- Her detayı gizemli bu evrenin nasıl var olduğunu sorgulayıp, keşfetmeye çalışıyoruz.Peki en az evren kadar gizem dolu biz insanlar, kendimizi ne kadar keşfediyoruz? Mucizeler ve rastlantılarla dolu bu süresi meçhul ömrümüzde bu keşfi yaşamaya değmez mi?

- Evren için de, insan için de bu keşfi tamamlamak imkansız.

- Her geçen gün birilerinin eklediği bilgiler büyük bir yapbozu  tamamlayan ufak bir parça. Bütünü görebilir miyiz bilmiyorum ama denemeye değer diye düşünüyorum. Amaçsız ve sebepsiz geldiğimiz bu yaşama en azından elle tutulur, hissedilir bir şeyler bırakmak  varlığımızı hissetmenin en güzel yolu değil mi?

- Hissedilir bir şeyler  bırakmak mı? Mesela; aşk, sevgi, keder, esaret, özgürlük…
Modern zamanın özgürlüğüydü ardında tutsaklar bırakmak. Benimse ;

Dört duvar arasında büyüdü çiçeğim
Işığa hasret, karanlığa anarşist.
Ayaklarımı bağlayıp yürü dediler,
Özgürlükse uçmaktı.
Yaşam hak ettiğim bir ödül müydü,
Yoksa haksız yere verilen ceza mı?
Kimdi benim hakimim,
Acılarımı müebbet kulağıma fısıldayan…

- Anlıyorum seni. İlmik ilmik acımak. Zamanlar arasında sıkışıp kalmak. Boğazına kadar kabusa dolmak. Ve bir şey yapamamak! Girdiğin her yol çıkmaz sokak,taş duvar.Söylediğin her söz sessiz çığlık.Dudakların kımıldıyor ama anlamıyorlar seni…Duramıyorum, Çırpındıkça daha da özleme batıyorum diyorsun,sevişirsen geçer diyorlar..!

- Hep dediler ya şairler yazarlar “Sen değerlisin, kimse için üzülmeye değmez,kendi mutluluğun için yaşa.” Evet bu sözler kötü insanların eline geçtiğinden beri kendi çıkarları için kullandılar. Ne yaşadılarsa sırf kendi çıkarları içindi. Aldım verdim ben seni yendim oyunuydu bu.Tükettiler tükendiler.Üstelik başka mutluluklara göçüp gitmekte hiç de zorlanmadılar.Mühim olan kendileriydi.

- Dürüstlük bir defa kaybedilince dönülmez yollara girermiş çocuklar. Adım adım büyürmüş serseriler. Ve adım adım kaybolurmuş yanlızlıklarında. Alkolik sokakların gevşek taşlarından ibarettir kalan ömürleri. Ta ki hasretine bir kadın topuğu sıkışana kadar.

- Oysa şefkat ve tutku kadın ruhuna deyince aydınlanmış bütün evren.Mertlik ve dürüstlük  erkek tenine deyince huzur içinde kısmış gözlerini geceler…Ve o gün aşk doğmuş ellerinde;

- Ben bedenime duvarlar örmüşüm… o ise yüreğine..!

- İnanmak derin ve tutkulu..hiç bir itirazı olmadan tanrıya tapar gibi.Yada inandırmak koca bir yalana bir ömür.Derin bir nefes almak sigaradan ciğerlerin tükenene kadar.

- Bu yoğunluğun içinde bocalayan, arayışsız ruhlar. Sığınmak için geçici taktığımız maskeler, büründüğümüz karakterler birer kaçış noktası. Daha ne kadar saklanabilirsin ki. Her acı çektiğinde, bu karakterin bedenine yerleşmesine izin mi vereceksin? Zamanla  kişiliğini ele geçirmesin? Üstünü kapatmak, geçiştirmek, umursamamak alışkanlık halini alır. Bahaneler bizi daha ne kadar oyalar ki…

- Ne istediğimi biliyorum. Hiç ödün vermedim bu yaşıma kadar. Ama öyle bir ters düz ediliyorsun ki bocalıyorsun. Öyle olmasa şuan yalnızlık çeker miydim? Neden çarpıyorum sürekli soğuk kapılara. Bir türlü denk düşemiyoruz ismi lazım değil. Bilsem, tanısam söylemez miyim. Ah bir onu sevmeme izin verse. Çıkartacağım insan içine, işte bu senelerdir sevgi diyip katliyamlar yarattığınız…

Üç beş dakikalık sevişlere yetişmez ellerim
Sarılacaksan sımsıkı,
Yüreğine yabancı gelen misafirdir nefesimin sıcaklığı…

¹
Kara gecelerimdir, seni çığlıklarımla uyandıracak olan
Sabır taşlarında yummalısın gözlerini.
Kabuslarımdır, ölmek bilmeyen hayali canavarlarım.
Kızarsam hele küser gözlerim
Kesilir gülüşler, susar çocuklar.

²
Düştüğümde şefkat görmeye dursun
Islanır gülüşler gözyaşlarımla
İzi kalır beyaz mendillerde
Saklandıkça kıymeti bilinen.

³
Uzun merdivenlerden geçer yolum
Diktir başım eşittir her adımım
Güç ister nefesinin bittiği anlar
Kararlı her adımdır bildiğim tek gerçek…

- Aşktı bu, iki kişiyle vardı. Fedakarlıktı köklerini besleyen. Birini mutlu ederek mutlu olmak… Hanginiz bu gülümsemeyi görerek tatmin oldunuz? Şairler haklıydılar kendi mutluluğumuz için bunu yapmalıydık. Bir başkasını mutlu etmek için emek harcamak. Bir beklenti duygusuna kapılmadan, samimiyetle… Ancak bu seni değerli kılar. Ve edecekse bu mutlu etmeli.Sonunda acı çekeceksek de buna değer. Üzülmeyi hak etmek bu olsa gerek.

