki aldıklarını, bazen dilendiklerini, bazen çorap, keçe sattıklarını ve hatta bazen de satış olsun diye arada bir fenerli arada bir galatasaraylı olduklarından bashediyorlar. İçlerinden bir tanesinin cevabı ise bambaşka… O perişan halinde bile ekran karşısında onları izleyenlerin canı çeker diye düşünüp “aman canınız çekmesin ama bazen bize acıyıp, aç olduğumuzu gören lokantacılar döner veriyor bize” diyor. İşte o an izlediğim o kısacık belgeselde gözlerim doluyor…
İçlerinden bazısı insanların onlara kötü gözle bakmasından rahatsızlık duyuyor, bazısı sadece eğitimlerine devam edip içinde bulundukları o dehşet verici durumdan kurtulmak istiyor, bazısı ise daha karamsar “bu iş böyle devam ederse bu işin sonu ya cezaevi ya da ölüm” diyor.
Düşünüyorum da onların bu hayattan istedikleri şeyler imkansız değil aslında… Biraz umut, biraz sevgi, sıcak bir yuva, onları seven bir anne, annelerine el kaldırmayacak ilgili bir baba… işte tek istedikleri bu…
Yalçın Bey duyarlılığınızdan ötürü size ve bu belgeselde emeği olan bütün ekibe teşekkür ediyorum… Sevgiyle kalın…






Ocak 17th, 2011 on 14:52
Elif hanım bu güzel yazınız çok teşekkür ederim bu hafta deprem bölümü yayınlanacak iyi seyirler.
Ocak 17th, 2011 on 17:22
çok teşekkür ederim Yalçın Bey. izleyeceğim.
Ocak 16th, 2011 on 21:58
Neden insanların umrunda değildir ki bazı insanlar da benim kadar mutlu olsun.Bazen düşünüyorum ki insanlar hayata önem verdiği kadar neden başkalarına kucak açıp el uzatmıyor.İnsanlar bazen önemsemiyor sokak çocuklarını bazn önemsiyor.Keyfi yerinde olanın umrunda değil,olmayanın ise umrunda .Üzülüyor herkes ama nedense bir el uzatmıyor.Yaşamaları için çaba sarfetmiyor.Her insan özgürlük,eğitim ve en önemlisi ise yaşama hakkına sahiptir .Onlara bu hakkı tanımayan suçludur ve daima suçlu olacaktır …
Ocak 16th, 2011 on 22:25
Dediğim gibi hata herkeste aslında. Onların istedikleri şeyler ise gerçekleştirilemeyecek imkansız şeyler değil. Ve dediğiniz gibi birçok insanın bu konu umrunda bile değil, birçok konuyu umursamadıkları gibi buna da duyarsız kalmayı tercih ediyorlar. Ama hiçbir şey için geç kalınmış değildir.Sizin söyledikleriniz, benim söylediklerim ve bu konu ile ilgili diğer görüşlerini sunan insanlar bile birer tepki, birer umut çizgisidir. Teşekkür ediyorum güzel yorumunuz için Elif Hanım…
Ocak 17th, 2011 on 22:28
teşekkürler ama ben 11 yaşında olmama rağmen yine de herkes gibi bunu farkındayım elif savaş’a =)
Ocak 15th, 2011 on 14:36
Evet gerçekten çok üzülürüm bende sokak çocuklarına.. Kimbilir neden sokaktalar neden böyle olmuştur diye çok merak ederim hep. Hatta bir keresinde parkta otururken bir çocuk geldi yanımıza onunla korkmadan konuştuk. O kadar akıllı bir çocuktu ki hayret etmiştim ama kimsesizdi sokakta yatıyordu. Keşke çok param olsa onlara bir yer yaptırmak ve eğitim almalarını sağlamak isterdim. Paylaştığın için teşekkürler.. Sağlıklı ve mutlu günler dilerim…
Ocak 16th, 2011 on 16:21
hiç bir birey bu şekilde yaşamayı hak etmiyor. İçlerinde bulundukları durumda başta aileleri olmak üzere herkes biraz suçlu aslında… teşekkür ederim yorumunuz için. Sevgiyle kalın Saliha Hanım.
Ocak 16th, 2011 on 22:02
İnsanlar yaşar ve yaşamalıdır. En önemlisi ise bu konunun sebebi” Lamekan” adlı belgeselin yönetmeni benim annemdir, onunla gurur duyuyorum ve kötü gününde de iyi gününde de yanında olan arkadaşı Yalçın’a teşekkür ediyorum…
Saygılarımla; Elif Savaş’a
Ocak 16th, 2011 on 22:32
Anneniz yönetmenliğini yaptığı, gerçekleri yansıtan bu belgesel ile sokak çocuklarını en yalın halleriyle yansıtmış. Annenize, Yalçın Bey’e ve uğraş veren bütün ekibe bir kez daha duyarlılıklarından ötürü teşekkür ediyorum. Sevgiyle kalın…