Tesadüfler karşılaştırırdı bizi… Bazen sinemada, bazen bir konserde, bazense akşamüstü yürüyüşünde… Birbirimizi gördüğümüz anda yüzümüzde en mahçup tarafından kocaman bir gülümseme oluşurdu… Hiç konuşmazdık ve hiç dokunmazdık birbirimize…
Uzaktan uzağa sever, birbirimizin ses tonunu duymak için deli gibi sabırsızlanırdık… Masmavi gözleri vardı onun. O masmavi gözleriyle bana baktığında sanki büyü yapmışçasına dururdu zaman… Yüzüne çok yakışan gülüşüyle bana tebessüm ettiğinde ise dünyalar benim olurdu… Onu izlemeyi çok severdim ve onun beni seyretmesine izin verirdim… Onu gördüğümde içimden hep aynı dua geçerdi “Allahım eğer ki hayırlısıysa sen onu bana bağışla” derdim…
Aradan aylar geçti sonunda dayanamayıp yanıma geldi ve kulağıma ismini söyledi… İçimde oluşan derin bir huzurla başımı öne eğip ona sadece gülümsedim… Elleriyle başımı yukarıya doğru kaldırdı “Sen hep böyle gül” dedi… Sonra gözlerimin içine bakıp “sanki seni yıllardır tanıyor gibiyim… Söylesene sen benim kaderim misin?” diye sözlerine ekledi… Yine gülümsedim huzurla… Hali tavrı öyle kibardı ki dışarıdan bakıldığında belki de bu yüzden büyü gibiydi…
Biraz daha zaman geçti… Ve bu zaman dilimi birbirimizi tanımamız için yeterliydi… Onun ruhuna aşırı sahiplenme hissinden oluşan engelleyemediği kıskançlıklar girdi… Zamanla aşılmaz duvarlar oluştu aramızda ve sonrasında birbiriyle konuşamayan iki insan olup çıktık işte… O hem kendine aşıktı hem de bana… Belki de bu iki sevgi onun o küçük yüreğini besleyemedi… Büyü bozuldu ve her şey bitti… Olanları ne bana olan sevgisi telafi edebilirdi ne de zaman bu aşka merhem olabilirdi… Hayırlısı değilmiş her şey başlamadan bitti…






Son yorumlar