- Kalmadı öyle sevgiler bu dediğin imkansız.

- İmkansız kelimesine inanmazdım. İnsanın inandıktan sonra başaramayacağı hiç bir şey yoktur diye düşünürdüm. Öğrendim ki bu inancın yanında yinede insan kesin konuşamıyor. Kesin konuştuğum her şey beni terk etti. İmkansızın olmadığına inanmak, aynı zamanda kesinde konuşamamak. Sanırım hayat, bu iki şık arasındaki, boşlukta bocalayan bizden ibaret.

Hayat defalarca sınamasına rağmen insanlık hala aynı hataları yapıyor. İki akıllı insan birbirini olgunlaştıramaz mı? İlla yanlışı yaparak mı doğruyu bulmalıyız. Soruları cevaplamama lüksüne sahibiz. Yanlış soruların yanlış cevapları olmasak, kendi sorularımızın doğru cevaplarını bulsak..!

- Aşka kendimizi ispatlamaya çalışıyoruz. Ne kadar dirayetli olduğumuzu, aramadan durabilmeyi, onsuzda yaşanabileceğini, umursamaz olmayı, görmeden aynı şehirde kalabilmeyi, sesini duymamayı… Biliyoruz ki hiç kimse unutulmaz değildir. Peki bu neyin ispatı ve kime? Sevgiliye mi? İnsanın kendi çaresizliğinden, kendine olan nefretinden öte değil bu. Kendini, kendine ispat etmenin ta kendisi. Duygusallıktan bunalmanın bir isyanı olabilir mi? Ama gözden kaçan bir şey var ki bu bocalama zamanlarımızda yaşanılacak en güzel aşklar heba ediliyor. Akılsız başın cezasını aşk çekiyor.

- Beklenmedik bir anda beklenmedik bir zaman diliminde hayatınıza öyle insanlar girer ki bir tercih yapmak zorunda kalırsın. Kimi insanlar vardır onları tercih etme lüksüne bile sahip değilsindir. Bu sevgiye sımsıkı sarılmak en akıllıca olanıdır.

- Kadın ruhuna yabancı bir erkek eksiktir. Hele tanımaya çalışmış, yara almış ve  acısını başka kadınlardan çıkarıyorsa acizdir. Vurmak, gitmek, umursamaz olmak sizi kahraman kılmaz. Aşk kahraman aramaz, kahramanlar yaratır aşklarını. Diğer türlü sadece özgüven eksikliğinizi tatmin edersiniz. Oda bir süre… Bu gidişlerin sonunun olmadığını fark ettiğinizde, tükettiğiniz kadınların cesetlerine sarılmaksa nafile. Ruhsuz bir beden soğuk, bakışları ise donuktur.

- Kafam hep karışıktı ve  bu dağınıklık içinde bir  düzenim vardı. Misal seni aradığımda yerini bilir derinlerimde duyumsar, acırdım.

İlginizi çekebilir

  • 28 Şubat 2009 -- Dün’süz adamın bu günü 28 şubat 2009 (0)
    Sabah 8' de kalktım ama evden çıkmam yine 10'u buldu, dışarısı hafif güneşli hafif soğuk ne bileyim karışık bir havaydı çözemedim, çok trafikte yoktu, 10.30 gibi açtım iş yerimi, bu gün iş yerimin old...
  • 22 Mart 2011 -- Parmaksız kadın ve pinokyo (0)
    Dualarının içi boşaltılmış kadın, Soğuk ve dağınık bir yüzden intihar ettin, kararmakta olan akşamın kucağına. Annesiz kalmış çocukluk gözyaşlarıyla, burnunu çeke, çeke Sesin titredi. Gözyaşı da...
  • 29 Ağustos 2011 -- Ce (2)
    Şehirde dün gece fena yalnızlık esti, kalabalığım da yoktu üşüdüm. Ve düşündüm; adımı bilen hiç kimse yok buralarda. 34 numara da kalan adamdan başka hiçbirşey değilim. Kim “Ce” dese o’na bakıyorum…  ...
  • 23 Ocak 2009 -- 21.01.2009′ da demlenenler (0)
    Sevgili Demliğim; Bugün hiç kalkmadım desem yeridir, ilaçlarımı alıp paso yattım, terledikçe kalkıp üzerimi değiştirdim... Hiç bu kadar ter attığımı bilmiyorum valla bir ara acaba altımamı kaçırdım...
  • 10 Haziran 2009 -- Hüceste Aksavrın/Sana yürümeyi ben öğrettim (1)
    Aşağıda yazdığım mısraları Mehmet Barlas bir televizyon programında söylemişti, çok etkilenmiştim. 2006 yılında aramızdan ayrılan Şair Hüceste Aksavrın, 17 yaşında Avrupa'ya okumaya gidip oraya yerleş...
  • 01 Eylül 2009 -- Bestelenen Sabahattin Ali şiirleri (0)
    41 yaşındayken hayata veda etmiş Sabahattin Ali ile ilgi geçmişte şurada birşeyler yazmaya çalışmıştım, bu gün Sabahattin Ali'nin bestelenmiş şiirlerinden örnekler vereyim dedim, işte bildiğim ve buld...