Bu aralar “büyük konuşma Elif” diyorum kendime. Çünkü ne zaman büyük konuşsam aradan daha bir gün bile geçmeden ettiğim laf dönüp dolaşıp gelip yine beni buluyor… O yüzden inşallahla yatıp, maşallahla kalkıyorum arada bir de hayırlısı ne ise o olur diyorum… Asla, hiçbir zaman, katiyen gibi keskin bıçak misali kelimeleri kaldırdım hayatımdan. Şimdi bunu neden söyledin derseniz;
Annem bir süredir rahatsız. Haliyle iş başa düştü. “Yemek yapmam” diyen ben, yemek yapma olayında kendimden beklenmeyecek derecede iyi bir performans sergilerken; “Asla pazara gitmem” lafımı yutarak, pazar alışverişinde de kendimi aştım diyebilirim. Eskiden gitmek istemezdim annemle pazar alışverişine “sıkılıyorum, sevmiyorum ben kalabalığı” derdim. Annemse bana aldırmayıp biraz daha ısrar ettiği vakit “gitmem de gitmem, asla da gitmem, saçımdan çeksen de gitmem, küssen de gitmem, ne yaparsan yap gitmemmm gitmemmm” der tuttururdum çocuk gibi. Şimdi kendime diyorum “büyük büyük konuşur musun sen! al hadi bakalım sıkıyorsa gitme pazar alışverişine” diye. İşler değişti tabi madem mecburum pazar alışverişini yapmaya ee o zaman bunu bir şekilde sevmeliyim dedim kendi kendime.
Annemin alışveriş yaptığı bütün pazarcılarla tanışmakla başladım işe. Ay görseniz şimdi bizden iyisi yok. Annem sayesinde pazarda bir forsum var ki sormayın gitsin. Alıyorum pazar arabamı dalıyorum pazarın derinliklerine. İlk önce peynir siparişimi veriyorum “dönüşte alırım” diyorum peynirciye. Peynirci kocaman gülümseyerek “tabi ki hanımefendi annenize selamlar” diyor ve elime en sevdiğim peynirden bir parça tutuşturuyor. Peynirimi tırtıklarken sebze reyonuna doğru ilerliyorum ki en çok orada oyalanıyorum. Bir bakıyorum Hasan Abi ve çocukları işi gücü bırakmış sebzeleri seçmeme yardım ediyor, arkasından meyvacımıza uğruyorum o da başlıyor ne aldıysam bir bir tattırmaya; bir parça portakal, biraz da elma uzatıyor elime ikramını içten bir teşekkür ile kabul ediyorum. Dönerken “hakkınızı helal edin” diyorum, onlar da bana “helal olsun. anneye çok selam ellerinden öperiz” diyorlar.
Kısacası büyük büyük konuştum ama artık seviyorum pazara gitmeyi. Tezgahlardaki taze sebze ve meyva kokularını içime çekmeyi, her yiyeceğin bulunduğu tezgahta yarattığı renk ahengini izlemeyi, karşılaştığım apartman komşumla ayaküstü selamlaşmayı, pazarcıların kendi aralarında takışmalarına şahit olmayı hatta arada muhabbetlerine girip sohbetlerini kızıştırmayı, ikram ettikleri yiyecekleri tatmayı…
Valla ne diyeyim anne torpili gibisi yokmuş






Şubat 13th, 2011 on 15:10
Annenizin ellerinden öpüyorum… Benim bile pazara gidesim geldi… Sevgiler selamlar…
Şubat 13th, 2011 on 22:02
sağolun Saliha Hanım hemen iletiyorum.
Şubat 13th, 2011 on 01:37
valla kimseden torpilli değilim ama pazara gitmeyi çok severim
her sebzenin her meyvenin en tazesini orda buluyor insan.. üstelik çokta hesaplı oluyor..
ama ne yazıkki çalıştığım için pazara çok fazla gidemiyorum.. bu nedenle marketlerdeki solmuş sebzelere mecburuz.. yada sokağımızın köşesindeki manava..
Şubat 13th, 2011 on 14:51
Büyük şehirde yaşamanın dezavantajlarını yaşıyorsunuz Cheetos hanım. Bizde de hiç marketten sebze alınmaz illa ki pazara gidilir.sevmiyordum alıştım artık devamı gelir inşallah
bende bu torpil varken bıkmam gibi geliyor
Şubat 12th, 2011 on 19:50
Çok beğendim bu yazıyı yaf….. Emeğine sağlık yüreğine sağlık dayıcım….
Şubat 12th, 2011 on 21:02
Annem de pek beğendi şımardı hatun
keşke bu gece yanımızda olabilseydin balım. seviyoruz seni