“her şeyi kördüğüm yaşıyoruz. Tıkanıyoruz. Vurulduğumuzu hissediyoruz. Ama hiç kimseler dönüp bakmıyor bile… Galiba biz bilmeden manevi kıyameti yaşıyoruz!”

Bazen ağlamak istersiniz, gözlerinize dolar birkaç damla, hemen ağlayayım da kurtulayım dersiniz, çünkü insansınız ağlamayı bile aceleye getirirsiniz. Süzülünce tenden damlalar tüh be yazık oldu, değmezmiş dersiniz, çünkü siz bir kere hayatın ihtiraslı yoluna girmişsinizdir. Ne yapsanız çıkamazsınız o kördüğüm olmuş dünyadan, bir kere sevgiyle, saygıyla bağlanmamış o düğüm, nazarınıza arz-ı endam uğramıştır çırpındıkça dertlenirsiniz… Oysa gözyaşı kutsidir, hiç eşdeğeri olur mu?

Kahrolası egolarıyla yaşayanlar daha ne kadar aç gezeceksiniz. Daha kaç firavun uğrayacak dünyamıza, hepsini mi görmemezlikten geleceğiz, hepsine mi boyun eğeceğiz. Tutarken elimizden bir bebek hiç mi farkında olamayacağız gerçek masumluğun. Oysa Fuzuli ne güzel bahsetmiş “selam verdim rüşvet değildir diye almadılar,” her dönemde saygısızlık, ihtiras değişmemekte, üstelik yerleri daha sağlamlaşmakta. Hayatımızı daha ne kadar nefsimizin esiri yapacağız, doyar mı hiç sanıyorsunuz?

Evet, artık şefkatin sıcak kollarına atılmakta o kadar istekliyiz ki bir kıvılcım bizi hayatın gerçek merkezine götürmeye yetecek. Huzuru erken uyanan mevhum sandıkça, daha çok yanılacağız. Oysa içimizde kaç güzellik pınarı kurumadan bizi ona götürebilir ki onun aşkından başka!

Şu dünya kayıp insanlar meydanına döndü. Her yerde sürgün yemiş ruhlar dolaşmakta. Çoğuna sorsan haklıdır. Çünkü insan egosunun esiri olduğu sürece gerçek güllerin kokusunu asla duyumsayamaz. Bunalım moda, yalnızlık bedene yakışan en asil farklılık artık. Hani birde bebekler olmasa, onların gülüşüne inanılmamış olsa, halimiz hangi peygamberin kılıcında can bulurdu bilinmez…

Dünyanın derdi maddi bunalımlar değil; işsizlik, giyim kuşam meselesi, açlık ve sefalet sorunu değil, asıl mesele manevi bunalımda. Kalbin, ruhla olan bağının kopmasında; yaşamsal lezzetin, güçlü kişiler tarafında yönlendirilmesinde. Neden ezilenler, ızdırap çekenler masumlardan ibaret sanıyorsunuz, çünkü onlar sessiz ve kendi hallerinde yaşarlar. Artık ütopik masallar zamanına yelken açılıyor, rüzgarı doğru kullananlar en güzel adalarda yaşayıp, kalbine güzel ninniler ısmarlatıyor. Gerisi mi, gerisi çoğu kez o gemilerde kürek çekicileri gibi her şeyden bihaberler… Belki de sen de öylesin, kim bilir…

Şimdi gelelim dünyanın güneşle olan uzaklığına, Keops piramidinin içinde gizli olan pi sayısına… İşte hayat bu! Hayat sana saçma gelen ama gizemi hala sır olan o beynin içinde, kalbinde, sana dokunan bir bebeğin parmak uçlarında… Hayat beyninle, kalbin arasında bir yerde, hadi git şimdi kullan onları, güzelleştir hayatı, güzelleştir dünyamızı…

(sizden biri/belki sen)

İlginizi çekebilir

  • 14 Eylül 2010 -- Gözün arkada kalacaksa marifet değildir gitmek (0)
    Vakit ayrılık vaktiydi... Vapur iskeleden hareket etmek üzereydi. Genç adam gözleri dolu dolu sevdiği kadına doğru baktı. Kadının yüzünü ellerinin arasına aldı, son kez doymak istercesine okşadı, sonr...
  • 27 Mart 2011 -- Okuma-Yazma bilmiyorsan… (0)
    Hani bazı durumlar, olaylar, fotoğraflar vardır ya, belki yorumlasan 10 sayfa yazı çıkar ama her şey zaten ortada deyip vazgeçer, susarsın. İşte yandaki görsel'de bu sustuklarımdan... Seviyorum eği...
  • 26 Eylül 2009 -- Bal tutan parmağını yalar (0)
    Bağımsız Eğitimciler Sendikası bir araştırma yapmış sonucunun bizi pek şaşırtmayacağını düşünüyorum, efendim araştırmaya göre Türkiye'de her çocuk 9 bin 825 TL borçla doğuyormuş. - Şaşırdık mı? ...
  • 24 Şubat 2011 -- Aşk meydanı (2)
    Hatalarından ders almalı insan... Ve zamanı geldiğinde çok sevse bile çekip gidebilmeli kalp... Özlese bile gururdan değil kırgınlıklarından dönmemeli yolundan... Uzaklaşmalı sevdiğinden, kendisiyle u...
  • 24 Nisan 2010 -- Hasankeyf’in hüznü bitsin Hasankeyf Dünya mirası olsun. (0)
    Sunipeyk.com'un "Hasankeyf dünya mirası olsun" başlığı ile başlattığı girişimi destekliyorum. UNESCO'nun belirlediği: "10 Dünya Mirası" kriterinin 9′una sahip Hasankeyf dünyadaki en zengin doğal ve...
  • 01 Mart 2010 -- Hayırsız (0)
    Çıkmazlar sokağı No: bir, Ne gelenin, ne gidenin, Zaten çıkmazsın dışarı bir adım, Saçın da teller ağarmış, Gözlerinde fer sönmüş, Umut son bulmuş, Artık bu kulübede, Hayırsızı düşünürsün, Sig...